alin taşçıyan
Kas 25 2017

Sarı Sıcak: Sarsıcı bir baba-oğul gerilimi

Türkiye sinemasında yılın en fazla ödül kazanan filmi Sarı Sıcak, 1 Aralık’ta gösterime girecek. Toplam dört festivalde on ödül kazanan Sarı Sıcak’ın listesine şöyle alıcı bir gözle bakalım önce, çünkü ender bir başarı öyküsüne işaret ediyor.

İlk kez kamera arkasına geçen Fikret Reyhan’ın son derece olgun ve dengeli bir film yazıp yönetebilmesi gerçekten takdire değer. O etkili kompozisyonlarda, “Zerre"den de hatırladığımız Macar görüntü yönetmeni Marton Miklauzic’in payı vardır, elbette, ama Reyhan için şunu söylemek mümkün: Türkiye sineması ciddi ve titiz bir auteur kazandı.

Sarı Sıcak, dünya prömiyerini yaptığı İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film, En İyi Görüntü Yönetmeni (Marton Miklauzic), En İyi Kurgu (Ömer Günüvar, Fikret Reyhan), En İyi Erkek Oyuncu (Aytaç Uşun) ödüllerini kazandı.

Uluslararası prömiyerini Moskova Film Festivali’nde yaptı, Fikret Reyhan En İyi Yönetmen seçildi. Rotterdam’daki Kırmızı Lale Film Festivali’nde de, geçen hafta sona eren Malatya Film Festivali’nde de Reyhan, En İyi Yönetmen heykelciğini meslektaşlarına kaptırmadı.

 

Sarı Sıcak filmi

 

Sarı Sıcak, Malatya’dan En İyi Senaryo (Fikret Reyhan), Kurgu ve Yardımcı Erkek Oyuncu (Mehmet Özgür) dallarında da ödülle ayrıldı. Dört ayrı jürinin, bu kadar ödülü boşuna vermediğinden emin olabilirsiniz.

Sarı Sıcak, ilk sahnesinden son sahnesine dek, genç kahramanı İbrahim’e odaklanan, ruh halini ve davranışlarını irdeleyen ve bütün anlatıyı onun etrafında şekillendiren bir film. Hem konuyu dağıtmıyor hem İbrahim’in içinde yaşadığı çevreyi ve sosyo-ekonomik arkaplanı gayet net biçimde betimlemekten de geri kalmıyor.

Filmin ana ekseninde bir tarlaya bel bağlamış, borç harç geçinilen baba evinden ayrılmak, kamyon şoförü olmak isteyen İbrahim’in çabaları var. Kökü toprağında, tarlasında ve geleneğinde bulunan ataerki temsil eden, yaşça henüz otoritesi sarsılmayacak kadar genç ve güçlü ve yaşadığı kasabada belli bir saygınlığa sahip babası Necip Ağa’nın gölgesinden çıkmak için fırsat arıyor.

Ağır vasıta ehliyetini almak, kamyon şoförü olup yollara düşmek istiyor. Ama komisyoncuya borcu yüzünden sattığı ürünün parasını dahi alamayan Necip Ağa’nın İbrahim’e bunun için ihtiyaç duyduğu birkaç yüz lirayı çok görmek bir yana, çiftlikte işçi olarak çalıştığı için izin vermeyeceği de ortada…

 

sarı sıcak filminden bir kare

 

Henüz filmin başında İbrahim’in öfkeli olduğu ve neden öfkesini yürürken ters çevirdiği bir kaplumbağadan ve elindeki sopayla parçaladığı yol kenarındaki devedikenlerinden çıkardığı anlaşılıyor, kısa sürede… Yolda sıra sıra kamyonlar geçiyor İbrahim’in yanından.

Odasında kamyon posterleri asılı. TIR parkında kamyon şoförleriyle ahbaplık ediyor. Biraz para biriktirmek için elinden gelen her işi yapıyor. İbrahim için kamyon özgürlük demek… Fikret Reyhan, bütün enerjisini mizansene vermiş.

Sarı Sıcak pek çok şeyi söze gerek kalmadan gösteriyor. Cümlelerini görüntülerle kurabilen bir film. Üretim yöntemlerindeki değişime diren(emey)en doğal tarımı da kadınsız bir çevrede genç erkeklerin cinsel açlıklarını da anlatıyor.

Mizansendeki inceliğe örnek verelim: İbrahim’in eve geç gittiği için babasından azar işittiği sahneyi ne olduğunu tam anlamadığımız flu bir cismin ardından izleriz. Sadece başı öne eğik İbrahim görünür, Necip Ağa’nın sadece sesi gelir.

Tam İbrahim’e vuracakken anne odaya girer ve engel olur. Kameranın onun omzunun üzerinden planı görüntülediğini anlarız. Anne ile birlikte kamera da hareket edince Necip Ağa da girer kadraja ve karısını görünce eli havada kalır.

 

 

O gece hırsından patlıcan fidelerini kökünden söker İbrahim! Ertesi gün gelen bir köylü şaşkınlık içinde “Kim yapar böyle bir şeyi?” diye söylenirken profilini gördüğümüz Necip Ağa’nın bakışları ele verir suçluyu bildiğini…

Fikret Reyhan, baba oğul arasındaki gerilimi elle tutulur hale getirebilecek oyuncular aramış ve bulmuş. Gerek tiyatro sahnelerindeki gerek film ve dizilerdeki deneyimini ve ustalığını Emin Alper’in “Tepenin Ardı” ve “Abluka” adlı filmlerinde doruğa çıkarmasına tanık olduğumuz Mehmet Özgür, sert mizaçlı ama dürüst ve prensip sahibi Necip Ağa’yı bakışlarıyla oynuyor.

“Silsile”, “Toz Ruhu” ve “İkimizin Yerine” adlı filmlerle sinemaya ısınan Aytaç Uşun kaynama noktasına “Sarı Sıcak”ta ulaştı. Babanın aksansız, oğulun ise fark edilir bir aksanla konuşması oyunculuk konusundaki tek zaafı, Fikret Reyhan’ın.

 

sarı sıcak filminden arabalı bir sahne

Bir başka zaafı ise Çukurova’da geçen filmin adını Yaşar Kemal’in öyküsünde (öykü kitabı da aynı adı taşır) anlattığı o yakıcı güneşten almasına rağmen yaz mevsiminde çekilmemiş olması. Sıcağın hissedilmediği, sarının egemen olmadığı bir film…

Adı değişse de olurdu, çünkü beklentileri karşılamıyor. Yaşar Kemal’in “Dünya kamaş kamaş. Göz açıp on metre ileriye bakılmıyor,” dediği, “Ateş düşmüştü yazıya yabana. Alev almıştı dünyayı,” dediği sarı sıcak yok bu filmde…

Ama babama isyan edeyim, ağabeyim gibi pasif kalmayayım derken kendisini de ailesini de yakan öfkesi var, daha çok bir Orhan Kemal karakterini andıran İbrahim’in…