alin taşçıyan
Haz 29 2018

Olağanüstü değilse de sevimli

Fransız yazar Romain Puértolas’ın L'extraordinaire voyage du fakir qui était resté coincé dans une armoire Ikea (Bir İkea Dolabında Mahsur Kalan Fakirin Olağanüstü Yolculuğu) adlı romanı Fransa’da bestseller oldu, 37 dile çevrildi. Geçen yıl da Ken Scott tarafından sinemaya uyarlandı.

Bu hafta sinemalarımızda gösterime giren Fakir: Bir Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu / The Extraordinary Journey of the Fakir, romanın başarısını gişede tekrarlamayı hedefleyen bir yapım.

Üç kıtada geçen, Mumbai, Paris ve Roma’nın güzelliklerini sergileyen, maceralı bir masal yolculuğu anlatan, Balonda Beş Hafta başta olmak üzere Jules Verne romanlarına gönderme yapan, eşitsizlik, yoksulluk ve mülteci sorununa değinen, Bollywood müzikal numaralarına da yer veren bir romantik komedi olarak formüle edilerek gişesi garantilenmiş. Paris güzellemesi tarafı ağır basıyor, belki bu yaz Hintli turist patlaması olur!

Yann Martel’in aynı adlı romanından Ang Lee’nin sinemaya uyarladığı Pi’nin Yaşamı’nı andırıyor Bir Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu. Kahramanımız bu kez, Pi Patel yerine Lavash Patel. Romanda Ajatashatru Oghash Rathod olan adını bu şekilde değiştirmenin kulakağa komik değil, gereksiz bir taklit olarak geldiğini belirtmeden geçemeyeceğim.

Çocukluğunu sevimli Hearty Singh’in, yetişkinliğini Bollywood’un Tamil yıldızı Dhanush’un canlandırdığı kahramana kısaca Aja deniyor. Aja, filmin anlatıcısı aynı zamanda.

 

fakir

 

Fakir, bütün insanların eşit doğduğu ama eşit olmadığı, şans faktörünün hayatlarını belirlediği fikrini geliştiren ama bütün masallar gibi mutlu sona doğru evrilen bir film. Feel good movie dediğimiz alt türe ait, izleyiciye kendini iyi hissettiriyor.

Çeşitli ırklardan bebekleri göstererek başlayan filmde, yetişkin Aja’nın bir hapishanede üç çocuğa “bir trajedi” anlatmasıyla devam ediyor. Bu trajedi kendi yaşamöyküsünden başka bir şey değil, ama içinde filme adını veren olağanüstü maceraları barındırıyor.

Aja esasen bir Hint fakiri değil, sadece fakir! Babası yok, annesi (Amruta Sana) çamaşır yıkayarak evi geçindiriyor. Okula başlayınca ekonomik durumlarının ne denli zor olduğunu fark ediyor ve hayattaki amacını zengin olmak üzerine kuruyor.

Annesinin doktorunun muayenehanesinde bulduğu IKEA kataloğu ise tutkusu haline geliyor. Filmde, kitabın aksine IKEA markası kullanılmıyor, ünlü bir İsveç mobilya üreticisi olarak geçiyor. Mumbai’da, üç beş parça eşyadan ibaret tek göz evlerde yaşayan Aja ve arkadaşları katalogdaki eşyalara bakmaya doyamıyorlar.

Bir babası olduğunu hep inkar eden annesi, Aja’ya kendisinin kurduğu Paris’e gitme hayalini de aşılıyor. Sokakta gözbağcılık yaparak para toplayan bir Hint fakirini örnek alan Aja ve kuzenleri sihirbazlık numaralarıyla para toplayıp yankesicilik yaparak geçiniyor.

 

fakir

 

Annesinin ölümünden sonra babasının Fransız bir sihirbaz olduğunu ve annesini her gün Eyfel Kulesi’nde beklediğini yazdığı mektupları bulan Aja’nın Odyssey’i başlıyor. Büyük zorluklar atlatarak Paris’e gidiyor. Oradaki ilk yaptığı iş meşhur İsveç mobilya mağazasına gitmek oluyor.

Karşısına çıkan genç, güzel, kariyer sahibi ama mutsuz Amerikalı kadına (Erin Moriarty) aşık oluyor.

Cebinde beş parası bulunmadığından bir gardrobun içine saklanarak geceyi geçireyim derken kendini mültecilerin saklandığı bir kamyonda İngiltere’ye sevk edilmiş buluyor!

Ardından Aja, arada film yıldızı Bérénice Bejo ile tanıştığı bir peri masalı da yaşamasına ve hazineyi bulmasına rağmen mültecilerle aynı kaderi paylaşmaya başlıyor…

İçinde masallara, maceralara, romantik komedilere ait onlarca klişeyi barındıran, çetelerine, korsanlarına ve polisine varıncaya dek karikatürize karakterlere sahip olan, internette insanların pek anlamlı diye paylaşıp durduğu mesellere yer veren ve hepsini birden abartılı biçimde kullanan filmin inişli çıkışlı bir ritmi var.

Tutarlı bir anlatıya sahip değil. Bunun nedeni de Aja’nın öyküsünü üç çocuk tutukluya anlatıyor, dikkatlerini çekip onlara esin vermek için uyduruyor olması.

 

fakir

 

Pi’nin Yaşamı’ndaki gibi anlatıların, yani izlediğimiz filmin, ne kadarının gerçek ne kadarının kurmaca olduğunu kesin olarak bilmiyor ve öğrenmiyoruz. Bu da yetişkin izleyicide filmin yüzeysel olduğu, özellikle de mültecilerin durumunu hafife aldığı izlenimi uyandırıyor. Bu da filmin kaçınılmaz ikilemi…

Hafif, eğlenceli, müzikli (son jenerikteki müzik insanı dans ettiriyor) ve duygusal bir film yaparken toplumsal içeriğini dengelemek oldukça zor. Yine Mumbai’de geçen Slumdog Millionaire misali iyi ve ödüllü bir film bile net bir kolonyalist yaklaşıma sahipti…

Hele ölümü göze alan bir yolculuktan sonra Avrupa sınırlarında yaşadıkları insanlık dışı muameleler ve Libya’da çektikleri çile söz konusu olunca, bir film çerçevesinde mültecilerin durumuna asla yeterince hassasiyet göstermek mümkün olmayabilir…

Roberto Benigni’nin Hayat Güzeldir / La Vita e Bella filmi misali mizahla, yumuşak bir eleştiri getirmeyi tercih etmiş Fakir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar