Selim Eyüboğlu
Şub 17 2018

Ütopyayı uzaktan izlemek: Black Panther

Siyahi bir karakterin esas kahraman olduğu bir film uzun bir süredir sabırsızlıkla bekleniyordu; ya da hayali kuruluyordu. Üstelik bu özlemlenen karakter Marvel’ın iki boyutlu çizgi roman ailesinden çıkma, Captain America gibi yüzeysel bir karakterle sınırlı kalmalıydı.

En nihayet bu bekleyişin sonuna gelinmiş olabilir: Afrika’da hayali bir ülkeye seçilen yeni kral T’Challa ülkesi için son derece zor kararlar alması gereken ve sık sık etik ikilemlere düşen ‘üç boyutlu’ bir karakter. Dahası, birçok hemcinsi gibi bir kaza sonucu süper kahramana dönüşmüyor; Kara Panter rolünü ülkesini korumak adına üstleniyor.

Ancak, T’Chala’nın ülkesi de sıradan bir ülke değil: Günlerden bir gün hayali Afrika ülkesi Wakanda’da vibranium isimli çevresindeki titreşimleri emerek enerjiye dönüştüren bir metal keşfediliyor. Bu keşif, o zamana kadar fakir bir ‘üçüncü dünya ülkesi’ olan Wakanda’da her şeyi değiştiriyor.

Bu metalin yaratıcı uygulamalarıyla Wakanda kalkınmak şöyle dursun, hızla Afro-fütürist bir süper güce dönüşüyor. Ancak, havada yüzer gibi hareket eden manyetik trenlerden uçan dairemsi hava araçlarına kadar ileri teknolojiye sahip bu eşi benzeri olmayan ülkenin nimetlerini diğer ülkelerin bilmemesi gerekiyor.

Vibranium’u gizleme kaygısı ister istemez bir an için de olsa Superman’a süper gücünü veren ‘kriptonit’ adlı maddeyi çağrıştırıyor.

 

panter

 

Ve tıpkı Superman’ın kendini Clark Kent takma adıyla sıradan bir Amerikalı imajının arkasında sakladığı gibi vakti zamanında Batı sömürgecilerden nasibini almış olan Wakanda’lılar’da dünyanın ilgi odağı olup kaynaklarını başkalarına kaptırmamak için elinden geleni yapıyorlar.

Ve bu gizliliği sağlayabilmek için Wakanda dışarıdan bakanlara kendini Batı dünyasının bir Afrika ülkesini görmeye alıştığı şekliyle, pazarlarda sepet satanlarla, cafcaflı rengârenk kostümler ve etrafta dolaşan insanlarla ortalıkta dolaşan zürafalarla temsil ediyor.

Black Panther ve Superman filmleri bir farkı var: Clark Kent asıl kimliğini âşık olduğu gazeteci meslektaşı Lois Lane’den dahi gizlemek zorunda hissederken, Wakanda’lılar sahip oldukları teknolojiyi yalnızca kendilerine saklamanın iyi bir fikir olduğundan hiç emin değiller.

Hatta bu konuda oldukça huzursuzlar. Saklanmak zorunda kalmak Clark Kent için eğer bir trajediye dönüşürken bu durum Wakanda’lılar için etik bir sorun teşkil ediyor.

panter

 

Zira Wakanda krallıkla yönetilse dahi, ülke tartışma götürmez bir şekilde ütopik toplum görüntüsü sergiliyor: Dekolte giymek zorunda kalmadan da cool olabilen kadınlar ya ordunun başındaki general ya en üst düzeyde bilim insanları, ya da devletin gizli ajanları olabiliyor. Dahası, bu ülkede herkes görüşlerini serbestçe ifade edebildiği gibi ülke içindeki klanlar da vibranium’un nimetlerini eşitçe paylaşıyorlar.

Ancak bu ortalığın süt liman olduğu anlamına gelmiyor: Bir grup kaçırılmış kızı kurtarma operasyonu vesilesiyle tanıdığımız istihbarat ajanı Nakia ülkesinin teknolojisini diğer Afrikalı kardeşleriyle, hatta tüm dünya ile paylaşmak gerektiğini düşünüyor.

Ancak T’Challa’nın yakın arkadaşı W’Kabi Wakanda’nın göçmen kabul etmesinin ilerde kontrol edilemeyecek boyutlarda sorunlar yaratacağı gibi ülkenin sırlarını ifşa edebileceğini düşünüyor. Bir bakıma, Wakanda’nın şimdiye kadar var olabilmesinin tek kriteri bu iki karşıt görüşü dengeleyebilmesinden geçiyor.

Ta ki, geçmiş aile sırlarının ve bir ihanetin ortaya çıkmasına; terkedilmiş bir çocuğun intikam için geri dönüşüne kadar. T’Challa’ya meydan okuyan Erik Killmonger seramonyel bir dövüşte galip gelerek göz açıp kapayana kadar ülkenin kralı oluyor.

Ve ilk icraatı ordunun da desteğini alıp önce küçük bir saldırı düzenlerek Wakanda’nın askeri gücünü dünyaya tanıtmak, ardından da, zengin ve güçlü ülkelerle pazarlık masasına oturmak için düğmeye basmak oluyor.
 

panter

Her ne kadar tüm bu olup bitenler hayali bir Afrika ülkesinde geçse de gerek Hollywood sinemasının gerek se Marvel öykü dünyasının bir anlatım klişesi olan ‘dostluğun aileye dönüşmesi’ durumu tetikleniyor: anne kraliçe, T’Challa’nın aşkı Nakia, Wakanda’nın hemen tüm teknolojik mucizelerinin yaratıcısı dahi kız kardeş Shuri ve CIA ajanı Everett K. Ross seferber olarak mevcut düzeni geri getirmek için mücadeleye girişiyor.

Ne var ki, artık Pandora’nın kutusunun kapağı bir kere aralanmış oluyor; kral dahil herkes artık dünyanın değiştiğinin ve sonsuza kadar saklanmanın çözüm olamayacağını görmeye başlıyor.

Wakanda bir ütopya olmasa da gerek sömürgecilik mağduru diğer Afrikalı göçmenlere verdikleri destek, gerek geleneksel Afrika kültürüyle ileri teknolojiyi uyum içinde barındırabilmeyi başarabilmiş şehir tasarımları açısından ideal bir ülke gibi gözüküyor. Kadınlarının toplumun her düzeyinde aktif ve söz sahibi olabilmesi dahi henüz hiçbir uygarlığın gerçekleştiremediği bir aşama.

panter

 

Black Panther’in hem bir süper kahraman filmi olarak kendini kabul ettirebilmesi, hem de Marvel uyarlamalarının hiç birinin olmadığı kadar politik olabilmesi filmin en belirgin başarısı.

Belki kral T’Chala’nın ülkesinin sahip olduğu her şeyi dünya ile paylaşmak zamansız, hatta tamamen absürt bir girişim olabilir. Ancak gerek dünya kaynaklarının hızla tükendiği gerekse demokrasilerin bir bir despotizme dönüştüğü şu sıralar böyle bir fanteziyi seyretmeye kimsenin itirazı olmasa gerek.