alin taşçıyan
Kas 05 2017

Yolculuğa, yaşamaya, ölmeye dair bir şiir

 

Pelin Esmer imzalı “İşe Yarar Bir Şey” hem görsel estetiği hem edebi tat veren metniyle övgüyü hak eden bir film.

Pelin Esmer’in İstanbul ve Adana film festivallerinde toplam üç ödül kazanan, 27 Kasım’da Tallinn Siyah Geceler Film Festivali’nin resmi seçkisinde uluslararası prömiyerini yapacak olan beşinci filmi “İşe Yarar Bir Şey” Başka Sinema dağıtımıyla gösterimde.

Film, izleyicisini bir şair olan kahramanı Leyla ile birlikte uzun bir tren yolculuğuna çıkarıyor, onunla özdeşleştirip gece yolculuğu boyunca pencerenin önünden akan imgeleri ve yansımaları takip ettiriyor, iç sesini dinletiyor, vagondaki kişileri gözlemletiyor, onlarla sohbet ettiriyor ve yolculuktan sonraki kısımda ise sarsıcı bir ahlaki ikilemle karşı karşıya bırakıyor.

pelin esmer'in işe yarar filminden bir kare

 

Pelin Esmer’in yazar Barış Bıçakçı ile birlikte yazdığı “İşe Yarar Bir Şey” hem lirik metni hem Julio Cortazar’ın Bir Sarı Çiçek adlı öyküsüne yerinde göndermesiyle görsel olduğu kadar edebi tat veren bir film. Biçimin de içerikle örtüşmesi için ince düşünülmüş ve  adı bile yeterli güven telkin eden bir görüntü yönetmeni olarak Gökhan Tiryaki, Pelin Esmer’in mükemmeliyetçi sinemasına kendisinden beklenen ustalığı katmış. “Oyun” ve “11’e 10 Kala” adlı ilk iki uzun metrajlı filminde kanıtladığı üzre, gerçek kişilerle film kişiliklerini beyazperdede birleştirirken hem bir mizansen duygusu hem bir gerçeklik algısı yaratmayı başaran bir yönetmendir, Pelin Esmer.

“İşe Yarar Bir Şey” Pelin Esmer için “Gözetleme Kulesi”nin ardından ardından bir kendini kanıtlama eseri olmuş. Artık ustalar arasına katılmak üzere bir yönetmenin çıktığı unvan maçı denebilir. Leyla’nın yolculuk sebebi olan, okul arkadaşlarının mezuniyet yıldönümünü kutlamak için bir araya geldikleri, kalabalık akşam yemeğini, karakterlerin her birini tanıtmayı başaracak şekilde tek planda çekerek gövde gösterisi yapıyor.

başak köklükaya

 

İster tren olsun ister başka bir taşıt, uzun yolculuklarda akan görüntülerin verdiği film izleme duygusu bu filmde mevcut: Uykuyla uyanıklık arasında hayaller düşüncelere karışırken zaman zaman rüya görür gibi, zaman zaman ipnotize olmuş gibi, ama durmaksızın imgeleri takip ederek… Uzun yolculuklar insana hem kendi kendisiyle baş başa kalma olanağı verir hem de yabancılarla birden bir yakınlık kurup ‘yoldaş’lık ettirir…

Filmin bu bölümü John Berger’ın “Görme Biçimleri”ne (Metis Yayınları, 1986, Çeviren: Yurdanur Salman) başladığı metindeki bazı tespitlerle birebir örtüşüyor, adeta. “Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek buluruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez,” der, John Berger. Leyla’nın, uzun bir tren yolculuğunda, uyku tutmayan bir gece boyunca aklından geçenler duyuluyor filmde. O daracık vagon ve koridorlar dünya içinde var olma duygusunu -hele bir de geçmişine doğru bir iç yolculuğuna çıkmışken- onun gözünden anlatıyor. İç sesi şiire dönüşüyor.

“Yalnızca baktığımız şeyleri görürüz. Bakmak bir seçme edimidir.”

Kenarına ilişebilen bir ekranı andıran tren penceresi önünden akıp giden görüntüler filmi andırır. Karanlığın içinden beliriveren evler, ağaçlar, antrakt verilmiş gibi durulan istasyonlar… Sözleri başka yüzleri başka birer öykü anlatan yolcular… Leyla’nın baktığını izleyici de görüyor.

“Bir imge, yeniden yaratılmış ya da yeniden üretilmiş görünümdür. (…) Her imgede bir görme biçimi yatar.” Vagonun ışığıyla dışarının karanlığı birleşince aynaya dönüşüyor pencere. Leyla’nın sureti camdan yansıyor. Yalnız dışarıda ve içeride gördüklerini zihnindeki imgelere dönüştüren değil artık şair, kendisiyle de yüz yüze. Bizi de onunla yüz yüze getiriyor, yönetmen.

“Yapıt ne denli imgelem yüklü olursa biz de sanatçının görünenleri algılayışına o denli derinden katılırız.” Yolculukta altı çizilen simgeler finale doğru anlamlarını buluyor, izleyiciyi muallakta bırakan yoğun metaforlar yerine etkili birkaç simgeyi Cortazar misali ustalıkla yerli yerine oturtuyor. Bu filmde her öge “İşe Yarar Bir Şey”. Film, hemen herkesin yaşadığı bu deneyimi bütün gerçekliğiyle hissettirdikten sonra yeryüzünde pek az kişinin yaşayabileceği bir başka deneyime tanık etmek üzere bir entrika kurguluyor. Beklenmedik bir gerilimde düğümlüyor anlatısını. Filmin sonunu da izleyicinin imgelemine bırakıyor…

iyi bir şey oyuncuları

 

Oyuncu yönetiminde ise gerçekten çok başarılı. Başak Köklükaya’nın muhteşem dönüşü olmuş “İşe Yarar Bir Şey”. Bütün filmlerinde üstün performanslar veren Başak Köklükaya, aradan geçen yıllarda oyunculuğunda da olgunlaşmış. Karakteri içselleştirmiş. Leyla’nın ruh hali onun yüz ifadelerinden yansıyor, filmdeki çoğu şey gözlerinde anlamını buluyor. Dingin, telaşsız, düşünceli, sevecen, hayatı cevaplar değil sorular üzerinden tanımaya çalışan, hüzünlü ama melankolik olmayan, mizah duygusunu ve sağlam kişiliğini gözlerindeki buğu perdesinin ardından ışıldatan Leyla olduğuna inandırıyor izleyeni.

Öykü Karayel ise onun tam tersi hayatın başında, ne kişiliği ne yolu henüz belirlenmemiş, arzuları ve korkuları birbirine henüz denk gelmemiş, baskı altındaki genç kadının çalkantılı ruh halini doğallıkla yansıtıyor. Bir şey saklamaya çalışan insanlardaki sahte donukluk var ama altından kaygıları çıkıyor.

Yiğit Özşener oyunculukta demleniyor git gide… Spoiler vermeden, fiziksel sınırlara bağlı kalmaktan bezmiş bir entelektüel zihninin özgürleşme çabası diyebileceğimiz durumun yarattığı o derin çelişkiyi aktarıyor. Filmin, izleyiciyi artık 'görme biçimleri’nden öteye geçirip ‘yaşama biçimleri’ üzerine düşündüren safhasına Özşener’in karakteri taşıyor.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar