alin taşçıyan
Mar 03 2018

Toso ve Çao'nun masalı… İşaret diliyle!

Birayên Bêdêngiyê / Sessizliğin Kardeşleri, Kars’ın bir köyünde, doğuştan işitme ve konuşma engelli iki kardeşin, kendi buldukları işaret diliyle hayata mükemmel intibak etmesini anlatıyor. 

Kars’ın Susuz ilçesinde bir Kürt köyü: Küçük Çatak. Yazların kısacık sürdüğü, kışın bitmek bilmediği bir yer. Bu zorlu coğrafyada yaşamak, tarım ve hayvancılık yaparak geçinmeye çalışmak hiç kolay değil… İnsanların mizaçları da doğa koşulları kadar sert… Ama bir yandan da sevgi dolu ve dayanışma içinde bir yaşama kültürü üretmişler. Mizah duygularını yitirmemişler. Salt gerçeğin içinden bir masal çıkmış… 

Ressamlığı ve sinemayı bir arada yürüten, kısa filmleriyle tanıdığımız, ilk uzun metrajlı kurmaca filminin projesi üzerinde çalışan genç yönetmen Taylan Mintaş’ın (Annemin Şarkısı adlı bol ödüllü filmin yönetmeni Erol Mintaş’ın kardeşi) memleketi burası. Ahmed Arif’in Diyarbekir Kalesinden Notlar’ına gönderme yaparak “Biz çayı kardan demliyoruz” diye tarif ettiği bir iklime sahip. Disiplinlerarası çalışmalar yapan Mintaş, bir video çekmek için gittiği Küçük Çatak’ta, doğuştan işitme ve konuşma engelli kuzenleri, Toso ve Çao’nun (Asım ve Cengiz Mintaş) hayatına tanık olunca onları ve ailelerini bir belgesel çekmeye ikna etmiş. Filmin başında Mintaş’ı yolculuk yapar ve amacını açıklarken izliyoruz. Ama yeniden keşfettiği ailesinin ve memleketinin öyküsünü anlatmaya kendini kaptırınca ortaya Birayên Bêdêngiyê / Sessizliğin Kardeşleri çıkmış. 

Sessizliğin Kardeşleri

Dört yıl boyunca Küçük Çatak’a gidip gelmiş, Mintaş. O küçük topluma entegre olmuş. Kuzenleri zamanla ona o kadar alışmışlar ki genel olarak kameranın varlığına hiç aldırmıyorlar. Yeter ki işlerine engel olmasın. Zaten onları neredeyse hep çalışırken görüyoruz. Zaman zaman kameranın ardındaki Mintaş’a o sırada konuştukları konu ya da yaptıkları iş hakkında öylesine bir şey sordukları oluyor. Çekim yapıyor, kameraya bakmayalım, işini bölmeyelim kaygısı duymuyorlar. Mintaş da temelde bir gözlemsel belgesel yapmasına rağmen bu tür bir iletişimi çıkarmamış kurguda.

Sessizliğin Kardeşleri’nin ilk gösteriminin yapıldığı 2017 yılında 53 ve 38 yaşında olan Toso ve Çao, hiç eğitim görmemiş. Türkiye’nun bu kadar doğusunda özel eğitim diye bir kavram yok… Olsa da Türkçe işaret dili öğreneceklerdi… Oysa kardeşler kendilerince Kürtçe işaret dili geliştirmişler ve yalnız aileleri değil, bütün köy bu dili öğrenmiş! Toso ve Çao aralarında, aile içinde ve köylüleriyle gayet güzel anlaşıyor! Yalnız anlaşmıyor kavga bile ediyorlar! Toso’nun öfkesi saman alevi gibi parlıyor. Özellikle aynı evde yaşadıkları için, yetişkin oğlu Tanju ile kapışmaları filme yansıyor kaçınılmaz olarak. İki alfa erkek aynı çatı altında geçinemiyorlar. 

Sessizliğin Kardeşleri

Çao daha uysal ona göre. Belli ki aralarındaki yaş farkından dolayı Toso çocukluğunda zorlanmış, yalnız kalmış, her şeyi kendi başına keşfettiği için de inatçı ve lider kişilikli olmuş. Çao ise doğduğunda ona model olan, kendini ifade etmeyi öğreten bir ağabey bulmuş. Dolayısıyla o kadar yıpranmamış. Sessizliğin Kardeşleri’nin önemli bir başarısı burada yatıyor: Duyamayan, konuşamayan iki yetişkinin öyküsünü onların bugünkü hayatlarından kesitler sunarak anlatabiliyor, gündelik işlerini yapmalarından, birbirleri, aileleri ve çevreleriyle kurdukları ilişkiler ve davranış biçimleri üzerinden geçmişlerini de büyük ölçüde okuyabilmemizi sağlıyor.

Ancak coğrafi ve kültürel bilginin de bunda payı var: Toso ve Çao’nun duyma ve konuşma engeli bulunmayan kadınlarla evlenebilmiş, bu onlar için büyük bir şans. Genellikle Anadolu’da engeller tabudur, akraba evliliği çok yaygın olmasına ve bu yüzden birçok engelli çocuk doğmasına rağmen dışlanırlar. Yönetmen Taylan Mintaş da birkaç söyleşisinde bunu dile getirdi ve kuzenlerinin eşlerini “güçlü kadınlar” olarak nitelendirdi.

Sessizliğin Kardeşleri, gerçekliği olduğu gibi gözlemleyip kaydeden bir belgesel olmasına rağmen masalsı bir havaya bürünüyor konusu itibariyle: İki işitme ve konuşma engelli, kendi kendilerine bir işaret dili yaratıyor, içinde yaşadıkları toplum onları bağrına basıyor, güçlü kadınlarla evleniyorlar ve çocukları oluyor. Ondan ötesi hep çalışmak zaten, en ufak şeyi üretmek zorunda olan mahremiyet bölgesinde bir köyün masalı da buraya kadar! Ama değme depresif kentlininkinden mutlu.