alin taşçıyan
Şub 03 2018

Paramparça: Katja’nın adaleti…

Fatih Akın’ın Altın Küre kazanan filmi Paramparça, Almanya’daki Nasyonal Sosyalist Yeraltı - NSU davasından esinlenen bir film.

Dünya prömiyerini 70. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışarak yapan ve bu yıl Yabancı Dilde En İyi Film dalında Altın Küre kazanan Paramparça / Aus dem nichts, tartışmalı finaline rağmen, Fatih Akın’ın en iyi filmlerinden biri. Doğrudan politik olması, Almanya otoritelerini göçmenlere karşı önyargılı olmakla, ırkçılarla kararlı biçimde mücadele etmemekle eleştirmesi (bu eleştiriyi bütün Alman muhalefeti, entelijensiyası ve medyası yaptı ve yapıyor) ve Neo Nazilerin Avrupa bağlantılarına değinmesi filmi bir siyasi gerilim olarak güncel ve önemli kılıyor. Bir janr filmi olmaktan ve onun unsurlarını taşımaktan çok anlattığı öyküden kaynaklanan ‘doğal’ bir gerilim Paramparça’daki…

Akin

İşin içinde Almanya’daki göçmenler arasında nüfus olarak en büyük topluluğu oluşturan Türkiyeliler bulunduğunda her türlü silahlı, bombalı saldırıya ve kundaklamaya çeteler arası çatışma, mafya içi hesaplaşma, kan davası vb. olduğu önyargısıyla yaklaşan adli makamlar nedeniyle ırkçı örgütlerin yakayı sıyırması, filmin odak noktasında yer alıyor. Almanya’da hala devam Nasyonal Sosyalist Yeraltı - NSU davasında ırkçı bir hücre ortaya çıkarılana dek bir kadın polis ve bir Yunan dışında hepsi Türkiyeli göçmenler olan kurbanlar “Türk kumar mafyası” üyeleri olmakla suçlandı… Acılı aileleri mahkemelerde bu suçlamalara maruz kaldı… Son derece karanlık ve çetrefil olan, bir adalet skandalının eşiğinden dönülen davanın kayıtlarını meraklıları internetten okuyabilir. Özellikle finalde ahlaki bir ikileme düşenlerin 2004’ten bu yana süregiden davanın gidişatını öğrenmelerinde yarar var… 401. duruşma günü 20 Aralık 2017 tarihinde gerçekleşen NSU davasını Türkçesi de bulunan bu siteden takip edebilirsiniz.

Filmdeki polis soruşturması ve mahkeme sahneleri izleyiciye fazlasıyla ‘kurgulanmış’, senaryoya hizmet etsin diye yazılmış gibi gelebilir… Ancak gerçek kayıtlara bakınca savcının gerekmedikçe ağzını açmadığı, bütün konuşmaları davacıların avukatlarının (Fatih Akın’ın gözde oyuncusu Denis Moschitto, Katja’nın avukatı Fava’yı canlandırıyor) yaptığı görülüyor. Hele bir cinayetin işlendiği Türk kahvehanesinde bulunan Alman istihbarat ajanının orada olduğu polis tarafından belirlenen kadar durumu bildirmemesi, olay ortaya çıkınca da cinayetin farkında olmadığını söylemesi gibi ayrıntıları okuyunca Paramparça’nın mahkeme sürecini belgeselvari bir gerçekçilikle anlattığından emin oluyoruz…

Dinamik, tutarlı, özenli ve sağlam bir ana akım sinema örneği olan Paramparça, politik çerçevesinin içinde son derece dokunaklı bir çatışma anlatıyor, bir yandan da… Kocasını ve oğlunu ırkçı bir saldırıda kaybeden kadının acısını adalet arayışıyla dindirmeye çalışması, uluslararası bir terör ağına rastlayınca matem sürecinin bir intikam alma mücadelesine dönüşmesi filme psikolojik derinlik katıyor. Acısını ve isyanını pozitif hukuk yollarıyla yatıştıramayan Katja, hem toplumla hem inandığı değerlerle çelişerek de olsa adaleti kendi başına sağlama yoluna gidiyor. Yaslı ama kararlı Katja’yı canlandıran Diane Kruger’in enerjik ve tutkulu performansı bu travmatik karakteri Antigone misali bir antik tragedya kahramanına dönüştürüyor. Ama daha çok Prosper Mérimée’nin Colomba adlı novelasına adını veren, babasının ‘vendetta’sını almaya kararlı, Korsikalı kadını andırıyor.

Numan Acar

Katja, gençliğinde kanundışı işlere bulaşmış ama aile kurunca geçmişine sünger çekmiş kocası Nuri Şekerci’nin (Almanya’daki Türkiyeli oyuncuların en iyilerinden biri olan Numan Acar) haksız yere suçlanmasını hazmedemiyor. Filmin başındaki düğün sahnesinde bu çiftin birbirine ne kadar aşık olduklarına tanık ediyor bizi Fatih Akın. Ailesinin karşı çıkmasına rağmen aşkı seçen, altı yaşındaki oğlunu kocasıyla birlikte işyerinde bıraktığı için suçluluk duygusuyla da boğuşan Katja, uluslararası bir boyuta varan ırkçı örgütün peşine şahsen düşmeyi göze alıyor. Bir ucu Yunanistan’a uzanan, Avrupa çapında bir Neo Nazi örgütlenmesine de değinmeden geçmiyor, Paramparça.

Fatih Akın’ın Duvara Karşı ve Yaşamın Kıyısında filmlerinden yansıttığı enerjisini yeniden bulduğu, kadın karakterini odak noktasına alarak içindeki Amazon’u dışarı çıkardığı, yaşadığı çatışmanın onu nasıl bir taktik kuvvete dönüştürebileceğini sergilediği sert bir film Paramparça. Sürpriz finalinin, moral açıdan -ben dahil- birçok kişiyi son derece rahatsız ettiği muhakkak, ancak Katja’nın travmatik ruh hali düşünüldüğünde dramatik açıdan tutarlı… Kruger’in aşkını, tutkusunu, libidosunu, şokunu, öfkesini, acısını, isyanını yansıtmadaki başarısına bakıp gerçek gözyaşları döktüğüne inanınca Katja’nın yaptığı ve yapabileceği her şeye de inanabilir izleyici… Diane Kruger, 2017 Cannes Film Festivali’nde kazandığı En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kesinlikle hak etti.

Kruger

Ancak, başta Katja ile özdeşleşen kadınlar olmak üzere izleyicilerin bir kısmı, filmden bu tartışmalı final nedeniyle sarsılmış, kızgın, yaralanmış ve muhtemelen adalet duyguları da zedelenmiş biçimde çıkacaktır, kaçınılmaz olarak… Fatih Akın’ın Aryan ırkının mükemmel bir örneği olarak Diane Kruger’i bu role seçmesi, soyadı Şekerci olan sarışın, mavi gözlü bir Almanın adli sistem karşısındaki düşkırıklığını göstermeyi seçmesi gibi bu finali çekmesi de bilinçli ve provokatif bir tercih. Bu tercihin somut olarak işe yaradığı da filmin kazandığı ödüllerden ve gördüğü kabulden anlaşılıyor. Katja’nın kurmaca finalinden çok NSU davasına takılmakta yarar var, Paramparça’yı izledikten sonra…

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar