Evrim Kaya
Haz 15 2019

Rocketman: Bir Elton John Müzikali

Geçen yılın en tartışmalı filmi hiç kuşku yok ki en iyi erkek oyuncu ve en iyi kurgu dahil 4 dalda Oscar’ı kucaklayan Freddie Mercury biyografisi Bohemian Rhapsody oldu. Queen grubundan arkadaşı Bryan Singer ve menajerleri Jim Beach’in  de yapımcıları arasında bulunduğu film Mercury’nin hayatıyla ilgili tartışmalı yargılara sahipti. Efsanevi şarkıcının eşcinselliğini ahlakçı bir bakışla başına gelmiş bir felaket, hem kendisinin hem de grubunun yaşadığı dertlerden sorumlu bir musibet gibi aktarıyordu film. Başkarakterini grubun çalkantılı ilişkileri nedeniyle doğrudan suçladığı gibi ona ziyadesiyle tepeden bakıyordu. 

Bu hafta vizyona giren Elton John biyografisi Rocketman’in benzer dönemlerde İngiltere müzik piyasasının iç yüzüne bakan bir diğer film olarak Bohemian Rhapsody ile karşılaştırılması kaçınılmaz. Dahası Rocketman’in yönetmeni Dexter Fletcher Bohemian Rhapsody’nin yürütücü yapımcılarından biriydi.  Hem Elton John’un hem de Queen grubunun menajerliğini yapmış olan John Reid sebebiyle de iki filmi birbirine bağlayan ortak bir karakterden de söz etmek mümkün. 

İki filmi birkaç ay arayla izleyen seyirci ve eleştirmenlerin de ilk değerlendirmeyi bu karşılaştırma üzerinden yapmasında şaşılacak bir şey yok. Biz de buradan ele alırsak hemen söylemek lazım ki, iki filmin aynı zamanda aynı ülkede müzik yapmaya başlayan iki eşcinsel yıldıza yaklaşımı arasında dağlar kadar fark var ve yalnızca bu farklar Rocketman’i sorgusuz sualsiz Bohamian Rhapsody’den çok daha iyi bir film yapmaya yetiyor. 

Filmin başkarakteri olan büyük müzisyen Sir Elton John’a büyük bir saygı ve hayranlıkla yaklaşmasına; hep onu haklı çıkarıp seyirciyi onun yanında konumlandıracak şekilde kurulan olay örgüsüne de şaşırmamak gerek. Zira rahmetli Mercury’nin aksine Elton John hayatta ve yetenekli ve utangaç bir çocuk olduğu zamanlardan bugüne hayatını anlatan bir film doğrudan onun projesi. Filmin yapımcısı da kendisi.

Rocketman’in janrı için en uygun ifade “fantastik müzikal”. O yüzden aslında bir gerçeklik iddiasından söz etmek de abes. John’un farklı dönemlerde yaptığı şarkıları geçmişine taşıyan film bunu kimi sürreel oyunlara başvurarak, mecazi olanı birebir canlandırarak yapıyor ve gücünü de buradan alıyor. Elton John’u henüz keşfedildiği dönemde Amerikalı konser izleyicisinin ayaklarını kelimenin gerçek anlamıyla yerden keserken ya da altından alevler çıkan bir roket olarak göğe yükselirken izliyor, müzikallerin altın çağına öykünen koreografilerle sık sık büyülü bir atmosferin içine giriyoruz. Bu şekilde John’un sahne performanslarının perdedeki karşılığı olan film, seyirciyi avcunun içinde tutmayı görece uzun süresinin sonuna kadar başarıyor. Elbette övgünün büyük kısmını da John’u aydınlık ve karanlık taraflarıyla, ama hep sevilecek, korunup kollanma isteği uyandıracak şekilde canlandıran Taron Egerton hak ediyor. Burada da yine akla büyük övgüler aldığı gibi epey eleştireni de olan performansıyla Oscar’a uzanan Rami Malek geliyor. Karşılaltırmaya gerek olduğundan emin değilim ama bana kalırsa Egerton’ın performansı katbekat üstün...

Velhasıl uygulama iyi; filmin Elton John’a yakışan bir ışıltısı var. Bu ışıltının altında ise epey tanıdık bir şöhret hikayesi yer alıyor. Filmin çatısını Elton John’un (gerçekte pek öyle gelişmediğini bildiğimiz) rehabilitasyon hikayesi oluşturuyor. Bir bağımlılar toplaşmasına abartılı bir sahne kostümüyle (turuncu bir şeytan olarak) düşen John, ellili yıllarda sevgisiz bir ailede büyüme mücadelesi veren tombul ve sevimli bir çocuk olan Reginald Dwight’la, yani bizzat kendi çocukluğuyla barışmaya çalışıyor. John önce sert ve öngörülmesi zor annesini, bir nedenden (muhtemelen eşcinsel olduğu için) öz evladını sevemeyen asker babasını, tutunacak tek dalı olan iyi kalpli anneannesini, sonra da hayatının çeşitli evrelerinde karşısına çıkan karakterleri hatırlayıp, onlarla hesaplaşmaya başlıyor. Filmin öne çıkan iki ana karakteri, menajeri ve ilk gerçek sevgilisi kötü adam John Reid ile bütün deliliklerin ortasında yanında durmayı başaran en iyi dostu, söz yazarı Bernie Taupin. Taupin ile dostlukları izleyeni kıskandıracak bir şekilde önemli bir yer kaplıyor. Ele verilecek öyle büyük sürprizleri yok filmin: Hayallerinin ötesinde bir şöhrete ulaşan herkes gibi bocalayan John alkol, seks ve uyuşturucu batağında yolunu buluyor ki bugün olduğu kişi oluyor. Bu süreci  yer yer baş döndürücü bir hızla ve uyuşturucu etkisinde bir zihnin algıladığı şekilde, kopuk kopuk ve gerçeküstü bir şekilde izliyoruz. Bu süreçte filmi olay örgüsü değil geleneksel bir müzikalin mantığı içinde birbirine bağlanan şarkılar bir arada tutuyor. Müzikalin yeniden düzenlediği, zaman zaman küçük Dwight’a hediye ettiği şarkılar da hem sıkı Elton John hayranlarını hem de geçerken şöyle bir uğrayanları memnun edecek şeyler mevcut.

Ana akım bir film için hala risk olan dürüstlüğünün de altını çizmek gerek. John’u basitçe gizlemeye kalkmadan anlatan filmin yaptığını yapmak (hadi malum filmi bir daha kez daha analım) hala ticari kaygıların engel olduğu bir şey. Özetle doğruluğu, enerjisi ve yarattığı bir sahne şovununkine yakınsayan seyir zevki Rocketman’i müzisyen biyografileri arasında iyi bir yere koyacaktır. Bunun ötesine geçen bir özgünlüğü yok belki ama işini iyi yapıyor olduğuna hiç kuşku yok. E bu da az şey değil...