Kas 05 2017

'Kavala ile çalışmış olanların irkiltici suskunluğu'

Bir grup hak savunucusu Büyükada'da bir toplantı sırasında gözaltına alınıp cezaevinde 3,5 ay tutulduğunda sivil toplumdan gür bir ses çıkmamıştı. 

Aynı tepkisizlik, suskunluk ve sinmişlik bu kez 18 Ekim'de bir yardım projesi toplantısından döndüğü sırada gözaltına alınan ve nihayet 1 Kasım'da tutuklanan hak savunucusu Osman Kavala için de tekerrür ediyor. 

Bu yönüyle rejimin baskısı toplumu ahlak, sadakat ve cesaret sınavından geçiriyor da denebilir.

Daha demokratik bir Türkiye inşasında birlikte çalışan insanların zaman içerisinde iktidara eklemlenmeleri, onun bir uzantısı haline gelmeleri ve masumiyetlerinden zerre şüphe etmeyecekleri dostlarının "aslanların önüne" atılmasına ses çıkarmamaları da bu döneme özgü bir gerçeklik.

T24 köşe yazarı Dilek Kurban, Kavala ile 2005 yılındaki tanışıklığını aktardıktan sonra, onun doğru olduğuna inandığı hemen her toplumsal olayda yer almasına vurgu yapıyor ve ekliyor: 

Türkiye’nin demokrasisi için neler yaptığını rakı sofralarında dallandırıp budaklanarak anlatmaya asla tenezzül etmemiş olması ve zaten bunu yapacak tıynette biri olmaması nedeniyle değerli ve inanılmaz olmuştur benim için Osman Kavala. Ve onu tanıyan, onunla birlikte çalışan herkes için. Ki, mesela, bu insanların birçoğu, benim yakın arkadaşım ve yaşıtım olan kadınlardır. Ve, birlikte çalıştığımız diğer birçok erkeğin aksine, hepimiz, her birimiz, Osman Bey’in ne derece nazik, mütevazi, saygılı olduğuna hayret ederek tanıklık etmişizdir.

AKP iktidarının Kavala'ya "Kızıl Soros" yakıştırması üzerinden linç kampanyası yürüttüğüne değinen Kurban, 2000'lerin ortasında TESEV'in de benzer bir itibarsızlaştırma kampanyasının hedefi olduğunu, hatta babasının Ergenekon figürlerinden Kemal Kerinçsiz'in adamı Ramazan Bakkal'dan tokat yediğini hatırlatıyor.

Kurban'ın, bir dönem Kavala ile yakın çalışmış önemli kurum yöneticilerinin suskunluğuna sitem ediyor:

Başta Can Paker olmak üzere, dönemin TESEV’inde Osman Kavala ile çalışmış olan ve Osman Bey’in kim olduğuna dair tanıklıklarının, muhtemelen benimkinin aksine, iktidar çevrelerinde itibar görebileceği yöneticilerin suskunluğu mesela. Ya da, eski çalışma arkadaşlarımın ve dostlarımın TESEV’den ayrılarak kurdukları PODEM’in, isminin iktidar yanlısı gazetelerin şemalarında Osman Bey ile birlikte anılmış olmasından duyduğu endişeden olsa gerek, yayımladığı düzeltme metninde göze çarpan Kavala’ya mesafe alma telaşı. PODEM’in Kavala ile “hiçbir ilişkisinin kesinlikle olmadığı” doğru elbet. Ancak, bunun bir olgu olması, ne Osman Bey’in bizim eski TESEV’in yönetim kurulu üyesi olduğu olgusunu değiştirir, ne de, korkunç bir adaletsizliğe maruz bırakılan eski bir çalışma arkadaşına dair, en azından masumiyet karinesine gönderme yapılmaksızın, böylesine soğuk bir hukuki metnin yayımlanmasını meşru kılar.

Ancak her ne kadar Kurban, Paker'e seslense de Paker, Habertürk'e verdiği bir mülakatta AKP'ye destek çağrısı yapıyor. 

Kurban, eski bir TESEV çalışanı ve yöneticisi olarak, Kavala ile ilgili tanıklığını topluma aktarma yükümlülüğü olduğunun altını çiziyor. Her ne kadar bu çabasının iktidarın gözünde bir değeri olmadığını bilse de, onun TESEV, Anadolu Kültür ve Hafıza Merkezi bünyesinde, Türkiye'nin demokratikleşmesine, toplumsal barışına ve kültürel mirasına yaptığı katkıyı anlatmak zorunda olduğunu belirten Kurban ekliyor: Böylesine demokrat ve masum bir insana karşı yürütülen iftira kampanyasını dehşetle izliyorum."

Kavala gibi ince ruhlu ve iyi kalpli birini tanımaktan dolayı çok mutlu olduğuna değinen Kaplan, yazısını Kavala'ya seslenerek bitiriyor: Sesimi duyabilse ona içini ferah tutmasını söylemek isterdim; bugünler gelip geçip de aramıza döndüğünde, utanarak bakacağı bir geçmişi olmayacak.

 

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar