Muhalefet ve McKinsey

İktidarın nesnel hakikatleri çarpıtmasına alıştık. Ama muhalefetten daha sorumlu bir tutum bekliyorduk. En azından ben bekliyordum.

Ülke ağır bir rejim ve ekonomik krizin pençesindeyken, hak talep edenler hapishanelerde çile doldururken, iktidarın milliyetçi ortağının ‘kader mahkumları’ diyerek yumuşatmaya çalıştığı vicdanları kanatan ‘af’ konusu yavaş yavaş olgunlaşırken, muhalefet, tıpkı iktidar gibi, hakikatin üzerini örterek gerçeği bilmenin anlamsızlığını kanıtlamaya çalışıyor sanki.

Söylediklerinin doğruluğunu tartmadan, kitlelerin duygularına hitap edecek, onları öfkelendirecek, korkutacak ve coşturacak Duyun-u Umumiye benzetmesinden hareketle Amerikalı danışmanlık firması McKinsey ile yapılacak anlaşmadan kitlesel bir muhalefet çıkarmaya çalışıyor.

Oysa her gün muhalefetin dikkatle izlemesi ve üzerinde durması gereken onlarca olay oluyor. 

Mesela İtalyan Astaldi firmasının, Türkiye'yi son dönemde etkisi altına alan finansal ve politik gelişmelerden dolayı 3. Köprü’de sahip olduğu yüzde 33 hissenin satışının geciktiği gerekçesiyle konkordato ilan etmesi gibi.

Türkiye’de köprü, otoyol, metro hattı, hatta şehir hastaneleri yapan Astaldi konkordato ilan ederken; ‘yandaş’ diye bilinen yerli ortakları, ağırlıklı kamu bankalarının kanatları altında. Ve bu şirketlerin kreditörü olan bu kamu bankalarından 3’ü (Halkbank, Vakıfbank, Eximbank) geçtiğimiz hafta sadece 2 iş günü içinde tahvil ihracı ilan edip, satışı tamamlayıp 10.8 milyar TL’yi kasalarına koydular.

Yani Türkiye Hazinesi’nin yapamadığını yaptılar. Üstelik ne faiz oranı belli ne de bu tahvillerin kime satıldığı. Ya İşsizlik Fonu kullanıldı ya da Merkez Bankası. Muhalefet bunun üzerinde hiç durmadı. Tüm dikkatini ve önceliğini Amerikalı bir danışman şirketi ile yapılan ya da yapılacak olan anlaşmaya verdi.

Yapılacak anlaşmanın kapsamı, süresi, ücreti muhalefetin ilgi alanında değil. Böylesi kapalı ve denetim dışı bir ekonomide bir danışmanlık firmasının nasıl bir katkı sağlayacağı meçhul, ama seçilen şirketin üst akıl dedikleri Amerika kökenli olması muhalefet etmek için yeterli görünüyor. 

Üstelik bu kapsamlı danışmanlık işinin TBMM ve Sayıştay devre dışı bırakılarak, basının yüzde 90’ı iktidara bağlı ve bağımlıyken tam bir karartma altında yapılacak olması da muhalefetin ilgi alanının dışında.

Dünyanın en bilinen, en büyük, en pahalı, en aç gözlü ve kitaplara konu olmuş Amerikalı danışmanlık şirketi McKinsey’e gelince; aslında McKinsey, Türkiye’yi iyi bilen bir firma. Birçok kez hem kamu hem de özel sektöre hizmet verdi. Ancak ilk olarak bu kadar geniş kapsamlı bir iş yapacak.

Duff McDonald, ‘The Firm’ kitabında McKinsey’i oldukça detaylı anlatır. Her ne kadar McDonald’ın 'Şirket'i, John Grisham’ın 'Şirket'i gibi organize suç örgütüne dönüşmezse de, McDonald, şu soruyu beyinlere kazır: “Nasıl oluyor da bu adamlar her beladan sıyrılıyor?”

Cevabı açık aslında. Bu şirket sadece danışmanlık hizmeti veriyor. Sorumluluk danışana ait. Faturayı danışanlar ödüyor.

Bakan Albayrak’ın New York’ta, “Yeni program bünyesinde kurulan Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik. 16 bakanlıktan temsilcilerin bulunduğu bu ofis, tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek” demesiyle birlikte, McKinsey’i Türkiye’de de tanımayan kalmadı. 

“Türkiye’ye Amerikalı bir şirketin kayyum atandığı”ndan tutun, “Duyun-u Umumiye’ye giden yola girildi”ye uzanan; “IMF ile doğrudan değil McKinsey aracılığıyla dolaylı anlaşıldı” yorumlarından “Türkiye, kozmik odasını Amerikalılara teslim etti”ye kadar, söylenebilecek her şey söylendi. 

Bu söylentilere Bakan’ın, “McKinsey her çeyrekte kontrol edecek” demesinin de katkısı bir hayli fazla. Bakan’ın bu ifadesi, McKinsey’e bir denetim firması işlevi yüklenmesine yol açtı. 

Oysa McKinsey bir denetim (audit) firması değil. Bir audit firması gibi fotoğrafını çektiği şirketlerin durumunu kamuya açıklamakla yükümlü değil. Fotoğrafı sadece onu kiralayan ve parasını ödeyen patronun önüne koyar. Ondan sonrası patrona bağlı.

Bu önerilerin tamamına ya da bir kısmına uyar ya da uymaz. Bu onun bileceği iş. Oysa denetim firmasının raporuna uymamanın yasalarla belirlenmiş cezası vardır. 

McKinsey ile IMF benzerliğine gelince;

McKinsey, finansman sağlamaz bu nedenle yaptırım gücü sıfırdır. IMF ise size ihtiyacınız olan finansmanı da içeren bir paketle gelir. Ve bu finansman paketini koşula bağlı olarak, dilim dilim kullandırır. Her bir dilimi serbest bırakmadan önce sizi çok sıkı denetler, stand-by anlaşmasına uyup uymadığınızı kontrol eder.

Söz gelişi milli gelirin yüzde 5’i kadar faiz dışı fazla vereceğinizi taahhüt ettiyseniz, IMF harcamaları nerelerden kısacağınızın detaylarıyla çok ilgilenmez. Size Diyanet’in bütçesinden kes, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesine dokunma demez. Ama bir danışman olan McKinsey, eğer ona yeniden yapılandırmanın esaslarını sormuşsanız size bunu söyler. Sadece sizi bunu yapmaya zorlayamaz.

IMF ile bir stand-by anlaşması yaparsanız, IMF de bazı kamu birimlerinizi yeniden yapılandırmanız için dışarıdan danışman kullanmanızı söyleyebilir. Hatta bunun finansmanını da Dünya Bankası üzerinden size sağlayabilir. Bunu gözden geçirmenin şartları arasına da koyabilir. 

Stratejik yönetim danışmanı olan McKinsey ise size "IMF’e gidin ya da gitmeyin" demez. Danışmanlık hizmetinin bedelini çalıştırdığı adam/ saat ücreti olarak alan McKinsey de, danışmanlığı sırasında başka danışmanlıklar satın alabilir. Bu danışmanlıklar insan kaynaklarından hukuka kadar çok geniş bir yelpazede olabilir. Bu hizmetlerin parasını da size fatura eder.

Muhalefetin sorması gereken asıl sorulara gelince: Şeffaf ve hesap veren bir yönetim olmadan, bir devletin şahıs şirketi gibi kapalı kapılar ardında yeniden yapılandırılmasının maliyeti ne olacak? Bu maliyet kimlerin sırtına yıkılacak? Ekonomik kriz olduğunu kabul etmeyen bir iktidar para ödediği McKinsey’in önerilerini dinleyecek mi, yoksa verilen paralar boşa mı gidecek?  Mesela McKinsey ‘Varlık Fonu’nun yönetimi böyle olmaz, şeffaf olmalı ve Santiago Kuralları’na uyulmalı’ derse ne olacak? Cumhurbaşkanı Varlık Fonu başkanlığından ayrılacak mı? Cumhurbaşkanlığı’na bağlı kurulan ve başında Naci Ağbal’ın olduğu Strateji ve Bütçe Başkanlığı ne olacak? McKinsey ile çalışmanın bir süresi var mı? 

Bana öyle geliyor ki, iktidar, McKinsey ile çalışmanın kendisine batılılar nezdinde bir kredibilite sağlayacağını ve seçimlere kadar ihtiyacı olan zamanı kazandıracağını düşünüyor. Oysa bıçak kemiğe dayanmış durumda. Son PMI endeksi 42.7. Bu imalat sanayinde çarkların neredeyse durduğunun habercisi. Şirketler birbiri ardına konkordato ilan ediyor. Yıl sonuna kadar bu sayının 6 bine ulaşması bekleniyor. Her konkordato ilan eden şirket, tedarikçilerini de zincirleme konkordato ya da iflasa sürüklüyor. 

Dolayısıyla Türkiye’nin acil finansman ihtiyacı var. Zaman geçirmeden IMF’nin kapısını çalmak zorunda. Çünkü geciktikçe ödenecek bedel de ağırlaşıyor. Bugün 50 milyar dolar taze kaynakla çözülebilecek sorunlar üç-dört ay sonra 100 milyar dolarla çözülemez hale gelebilir. Kur krizinin beklenenin ötesinde bir hız ve derinlikte reel sektörü pençesine almasının bize anlattığı tek şey, kırılganlığın öngörülenden de fazla olduğu ve bu yangına müdahale etmekte pek vaktimizin kalmadığıdır. 

Daha önceki krizleri bir şekilde ‘Allah’ın lütfu’yla atlatan Erdoğan yönetimi, eğer yine böyle bir ilahi yardım bekliyorsa ve bunun için McKinsey vb. ile birazcık kredibilite satın alır, “İlahi elin dokunuşunu beklerim” diyorsa, bu kez olmayacak gibi.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar