Fehmi Koru
Tem 02 2018

İntikam tatlı bir histir, ama zehirler de… Öyle bir yanlışa düşmeyelim…

Acaba her çatışmacı ortamdan sonra kavgada üste çıkanlar ‘intikamcı’ bir tavır takınsa ve karşılarında yer alanları yeryüzünden silme çabası içerisine girseydi dünya tarihi nasıl yazılırdı?

Kendi tarihimize de bizden uzaklara da bu gözle bakabiliriz…

Tarihte ne oldu?

Malazgirt Savaşı sonrasında… İstiklal Savaşı‘nın Türk-Yunan savaşı bölümünden sonra… Demokrat Parti-CHP arasındaki kavgalar ve 1950 seçimleri sonrası…

Daha çarpıcı örnekler ise dışarıdan: Birinci ve ikinci dünya savaşlarına sebep olmuş Almanya’yı bir daha benzer alt-üst oluşlara sebep olmaması için ikiye bölenler, yıllar sonra onunla Avrupa Birliği içerisinde birlikte yer aldıkları gibi, sonunda iki parçasının birleşmesine de izin vermediler mi?

Aralarında kimisi 30, kimisi 100 yıl sürmüş savaşlar yaşanmış Avrupalı ülkeler bugün aynı hedefe doğru birlikte yürüyorlar…

ABD kıtayı sömürge haline getirmek üzere Fransa ile savaşa tutuşmuş İngilizlerin elinden kurtarmak için onlarla çarpışarak bağımsızlığını kazandı; bugün ise iki ülkenin insanları birbirlerine ‘kuzen’ muamelesi yapıyorlar…

Ülkeler arasında yaşanan bu tür ilişkiler, etkisini, aynı ülkenin birbirinden farklı cephelerde yer almış insanları arasında da sürdürüyor. Nazi dönemini yaşamış Almanya, faşizm deneyiminden geçmiş İtalya, komünizm ile uzunca bir süre yönetilmiş Rusya ve pek çok Doğu Avrupa ülkesi o dönemlerini geride bırakmayı ‘intikamcı’ hislerinin baskın haline gelmesini önleyerek başardılar.

Komünizm döneminin yönetici kadrosuyla hesaplaşıldığını gördük mü Rusya’da?

Almanya doğusunu birliği içerisine katınca Almanlar cadı avına çıktı mı?

Bu soruların hepsinin cevapları aynıdır: Hayır…

Ayıplı basına rağmen şerefli kalemlerimiz hep oldu
Demokrat Parti 1950’de iktidara gelince, seçim öncesi verdiği “Devr-i sabık yaratmayacağız” sözünden şaşmadı; iktidarını dört yıl geciktirmiş 1946’daki hileli seçim skandalına rağmen hem de…

Sonraki 10 yıl boyunca kavga etti DP ve CHP kadroları, ancak bunlar siyasi çekişmeden öteye geçmedi.

Askeri darbede CHP’nin ve özellikle lideri İsmet İnönü‘nün parmağı olduğuna hep inandı Demokratlar, ancak 27 Mayıs (1960) sonrasında DP’nin devamı olması beklenerek kurulmuş partiler iktidara gelince, geçmişin hesabını sormaya kalkışmadılar.

Darbecilerle hesaplaşmak bile düşünülmedi.

Türkiye’deki bütün askeri müdahaleler basının desteğiyle gerçekleşmiş, basın darbeler sonrasında da iyi bir sınav vermemiştir. ‘Türk Basın Tarihi’ bir yönüyle de ‘darbeci zihniyet’ ile demokrasi yanlılarının mücadelesi tarihidir.

Ayıplı bir basınımız olduğu kadar, kişisel menfaatleri zedelendiği halde özgürlükler konusunda hassasiyet göstermiş kalem erbabına da sahip bir basınımız var.

Konuyu kişiselleştirmemi hoş görün: Gazeteci olarak benim hayatım da, ilk günden başlayarak, özellikle içeride -zaman zaman dışarıda da- özgürlükler ve demokrasi tehdit altına düştüğü her ortamda kalemimin ucunu sivriltmeme yol açmıştır.

Hiçbir zaman ‘intikam’ hislerine kapılmadım yine de…

İntikam hoş bir his değildir
Bu tespitleri neden yapıyorum?

Şundan: Uzun bir süredir ülkemizde bir ‘intikam’ havası estiriliyor. İnsanların hata da edebileceklerini, bu yüzden kendilerinden beklenenden farklı davranabileceklerini kabul etmeyen bir yaklaşım giderek yaygınlaşıyor. Herkesten belli bir çizgide durmak, o çizgiye muhalif tavır takınmamak bekleniyor.

Farklı davrananlara karşı en şedit uygulamalar isteniyor.

İstenmekle kalınsa yine iyi, bazen uygulamalar da yapılıyor.

Esas yanlış olan işte budur.

‘Müntakim’ veya ‘Zül-intikam’ (intikam alıcı) ismi Allah’a mahsustur, o sıfat insanlar için uygun görülmemiştir. Aksi olsaydı, kendisine ve kendisiyle birlikte olanlara en şiddetli muameleleri uygun görmüş, doğup büyüdükleri kentten göç etmek zorunda bırakmış, aralarına kan girmiş olan inkarcıları yendiğinde, İslam’ın Peygamberi, intikamcı davranırdı.

Oysa tam tersi davrandı.

İslam kısa sürede kıtalar aşarak her yerde kabul görür hale geldiyse, bunu, onun evrensel mesajlarında aramalıyız.

Mekke’nin fethi ile açılan hoşgörü ortamı da işte o mesajların daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır.

Gerilimi azaltıcı davranmanın ve toplumsal barış ortamını sağlamanın gerektiği günlerden geçiyoruz.

Tersini söyleyip yazanlara kuşkuyla bakmak şart.

Bunları yeniden hatırlatmak istedim.

* Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar