İktidar ve muhalefette taşlar oynuyor: AKP’de fırtına, CHP’de değişim…

Türkiye siyaseti sonbahardan itibaren, iktidar ve muhalefette taşların yerinden oynayacağı, oldukça hareketli bir döneme giriyor.

8 Temmuz’da yaptığı yazılı açıklamayla kurucusu olduğu AKP’den istifa eden eski başbakan yardımcısı Ali Babacan’ın ardından, eski Başbakan ve AKP Genel Başkanlarından Ahmet Davutoğlu da AKP’den ihraç edilmeyi beklemeden, “yeni bir başlangıç için” diyerek, 13 Eylül’de istifasını açıkladı.

Her iki isim de yeni parti kuracaklarını ilan ederek, 2020’ye kalmadan tabelayı asma hedefine yöneldi. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “hainlik ve ümmeti bölmek” ile suçladığı Babacan ve Davutoğlu’nun yaptığının aynısını, merhum Necmeddin Erbakan’a karşı 2001’de kendisinin yaptığını hatırlamak istemiyor.

O dönemde Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç gibi isimlerle birlikte Erbakan’dan koparak AKP’yi kuran Erdoğan “Milli Görüş gömleğini çıkarttığını” ilan ederek, kendi deyimiyle davaya ihanet etmişti. 

Yapılan ilk kamuoyu yoklamaları, Davutoğlu ve Babacan oluşumlarının bugün seçim olsa yüzde 1,7 ile yüzde 8 arasında bir oy potansiyeline sahip olabileceğini gösteriyor. Henüz her iki partinin vitrininde kimlerin yer alacağı, parti programlarının ve topluma vaatlerinin neler olacağı bilinmeden yapılan bu anketlerin ortaya çıkarttığı sonuçlara aldanmamak gerek. 

Erdoğan-Bahçeli ikilisinin dizayn ettiği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, iktidar olabilmek için seçimde yüzde 50+1’i dayatıyor. O nedenle Davutoğlu-Babacan oluşumlarının AKP’den kopartacakları her oy Erdoğan için hayati önemde ve Erdoğan’ı Bahçeli’ye daha mahkum konuma getiriyor. Öyle ki, MHP lideri iktidarın ortağı ya da sahibi gibi bir söylem sergilerken, kabine değişikliğine gerek olmadığına, bakanların görevine devam edeceğine bile karar verebiliyor.

Bahçeli’nin iktidarı sahiplenmesi, yerine göre Erdoğan adına ahkâm kesmesi AKP içinde rahatsızlık yaratsa da, Erdoğan bu tepkileri bastırıp, Bahçeli’nin gönlünü hoş tutmaya öncelik ve önem veriyor.

Ancak her koşulda AKP’de erimenin hızlanması, çatırtıların büyümesi kaçınılmaz. Babacan-Davutoğlu oluşumlarının her ikisi de şu anda TBMM’de grup kurmayı ya da AKP’den vekil transfer etmeyi hedeflemediklerini söyleseler de, AKP içindeki rahatsız vekillerin sayısı hayli kabarık ve kendi ifadeleriyle “bıçak kemiğe dayanmış” durumda.  

Davutoğlu ve arkadaşlarının ihraç edilmeden istifa yolunu seçmeleri sonrasında, AKP’li eski vekillerden, örgütlerden art arda gelen istifalara, parti tabelaları asıldıktan sonra TBMM’deki istifaların ekleneceği beklentisi siyasi kulislerin önde gelen konusu. 

Öyle ki, Erdoğan’ın TBMM’den geçirmek isteyeceği kritik bazı yasaların oylamalarında AKP grubunun ciddi fire vereceği, vekillerin istifa yerine partiden ihraç edilmek için bu yola gideceği dile getiriliyor. 

Babacan ve Davutoğlu oluşumları, yıl sonundan önce partileşip ete kemiğe büründükten sonra, Erdoğan’ın partideki hakimiyetinin daha da sarsıldığı, TBMM grubunu ve parti teşkilatını kontrol etmekte iyice zorlanmaya başladığı bir sürece girileceğini söylemek mümkün.

Böyle bir süreç, MHP’nin AKP ve Erdoğan üzerindeki gölgesinin daha da artmasını, buna paralel olarak, AKP içindeki MHP-Bahçeli rahatsızlığının iyice büyümesini, ittifakın çatırdamasını beraberinde getirecektir. Bunun anlamı ise Erdoğan ve AKP’nin TBMM’de çoğunluğu yitirmesi, dilediği yasaları çıkartamaz hale gelmesi. Böyle bir durumda Erdoğan’ın 2017’deki anayasa değişikliği ile kabul edilen TBMM’yi feshetme yetkisini kullanarak erken seçim kararı alması, bunun için de kendisi açısından en uygun zamanı kollaması sürpriz sayılmamalı.  

Sürecin bir erken seçimi kaçınılmaz hale getirecek şekilde ilerleyeceğini öngören ana muhalefet partisi CHP’de bu yüzden seçime hazır olunması talimatı örgütlere iletildi. Tüm milletvekilleri illerde görevlendirilerek, seçmenin ve örgütlerin nabzının tutulması, halkın talep ve beklentilerinin tespit edilmesi, hazırlanacak raporların Ekim ayında genel merkeze ulaştırılması kararlaştırıldı.

CHP bir yandan da büyük kurultay hazırlıklarına hız verdi. 15 Eylül’de yapılan olağanüstü Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı ve hemen ardından yine olağanüstü toplanan Parti Meclisi’nde (PM) kurultay hazırlıkları yanında, milletvekili adaylarının belirlenmesi sürecine yönelik tüzük ve yönetmelik değişiklikleri ele alınarak kabul edildi. Bir kişinin önseçime girmeksizin en fazla iki dönem kontenjan adayı olabilmesine olanak sağlayan düzenlemede, olası erken seçimde bu kriterin uygulanmaması benimsendi. 

Bunun yanı sıra, daha önce CHP’den ihraç edilen kamuoyunun yakından tanıdığı bazı isimlere PM kararıyla af getirilerek partiye dönmelerinin yolu açıldı. Bu isimlerden birisi Aylin Nazlıaka oldu. Bütün bunlar, muhtemel bir erken seçime hazırlık olarak yorumlanırken, büyük kurultayda genel başkanlık ve parti yönetimi vitrininde olası değişim, CHP kulislerinin öncelikli konusu. 

Yerel seçim zaferinden sonra, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık için tek aday olacağı, karşısına rakip çıkmayacağı öne sürülmesine karşın, son günlerde Kılıçdaroğlu’nun sürpriz bir kararla kurultayda genel başkanlığa aday olmama ihtimali CHP kulislerinde konuşulmaya başlandı. 

Yerel seçimden zaferle çıkmış, partisinin oylarını artırmış, en büyük illeri partisine kazandırmış bir genel başkan olarak veda etmeyi planladığı öne sürülen Kılıçdaroğlu’nun, kurultayda kendi yerine, örgütlerden sorumlu genel başkan yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı’yı işaret edeceği belirtiliyor.

Uzun süren bir sessizlikten sonra, son günlerde yeniden medyada ve ekranlarda görünmeye başlayan CHP’nin 24 Haziran seçimlerindeki Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin de bu gelişmeler üzerine yeniden harekete geçtiği gözleniyor. Katıldığı televizyon programında 2023’teki ya da öncesinde yapılacak olası bir erken seçimde Cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıklayan İnce’nin, “CHP’nin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı adayı olmalı” sözleri, bu açıdan dikkat çekici. 

İnce’nin yaklaşan kurultayda Kılıçdaroğlu’nun aday olmayacağı, Salıcı’yı işaret edeceği yönündeki duyumlar üzerine, daha önce Kılıçdaroğlu’na karşı iki kez aday olduğu genel başkanlık için çalışmalarına hız verdiği, “CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, genel başkanı olmalı” ilkesini de bunun için dile getirdiği vurgulanıyor.

Canan Kaftancıoğlu’nun İstanbul il başkanı seçilmesinde etkili olduğu bilinen Oğuz Kaan Salıcı, örgütlerden sorumlu genel başkan yardımcısı olmanın avantajıyla, il ve ilçe kongrelerinde, örgüt yöneticilerinin, kurultay delegelerinin seçiminde, kurultay dengelerini kendi lehine çevirme şansına sahip. En fazla delegeye sahip İstanbul örgütü ve il başkanı Canan Kaftancıoğlu Salıcı’nın en büyük destekçisi.

24 Haziran 2018 seçimlerini kaybettikten sonra, olağanüstü kurultay için imza toplayan Muharrem İnce ekibinin bu girişimleri, o dönemde genel merkezde etkili olan Bülent Tezcan, Muharrem Erkek tarafından engellendi. 31 Mart yerel seçimlerinde de İnce’ye destek veren belediye başkanlarının önemli bölümü aday yapılmayarak tasfiye edildi. O nedenle, şayet Kılıçdaroğlu kurultayda aday olmazsa, yarışın İnce ile Salıcı arasında geçmesi, CHP üst yönetiminde radikal bir değişimin yaşanması söz konusu olacak. Selin Sayek Böke-İlhan Cihaner’in başını çektiği CHP’deki sol kanatın da Salıcı’ya destek vereceği dile getiriliyor.

Hem Kılıçdaroğlu sonrası CHP Genel Başkanlığı ve hem de 2023’teki seçimde CHP’nin Cumhurbaşkanı adaylığı için ismi öne çıkan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu açısından ise mevcut tabloda genel başkanlık ve olası erken seçimde Cumhurbaşkanı adaylığı ihtimali zayıf görünüyor. 

İBB Başkanlığındaki görev süresi 2024’te dolacak olan İmamoğlu, olası bir erken seçimde Cumhurbaşkanı adaylığı için beş yılı doldurmadan görevinden istifa etmek zorunda. Böyle bir durumda, İmamoğlu seçimi kazansa da kaybetse de İBB Meclisindeki AKP çoğunluğu nedeniyle CHP, İBB’yi kaybedecek, kendi eliyle yönetimi AKP’ye vermiş olacak. O yüzden kamuoyundaki büyük popülaritesine, oy potansiyeline rağmen, olası bir erken seçimde İmamoğlu’nun adaylığı gündemde yok.                 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.