Türkiye uzmanı Eissenstat: İnsan haklarına saldırılar Türkiye'nin milli çıkarlarını baltalıyor

St. Lawrence Üniversitesi’nde Türkiye uzmanı ve Project on Middle East Democracy’de geçici kıdemli akademi üyesi olan Howard Eissenstat, Türkiye’de akademisyenlere yönelik son dalga tutuklamaların, sivil topluma yönelik dramatik bir saldırı niteliğinde ve “senelerdir devam eden bir kampanyanın parçası” olduğunu söyledi.

Türkiye’de öne çıkmayan isimlerin tutuklanması hakkında giderek daha az haber alındığına değinen Eissenstat, Cuma günü gerçekleştirilen tutuklamaların “öne çıkan ve uluslararası düzeyde tanınan figürleri” hedefe aldığını ve böylece haber anlamında daha fazla ses getirdiğini belirtti. Oysa, gerçekleşen Türkiye’nin yeni normali ve senelerdir devam eden durumun bir uzantısıydı.

Batı medya ve televizyon kanallarında Türkiye’nin gidişatını sıklıkla yorumlayan Eissenstat, Ahval’dan İlhan Tanır’ın Washington Hattı podcast programına konuştu. Konuşmasında “Gezi protestolarının hükümeti devirmek için uluslararası bir komplo teorisi olduğu hikayesi, AKP’nin bir söylemi ve pek çok AKP’li buna inanıyor. Bu duruma dair bir kanıt yoktur fakat şüphesiz ki bu bir inanç meselesi haline gelmektedir” diyerek durumun altını çizdi.

Mayıs 2013’te, bir grup çevre dostu aktivist, İstanbul’da bulunan Gezi Parkı’nın yerine yapılması planlanan Osmanlı kışlasını protesto etmişti. Sekiz protestocunun öldürüldüğü protestolar haftalar sürmüş ve hızlı bir şekilde Türkiye’nin diğer şehirlerine yayılmıştı.

Eissenstat, Ahval’a “Otoriter düzenlerin genel olarak paranoyak bir niteliği vardır ve bu Erdoğan düzeninde de mevcuttur. Kendisi uzun süreli bir tarihi olan liderliğin temsil ettiği milli iradenin devrileceğine inanıyor. Osmanlı döneminde II. Abdülhamid ve sonrasında Adnan Menderes ve Turgut Özal’a ve böylelikle kendisine uzanan bu tür bir gidişata inanıyor. Gezi’yi de, 2016’daki darbe girişimini de kesinlikle bu çerçevede değerlendiriyor. Her zaman batının desteklediği hain güçlerin kapasitesi hakkında endişe duyuyor” dedi.

Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti, aynı anda Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkileri düzeltmeye çalışırken, bir yandan da sivil toplum örgütlerinin liderlerini tutukluyor. Eissenstat, Türkiye’nin diktatöryel politikalarının istikrarsız olduğunu ve bunun da hükümet politikalarının çelişkileri sebebiyle anlaşılabilir olduğunu söylüyor.

Ankara’nın insan haklarını temel alan saldırılarının ayaklarına dolandığını ve aslında Avrupa Birliği politikalarını ve Türkiye’nin milli çıkarlarını baltaladığını söyleyen Eissenstat’a göre, Erdoğan, “önde gelen akademisyenleri tutuklamanın yanına kar kalacağına inanıyor ve bu yanlış bir kanı değil. Sonuçta; “Avrupa’nın Türkiye ile bağlarını devam ettirmek istediğini doğru bir şekilde hesapladığına inanıyor” diyerek sözlerine devam ediyor.

Yine de, Erdoğan “bunu istikrarlı bir şekilde yaptı ve hafif tepkiler alarak yapmaya da devam etti.” diye ekledi.

Ankara’nın Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimini organize ettiği iddiasıyla suçladığı, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan Müslüman vaiz Fethullah Gülen’in iadesi konusundaki son haberler hakkında ise, Eissenstat, Erdoğan’ın bir anlaşmaya varmak için kendine bir partner bulduğunu söyledi:

“Trump, Erdoğan’ın istediği türden bir anlaşmacı. Kurallara ve statülere rağmen ortak ilgi alanları buldular. Hukukun üstünlüğü, tıpkı Erdoğan gibi, Trump’ı da pek ilgilendirmiyor.”

Eissenstat, Gülen’in iadesine dair son konuşmaların arkasında üç sebep olabileceğine değiniyor. Öncelikle, Washington kanadında “Türkiye ile bağları yenilemek konusundaki genel bir eğilim” olabileceğini, ikinci olarak Amerikalı papaz Andrew Brunson’un bir ay önce Türkiye’de serbest bırakılması ve bunun bir şekilde geri ödemesine dair bir manevra olabileceğini söylüyor. Son olarak, Trump yönetiminin, Suudi Arabistan’ın Washington Post muhabiri Jamal Khashoggi’yi öldürmesinin bedeli konusundaki ilgisizliğini telafi etmek adına Erdoğan’a bir şey teklif etmiş olmak isteyebileceğini söylüyor.

Bu üç motivasyon da doğru olabilir diyen Eissenstat, “Trump Bölgesi’nin kanundışı eğilimlerine” rağmen, Amerika Birleşik Devletleri başkanının “hukuk ve bürokrasinin üstünlüğü konusunda sıkıntı yaşadığını” söylüyor.

Türkiye uzmanı, “Adalet Bakanlığı’na temelde kanunsuz bir şey yapması gerektiği söylediğinde, ağır bir şekilde geri püskürtüldü ve bağımsız medyaya sızdırıldı, böylece anlaşma da bozulmuş oldu.” dedi.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.