alin taşçıyan
Oca 06 2018

Kibar ve şık ülkeye nostalji

ABD’de olsak ZAZ, İngiltere’de olsak Monty Python ekibinin bir üyesi olurdu herhalde, Cem Yılmaz… Ama Türkiye’de gelip dayandığı bir limit var: Geniş kitlenin sevgilisi sıfatıyla onlara hitap eden filmler ve gösteriler yapmak.

Zeki, yetenekli ve kültürlü olduğu için zamana ve topluma, insan doğasına dair eleştirilerini - memnuniyetsizliğini ve kendi doğrularını da vurgulayarak - yapmayı başarıyor ve bunu herkesçe kabul edilebilir ölçüde bir mizah anlayışı çerçevesinde tutabiliyor.

Ülkenin sosyo-ekonomik yapısı uygun olsa da gişe rekorları kırma ihtiyacı ağır basmasa, limitlerini aşsa diyeceğimiz bir mizahçı ve sinemacı… Sinemaya gerçek anlamda tutkun, çok film izleyen, iyi film yapmak için gayret gösteren bir yönetmen.

Futbol maçını da aksiyon sahnelerini de özenle çekiyor, popüler türlerin hakkını verirken arthouse sinemaya da gönderme yapmayı ihmal etmiyor. Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan göndermeleri filmdeki en zarif esprilerdi.

ArifV216 tam da limitte bir film olmakla birlikte Yılmaz’ın belki de Bakhtin’den feyz aldığı, karnaval ve parodi kavramlarını düşünerek uzayda ve zamanda yolculuk edilen bir seri yaratmaya çabaladığı düşünülebilir.

Serinin ilk iki filmi G.O.R.A. ve A.R.O.G’u Bakhtin’in kuramlarıyla ilişkilendirmemiştim, doğrusu. Daha alçakgönüllü bir yapım olan, filme adını veren gezegende geçen G.O.R.A.’ya güldüğümden, tarih öncesine giden A.R.O.G.’u ise devam filmi olarak daha yüzeysel değerlendirdiğimden olsa gerek...

ArifV216’ya ise birkaç espri dışında hiç gülemediğim için filmi çözümleme, son derece kalabalık olan referanslarını anlamlandırma ihtiyacı daha da arttı.  

Filmin iyi insan olmak üzerine söylevinden, Pinokyo ve A.I.’dan girip Terminatör ve genel olarak robotların dünyayı ele geçirdiği gelecek distopyasından çıkmasından, herkesin kibar, şık, mert ve sevgi dolu olduğu, kötülerin de dersini aldığı Yeşilçam filmleri nostaljisine gömülmesinden, uzun uzadıya Zeki Müren taklitlerinden, bol bol kullandığı Türkçe pop şarkılarından, havada uçak takibi dahil aksiyon sahnelerinden şahsen hiç hazzetmesem de bunlar bir amaca hizmet ediyor.

Arif

ArifV216 bir ZAZ komedisinin (David Zucker, Jim Abrahams ve Jerry Zucker’dan oluşan, Uçak, Çıplak Silah ve Çok Gizli filmlerini üreten yazar - yönetmen grubu) yerli versiyonu olarak nitelendirilebilecek bir film. Aslında çoğu filmi pastiş olan Yeşilçam’ın ve Hollywood parodilerinin parodisi…

Üstkurmaca öğeleri de kullanıyor, ama bütün olarak bir üstkurmaca değil. Ustaca zamanladığı esprilerle izleyiciye bir film izlemekte olduğunu hem sözlü olarak hem de siyah beyaz ve renkli film geçişlerini kullanarak hatırlatıyor.

Ama büyük bir farkla: ArifV216 kökenine karşı çıkan, isyan eden, özgür bir Ortaçağ karnavalı değil. Aksine kökenini (İyi insan modelleri, karikatürize kötüleri, Cem Yılmaz’ın deyişiyle “homojen mahalle”leriyle İstanbul’un bile tamamını temsil etmediği halde Yeşilçam filmlerinde yaratılan Türkiye yanılsamasını) yücelten bir film.

Günümüzde bu şekilde tavır almak, yani ‘eski Türkiye’ ne güzeldi, yenisi ne fena, ne kadar kötü ve kaba oldu herkes, eskiden böyle miydi, demek ilericilik sayıldığı için Kilyos’ta sevgilisiyle el ele kıyıda koşmak isteyen robot V216 bir ‘romantik isyankar’ sayılabilir, elbette.

Arif

Arif ise hep bildiğiniz Cem Yılmaz kahramanı, sonunda vicdanının sesini dinlese de ağzından amk küfrünü düşürmeyen bir lümpen. Filmin başında insanlara uzaydan tapu satıyor! Sürekli Yeşilçam filmi izleyen V216’nın G.O.R.A.’dan gelip artık insan olmak istemesiyle Arif’in dümeni bozuluyor.

Mahalleli uzaylıya karşı ayaklanıp gizli servisler peşine düşünce zaman makinesiyle kaçmak isterken kendilerini 1969 yılında Üç Arkadaş filmi misali bir mahallede buluyorlar.

Kibar ve şık eski Türkiye’de, tam da filmlerde canlandırdıkları karakterler gibi yiğit olan Sadri Alışık’ı, Ayhan Işık’ı,  Cüneyt Arkın’ı, Filiz Akın’ı, Ajda Pekkan’ı ve Zeki Müren’iyle bir Yeşilçam aleminde! (Filmin başlangıcında kurgu oldukça dengesiz, 216’nın füzeyle gelişi, mahallelinin isyanı vs. muhtemelen kısaltıldığı için alelacele geçiliyor).

Bu eski Türkiye illüzyonunu sorgulamıyor, film. Dolaylı olarak kullanılan politik hiciv Cem Yılmaz’ın tarzı değil… Arif, meyhaneci Yorgo’ya müşterilerine neden “Yeter artık içtiğin, içme” dediğini, kimse içmezse nereden para kazanacağını soruyor da beş yıl önce memleketlerinden kovulan akraba, dost ve komşularını sormuyor.

216’nın bir oyuncak fabrikatörünün eline düşmesi ve G.O.R.A. teknolojisini çözemeyen başmühendisinin “Almanlar” ile işbirliği ısrarı sonucu 2017 bir distopyaya dönüşüyor ama o uzak geleceği Terminatörleşmiş 216’dan kurtaran Arif, filmde karşılaşmadığımız solcuların ve aydınların iki yıl sonra askeri muhtıra ile hapsedileceğini, işkence göreceğini, yaptıkları filmlerin yasaklanacağını hatırlamıyor. Onun aklında Zeki Müren’in Amerikalı piyanist ve şarkıcı Liberace’in gardrobundan taklit giysileri kalmış…

Keşke nostaljik olduğu kadar ironik de olsaydı ArifV216