Eyl 20 2019

Sırrı Süreyya Önder: Kışanak’la ortak senaryo çalışıyoruz, Demirtaş’la sinema komünü projemiz var

HDP eski Milletvekili Sırrı Süreyya Önder tutulduğu Kandıra Cezaevi’nden Altyazı dergisine konuştu. Derginin sorularını mektupla yanıtlayan Önder; Kandıra F Tipi Cezaevi’nde Gültan Kışanak’la bir senaryo üzerinde mektuplaştıklarını söyledi.

Önder mektubunda ‘hapishane ve yaratıcılıkla’ ilgili şunları söylüyor:

“Dört duvarın yaratıcılığı beslemesi bence de bir ‘Efsane’ ama tüm efsaneler gibi beslendiği bir gerçeklik var. O da ülkemiz tarihinde, kendini çağına ve topluma karşı sorumlu hisseden aydın ve sanatçıların yani ‘sıraya girmeyenlerin’ epeycesi hapishaneyle tanıştırılmıştır. Zaten üretken ve yetenekli olan bu insanlar, dört duvar arasında da düşünmeye ve üretmeye devam etmişlerdir. Bu yüzden özellikle Cumhuriyetin ilk 50 yılından zindan mukimlerini çıkardığımızda, şiir, roman, sinema ve düşün dünyamızın bir hayli çoraklaştığı gerçekliği ile karşılaşırız. Yine bu özelliğinden dolayıdır ki halkımız cezaevlerine ‘Taş Medrese’ gibi bir adı yakıştırmıştır. Sadece bu yetkin insanların üretimiyle sınırlamak da eksik bir yaklaşım olacaktır. Çünkü bu Taş Medrese’lerde ustalar, kendileri kadar yetenekli çıraklar da yetiştirmişlerdir. Balaban, Orhan Kemal gibi birçok değerimiz, sonradan ustası olacağı alanlara dair esaslı eğitimleri burada almışlardır.”

Önder “Beynelmilel’in hikayesi bugünün Türkiye’sinde geçse yine de işler miydi? Yapacak olsanız ne gibi değişiklikler yapardınız?” sorusunu ise şöyle yanıtlıyor:

“Beynelmilel’de anlatılanlar değişik kisvelere bürünerek bugün de hayatımızdadır. Ortak ve değişmez özelliği topluma yaklaşımda siyasal yol ve yöntemler yerine ‘zor’un hep kılıç misali sallanmasıdır. “Bu böyle olmaz, başka bir yaklaşım da mümkün!” diyenler uzun yıllarını zindanlarda geçirmişlerdir.”

Önder sanatçı kimliğinin öne çıkmamasına dair ise itirazla karışık bir yanıt veriyor:

“Artık ‘içeride’ olduğum için daha rahat söyleyebilirim. Ben bu “öne çıkarılma” meselesine biraz mesafeliyim. Bizim başımıza gelenler “özel” şeyler değil. Bu ülkede ifade özgürlüğü gasp edilen onbinlerce insandan biriyiz. Daha fazla tanınıyor diye belirli insanlar üzerinden oluşturulacak duyarlılıklar, sesini duyuramayanlara haksızlıktır, eksiktir. Meseleyi “Herkes için özgürlük” temelinde ele almak gerekiyor. Vekillik dönemimin büyük kısmı Adliye koridorlarında ve cezaevlerinde “yeterince bilinmeyen” mazlumların yanında geçti. Kişiler yerine, Demokratik ilkeler temelinde bir sahiplenme yaygınlaşmalıdır. Bir tweet attığı için yaşamdan, aşından, işinden koparılıp cezaevine atılmış olan binlerce insan var buralarda…”

Sırrı Süreyya Önder; Gültan Kışanak’la yaptıkları senaryo dayanışması hakkında ise şunları anlatıyor:

“Gültan Kışanak’la hayatımız, ilk gençliğimiz, zindan süreçlerimiz birbirine çok benzer. O fazladan kadın mücadelesinde de izi olan bir güzel sosyalist feministtir. Hücrelerimiz birbirine 20-30 metre mesafede. Bizzat yaşadığı özgün bir hikâyesi var. 80’lerde Diyarbakır Cezaevi’nde başlayıp, aynı kente Belediye Eş Başkanı olduğunda düğümlenen ve gelişen, çarpıcı bir finale sahip çok özel bir hikâye… Geldiğimin 2. haftasında yazışmaya başladık. Ben onun yazma sürecine yol arkadaşlığı yapıyorum. Synopsis aşamasını yeni bitirebildik. Çünkü haftada bir kez mektup veriliyor. Geri dönüşü 15 gün olan bir periyotla çalışabiliyoruz. İleride bu filmi çekebilirsek, senaryo yazım sürecini kitaplaştırmayı düşünüyoruz. Senaryo yazmak isteyenler için anlamlı bir rehber olabilecek bir külliyata ulaşmış durumda mektuplarımız…”

Demirtaş’la da sadece yazma-yönetme bağlamında değil, bir film üretme komününe dair ortak düşünceleri olduğunu söyleyen Önder “Baluken sessiz ama güçlü bir dalga gibi gelmekte… Kısacası zindanlar “yan gelip yatma yeri değil.” Bizim için mümbit üretim alanları olmakta. Korkarım günün sonunda bizi buralara atanlar “Keşke hiç atmasaymışız” diyecekler” yorumunu yapıyor.


Söyleşinin tamamına buradan ulaşabilirsiniz