Oca 08 2018

Ölüm Odası: Soygun filmine başarısız bir 'korku' denemesi

Türkçeye “Ölüm Odası” olarak çevrilen The Vault, son dönemde IMDB’den en düşük puanı alan filmlerden.

Başrolünde, aykırı hareketleriyle sık sık magazin gündeminde kendine yer edinen James Franco’nun yanı sıra isimlerine pek aşına olmadığımız Taryn Manning, Francesca Eastwood, Scott Haze gibi isimler var.

Yüksek tansiyonlu kurgusuyla seyirciye korku-gerilim tadında bir soygun hikâyesi sunan film, bu bakımdan, artık bir tür olarak da kabul edilebilecek soygun filmlerinin tüm görsel ve işitsel kodlarını kullanıyor ve kimi eleştimenlerce “izleyiciye yeni bir şey vadetmiyor.” 

Temelinde kapitalizmin ve kitle sömürüsünün irdelendiği soygun filmlerine fazla aşina olmayan seyircilere bile oldukça yavan gelecek bir film eleştirisi bile yapılıyor.

Yönetmen ve senarist koltuğunda Dan Bush’ın oturduğu film için “Bağımsız Amerikan sinemasından gelen kendine özgü cazibesi olan bir film” yorumu yapıyor Atilla Dorsay. 

“Cazibe”nin kaynağını ise filmin türüne bağlıyor Dorsay ve ekliyor:

“Çünkü karşımızda tam bir soygun filmi gibi başlayan, ama giderek korku filmine kayan farklı  bir yapım var. Aslında hiç bağdaşmayan bu iki türü birleştirme çabası.” 

Film, klasik soygun sahnelerinden biriyle başlıyor. Bir taşra kentinde bir bankayı soymak isteyen bir çete var ve erkek kardeşlerini kurtarmak için soyguna zoraki karışan iki kadın…

“Tehlikeli” birisine ciddi biçimde borçlanan genç adamın kurtulması için yüksek bir meblağ gerekli.

Dorsay’a göre, açılışın yapıldığı soygun bölümü aslında filmin en ilgiye değer yanı: 

“Çünkü kendine özgü bir ritmi, değişik kahramanları ve kararlı bir anlatımı var.”

Filmin ilerleyen dakikalarında işler giderek karışıyor. Bir yandan banka görevlilerinin korku içinde, ürkek ve ezik durumları, diğer yanda soyguncuların kendi aralarındaki bitmeyen tartışmaları, kavgaları ve yükselen şiddet…

Ve görevlilerin arasında olduğu sanılan ama bu kesin olmayan gizemli bir adam…  

Filmi gerilime dönüştüren kısım ise asıl kasanın bulunduğu bodrumda yerleşmiş gözüken “ürkünç yaratıklar”ın ortaya çıkmasıyla başlıyor.

Bu iki türü kaynaştırma girişiminin pek başarılı olmadığı görüşünde Atilla Dorsay.  Ancak korku türünün iflah olmayan tutkunları için yine de temelde ilginç bir girişim olduğu notunu da düşüyor.

Filmin verdiği mesaja ilişkin ise “Banka soymayın. Ama kaçınılmaz ise, en azından eski-püskü yapılara girmeyin, yenisini bulun!” yorumunda bulunuyor Dorsay.

Film, vaat ettiği aksiyonu ve gerilimi zayıf senaryosuyla izleyiciye sunamamış gözüküyor eleştirilerin geneline bakılırsa. 

David Fincher’ın ‘Panik Odası’ iyi bir örnek olarak gösteriliyor. Her bakımdan ‘’basit’’ sayılacak bir senaryo fikrini modern ekonomiye, sınıf farkına nasıl başarılı bir şekilde yedirdiğini ‘Panik Odası’nda gözlemlerken, The Vault’ta bu hedef tutturulamamış tam anlamıyla.

https://ortakoltuk.com/film-elestirileri/olum-odasi

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar