Oca 30 2018

Afrin operasyonuna karşı çıkan 170 imzacıya medya lincine tepki

 

Türkiye'nin Afrin operasyonunun hemen öncesinde barış talebiyle aralarında eski bakan, milletvekili, yazar, yönetmen, oyuncu, senarist, gazetecinin de bulunduğu, 170 kişinin imzalayarak milletvekillerine gönderdiği mektubun imzacılarına yönelik medyada bir karalama kampanyası başlatıldı. 

AKP yanlısı medyanın hedefi haline gelen 170 barış çağrısı yapan imzacıyı savunan bir yazı kaleme alan gazeteci-yazar Oya Baydar, "Bu ülkede Türkiye’nin en ahlâklı, en vicdanlı, en vatansever/insansever ve de barışçı insanlarından 170’ini hedef alan bu hakaretler için soruşturma açacak bir tek namuslu, vicdanlı, cesur savcı yok mu?" diye seslendi.

Sorunun yanıtını yine kendisi veren Baydar, tarif ettiği savcıların var olduğunu ancak medyadaki dezenformasyon, yalan, tehdit ve saldırı ortamı nedeniyle seslerini çıkaramadıklarını belirtti. 

O mektubun Afrin operasyonu sinyalleri verilirken, harekattan hemen önce yazıldığına ve 550 milletvekiline gönderildiğine dikkat çeken Baydar yazısını şöyle sürdürdü:

"Afrin’e müdahale henüz başlamamıştı, “Bir gece ansızın gelebiliriz” şarkısı söyleniyordu. Mektupta böyle bir müdahalenin ülkeyi, bölgeyi, halkı, hepimizi maddî- manevî zarara uğratacağı, bedelinin ağır olacağı, sorunların savaşla değil barışçı yollardan çözümünün mümkün ve gerekli olduğu dile getiriliyordu. 170 yurttaşın oylarıyla seçtikleri, kendilerini temsil ettiklerini sandıkları milletvekillerine yönelttikleri, endişelerini, dileklerini, uyarılarını içeren bir metindi.

Testi kırılmadan göndermekte acele edildiğinden, imza sayısı 170’de kaldı, sonradan yeni imzalar geldi, imzası konulamadığı için alınanlar da oldu bildiğim kadarıyla. Mektup milletvekillerinin şahıslarınaydı, basına açıklanması -hele de o sırada Afrin müdahalesi başlayıp savaş atmosferine girilince- düşünülmedi. Ama bir de baktık ki iktidar koalisyonu milletvekillerinden bazıları metni yandaş medyaya çoktan vermişler, hem de şu günlerin en geçer akçesi vatan hainliği ithamları ve tehditlerle birlikte. İyi de oldu, günün ağır sansür/otosansür ortamında ne yapsak sesimizi bu kadar duyuramazdık; hele de Sayın Erdoğan bayramlık ağzını açıp topa girdikten sonra…"

Baydar, Anayasa’ya, yasalara ve Türkiye’nin taraf olduğu, imzaladığı sözleşmelere göre, her türlü savaş propagandasının hukuken yasak olduğu hatırlatması yaptıktan sonra da her Türkiye vatandaşının huzurlu bir hayat talep etme hakkı olduğuna dikkat çekti.

Savaşa karşı çıkanların medyada yayınlar aracılığıyla hedef alınmasını tepkisini şu sözlerle gösterdi Baydar:

"Sosyal medya denilen ve kimileri tarafından pislik çukuruna dönüştürülen ortamdaki hezeyanlardan, hakaretlerden, bir radyocunun “Afrin harekâtına karşı olanları vurun” sözlerinden, kimi meczup yandaşların “bunlar vatandaşlıktan çıkarılsın” önerilerinden, neden şunu şunu söyledin bile değil neden savaşa destek vermedin türünden saldırılardan söz etmiyorum. Kaba ama pek doğru tabirle, imam osu…sa cemaat sı..r."

İktidarın barış çağrısı yapan mektuba ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) doktorlarının yaşamın kutsallığını savunan açıklamalarına bile tahammülünün olmadığına değinen Baydar sözlerini şöyle sürdürdü:

"170 imzalı mektuptaki imza sahiplerinin tümünü tanımıyorum. Tanıdıklarım adına hemen söyleyeyim: Duymamış, duymak istememiş olabilirsiniz ama bizler hep barış dedik, teröre, şiddete nereden gelirse gelsin ve kime uygulanırsa uygulansın hep karşı çıktık. 2002’de Barış Girişimi’ni kurup “Irak’ta savaşa hayır” diyerek miting meydanlarında, Meclis’te, yazıda çizide yeri göğü inletirken de (ki sizler o zamanlar ABD askerinin Türkiye’den geçmesi ve Türkiye’nin ABD’nin kuyruğunda Irak savaşına bulaşması için Meclis’ten tezkere çıkartma telaşındaydınız), sizler Suriye’de savaş körüklerken de, IŞİD vahşetine de, PKK’nin şehirlere indirdiği terörist eylemlere de hep aynı ahlakî, vicdanî, insanî gerekçelerle karşıydık.

Kendi payıma şunları söylemekten geri durmayacağım: Polisler şehit edilirken, PKK polis lojmanlarına saldırı düzenleyip minicik çocukları öldürürken, Cizre’de insanlık suçları işlenirken, Ankara’da, İstanbul’da, başka yerlerde masum sivil halka karşı terör eylemleri gerçekleştirilirken, Mehmetçik şehit olurken, şehirler yanıp yıkılırken, hepsinin acısını gerçek anlamda hastalanacak düzeydi yüreğimde duydum, hepsine karşı çıktım. Söz gider yazı kalır; yazılarım ama’sız savaş ve şiddet karşıtlığımın belgeleridir. Ve kimsenin bana ve benim gibilere pervasız yalanlarla, tezvirat-tahrifatla saldırmaya, kişiliğimi yıpratmaya, haysiyet cellatlığı yapmaya, lümpen güruhlara hedef göstermeye hakkı yoktur."