Oca 31 2018

'Erdal Eren idam edilirken de TTB 'uygundur' raporuna karşı çıkmıştı

 

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi 11 doktor, Afrin'deki 'Zeytin Dalı' askeri harekatını 'savaş bir halk sorunudur' sözleriyle eleştirdikleri ve barış çağrısı yaptıkları gerekçesiyle dün gözaltına alındı.

Aralarında TTB Başkanı Raşit Türkel'in de bulunduğu doktorlar, tıpkı Barış Akademisyenleri ve 550 milletvekiline mektup yazarak Afrin'de savaş değil, barış istediklerini söyleyen 170 entelektüel gibi, çok temel bir talepte bulunsa da bu talepleri 'suç' olarak addedildi. 

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Çiğdem Toker, hekimlerin ölümler, idamlar gibi insan hayatının sonlandırılmasıyla ilgili durumlardaki etik ve mesleki ilkelere bağlılığını 12 Eylül  darbesindeki bir örnekle açıklıyor ve hekimlerden aksi bir tavır beklemenin hata olacağını belirtiyor.

Toker, yaşı büyütülerek idam edilen lise öğrencisi Erdal Eren'le birlikte 50 kadar kişinin daha idam sehpasında yaşamlarına son verildiğini ve idam için tıbben elverişli olduklarının belgelenmesi için doktorların 'onay' vermesi gerektiğini hatırlatıyor.

O dönem TTB Başkanı olan Nusret Fişek'in de, tıpkı bugünkü TTB gibi, bu onayı vermeye karşı çıktığını vurgulayan Toker yazısını şöyle sürdürüyor:

"TTB'nin o dönemdeki Merkez Konseyi Başkanı Nusret Fişek milletvekillerine, Cumhurbaşkanı’na hitaben mektuplar göndererek idama neden karşı olduklarını anlattı. İnsanı yaşatmanın, hekimlik mesleğinin en temel etik kuralı olduğunu, idamın infazı sırasında hekim bulundurmanın doğru olmadığını hatırlattılar. Prof. Fişek, meslektaşları Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu, Doç. Dr. Haluk Özbay, Doç. Dr. Ragıp Çam, Dr. Hüsnü Çuhadar hakkında dava açıldı. Ölüm cezasına karşı bildiri hazırlamak suçuyla yargılandılar. 

Fişek ve arkadaşları, “Hekimlerin idama ve idamın infazı sırasında hekiminbulundurulmasına karşı olmaları” nedeniyle yargılandıkları davadan beraat etti. Ölüm cezası 2004 yılında tamamen ve her koşulda kaldırıldı."

TTB yönetiminin, 33 yıl sonra bugün yaşam hakkını bu kez barışla birlikte savunduğu için hedefte olduğuna değinen Toker, darbe döneminden farklı olarak, bu kez TTB Başkanı Raşit Tükel ve Merkez Konseyi üyelerinin sabah baskınlarıyla gözaltına alındıklarını ifade ediyor.

Gözaltılardan bir gün önce TTB yetkilileri hakkında soruşturma açıldığı kamuoyuna duyurulmuştu.

Bu konuda bilgi veren TTB Hukuk Müşaviri Mustafa Güler, soruşturma başlatıldığını öğrendikten sonra, güvenlik ve yargı makamlarıyla temasa geçtiklerini, bilgi, ifade vermeye hazır olduklarını belirttiklerini, ancak bu yolun izlendiğini söylüyor. 

 

TTB'nin kamu kurumu niteliğinde bir anayasal meslek kuruluşu olduğuna dikkat çeken Toker, görüşlerini şu sözlerle sürdürüyor:

"Bu nitelikteki bir meslek örgütünün en ayırt edici özelliği, yalnızca kendi üyelerinin değil kamunun çıkarlarını gözetmesi. Kamu çıkarlarının gözetilmesi, beraberinde kaçınılmaz olarak demokratik değerlerin savunulmasını getirir. 

Diğer yandan, bu operasyonu değerlendirirken, TTB’nin itiraz ettiği uygulamaları da hatırlamakta fayda var. Başta Sağlık Bakanlığı’nı 25 yıl süresinde milyarlarca liralık kira taahhüdü altına sokan, bir avuç iktidar yanlısı müteahhitlik şirketine kamu kaynaklarından gelir aktarımı anlamına gelen şehir hastaneleri olmak üzere, sağlık hizmetinin piyasalaştırılmasına karşı duran, ranta itiraz eden, eleştirel bir tutum geliştiren yaklaşım operasyonun ardındaki motivasyon ile bağlantısız olmasa gerek."

Hekimlerin ölüme alkış tutmasının beklenemeyeceğini kaydeden Toker, yazısını, "Hayatı savunmak suç değil, “insanlık” görevidir" satırlarıyla bitiriyor.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar