Abdülbaki Erdoğmuş: AK Parti, ırkçı bir partiye dönüştü

Eski ANAP Milletvekili Abdulbaki Erdoğmuş, "AK Parti sistemle entegre oldukça devletçi ve milliyetçi yönü görünür oldu. İnkâr etse de AK Parti, ırkçı bir partiye dönüştü" dedi.

AKP-MHP ittifakının son dönemde içine girdiği girdaptan çıkmak için attığı adımlar, Türkiye'yi hem dış siyasette hem de ekonomide bilinmeze sürüklüyor. 

Eski ANAP Milletvekili Abdulbaki Erdoğmuş, AKP'nin izlediği politikaları ve son dönemde yaşananları Karadeniz Ekspres'e değerlendirdi. 

Erdoğmuş, iki partinin Ayasofya hamlesini “Yoksulluk, hukuksuzluk, haksızlık bir kabus gibi ülkenin ve toplumun üzerine çökmüş iken Ayasofya hamlesinin geçici bir heyecandan öteye geçmeyeceğini düşünüyorum” diye yorumladı.

'AKP iktidarı döneminde İslami hareketlerin itibarının düştüğü' yorumlarını da değerlendiren Erdoğmuş özetle şunları söyledi:

Müslüman kitlelerin desteğini almayı ve Türkiye örneğinde olduğu gibi bazı ülkelerde iktidar olmayı da başardılar. Ancak İslam referanslı bir projeye sahip olmadıkları için ya mevcut sistemlere entegre oldular veya milli/ulus devletlere İslam gömleği giydirmeğe çalıştılar. Her iki durumda da iflas etmekle kalmayıp Müslümanlık itibarını ve İslamcı ideolojiyi yerle bir ettiler. Bunun en güzel örneğini Türkiye’de AK Parti iktidarında gözlemliyoruz.

AK Parti, Milli Görüş hareketinin 28 Şubat süreci ile yenilenen bir partisidir. İktidar olmasının nedeni de, gerekçesi de 28 Şubat sürecidir. Cemaatle ittifak kurmasının arka planında da bu gerekçelerin olduğunu düşünüyorum. 

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren dini değerleri yaşamasa da önemseyen geniş bir toplumsal Müslüman muhalefet hep dinamik olarak var olmuştur. Bu potansiyelin Kürt muhalefetiyle ittifak yapma ihtimaline karşı devletçi ve milliyetçi bir temelde cemaat ile ittifakı sağlanarak iktidara taşındılar. Sınırsız imkân ve yetkilerle donatılmış bu ittifakın 15 Temmuz öncesi gerçekleştirdikleri operasyonları hatırladığımızda olayın arka planını anlamak daha da kolaylaşır. 

Ordu, yargı, emniyet teşkilatı, üniversiteler başta olmak üzere devlet kurumlarının tamamı operasyona tabi tutulmuş ve kadrolaşma seferberliği başlatılmıştır. Ergenekon davası ile TSK’ye yönelik operasyonları hatırlamak yeterlidir sanırım. Çözüm süreci ile de Kürtleri hedefe alan iktidar, Kürtlerin sivil ve siyasal enerjisini de açığa çıkararak Türkiye için nasıl bir potansiyel tehdit olarak var oldukları algısını oluşturmak için serbest biz zemin yarattılar. 

Devlet imkânlarını ayaklarının altına sererek açığa çıkarttıkları cemaati, başka bir oyunla yani Çözüm Süreci oyunu ile de Kürtleri de açığa çıkarmayı başardılar. 

15 Temmuz tiyatrosu ile de bir bütün olarak muhalefete darbe yaparak hepsini tasfiye ettiler. Bütün bunlar millete, milliyetçilik ve İslamcılık ambalajıyla sunulduğu için daha kolay başarılabildi. Cemaatin tasfiyesi ile boşalan kadrolara da MHP referanslı kadrolar yerleştirilerek kurumlarda İslamcıların hâkim olması da önlenmiş oldu. Bu durumda sadece siyasi olarak değil bürokraside de bir AKP-MHP sentezi söz konusudur.

‘Bütün milliyetçilikleri ayağımızın altına aldık’ noktasından “Milli ve yerli” sloganına gelindi, bununla bir yere varılabilir mı? Ülkenin ve halkın sorunlarına bir çözüm müdür? Milliyetçi bir proje, ancak milliyetçiliği yok sayarak gerçekleştirilebilirdi. AK Parti’nin merhum Erbakan’la oluşan fikri geleneği zaten milli ve yerlidir. 

Gerçi bugün itibariyle artık milli ve yerli olduğu söylenemez. Çünkü geleneksel kadroların tamamı tasfiye edilmiş durumdadır. Bugün itibariyle küresel mafyaya giydirilmiş bir milli-yerli gömleği söz konusudur. Kurumsal bir devlet işleyişi söz konusu olmadığı için sorunların çözümü de söz konusu değildir. 

Tahminime göre iktidar döneminin sonuna kadar devlet böyle yönetilmeye devam edecektir. Hukuk ve yasaların olmadığı yönetim biçimlerinde ancak mafya yöntemleriyle güvenlik ve disiplin sağlanabilir. Yasal bir yönetime geçmeyi AK Parti istese de, MHP’nin buna izin vermeyeceğini ve görevini tamamlamasını sağlayacağını düşünüyorum. AK Parti açısından sona doğru yaklaşıldığını ancak sonrası için bir tahminde bulunmanın da zor olduğunu ifade etmek istiyorum. Çünkü Türkiye öngörülebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır.

AK Parti, tek başına bir Türk-İslam sentezi projesidir. Neo-Osmanlıcı ve İslamcı bir sentezden de söz edilebilir. Ancak MHP İttifakı ile kendi geleneğini, siyasal değerlerini tamamıyla yitirdiğini söyleyebilirim. Artık bir sentezden daha çok MHP’leşmiş bir devlet partisi olarak ancak varlığını sürdürebilen bir AK Parti vardır. Bu durumda, iktidar kaldıkça var olabilecek, iktidarı kaybettiğinde ise parti olarak küçülerek yok olacağını düşünüyorum.

Esas itibariyle AK Parti, kendisini öyle tanımlamasa da zaten milliyetçi bir partidir. Milli Görüş geleneği, cemaatler, siyasal İslamcı oluşumların neredeyse tamamı milliyetçidir. Sağ siyasetten farklı olarak milliyetçiliği, dini referanslarla ve dini söylemleri önceleyerek kamufle ediyorlar. 

AK Parti de sistemle entegre oldukça devletçi ve milliyetçi yönü daha görünür olmaya başladı. İnkâr etse de iktidar uygulamalarıyla AK Parti, milliyetçiliği aşarak ırkçı bir partiye dönüştüğü söylenebilir. Bu bağlamda Kürtlerin desteğinin, AK Parti’nin milliyetçi kimliğine değil, sistem ve devlet partisi kimliğine olduğu kanaatindeyim. 

Bugün itibariyle AK Parti’ye destek veren Kürtlerin bir ikilem yaşadığı ve kaçış yolları aradıkları kanaatindeyim. AK Parti’de siyaset yapanların mahcup tavırlarından bunu anlıyorum. Ayrıca söz konusu Kürtler olunca, sağcısı, solcusu, ulusalcısı, dincisi, dinsizi, sosyalisti, Müslümanı, demokratı, liberali hep bir cephede buluştuklarını unutmayalım.

Bu ittifak için Kürt sorunu bir terör sorunudur. Sorunu terörize ederek bölgesel gelişmelere göre strateji belirleyeceklerdir. Devlet olarak bütün enerjisini Kürtlerin bölgede elde ettikleri kazanımları yok etmek için harcamaktadırlar. Bunun için küresel güçlere verilmeyecek ödünleri yoktur. 

Yüzyıllık inkâr ve asimilasyonist politikaları mevcut ittifakın da benimsediği görülmektedir. Bunda MHP’nin etkisini de gözardı etmemeliyiz. İktidarın MHP elinde bir rehin olduğu dikkate alındığında olumlu gelişmeler beklemek iyimserlik olur. Bu nedenle varacağı yer daha çok kan ve daha çok ölüm olacağı anlaşılmaktadır. Umarım yanılırım. Hem nasıl iyimser olunabilir ki? 

Sayın Selahattin Demirtaş başta olmak üzere yüzlerce Kürt siyasetçinin tutuklu olduğu, seçilmiş belediye Başkanları yerine kayyım atandığı bir süreçte olumlu adımlar beklemek fazlasıyla iyimserlik olur. Kürt sorunu, partilerden önce Kürtlerin öncelikli bir meselesi olmalıdır. Bu yönde yeni bir yaklaşım geliştirilmeli diye düşünüyorum. 

Kürtlerin partiler ve örgütler üstü sivil-demokratik, kültürel, toplumsal bir anlayışa ihtiyaçları olduğu kanaatindeyim. Toplumsal olarak var olmadıkça, iktidarların Kürtleri dikkate alacağını sanmıyorum. İstisnasız bütün partiler için Kürtlerin seçmen olmalarından başka bir değer ifade ettiklerini de düşünmüyorum.

Aleviliği dinsizlik gören bir iktidardan olumlu adımlar beklemeyi abesle iştigal görüyorum. Çözüm sürecinde Kürtler kadar Alevilerin de aldatıldığını düşünüyorum. Alevilere yönelik çok açık bir ayrımcılık söz konusudur. Bürokrasiden ve üniversitelerden neredeyse tamamıyla uzaklaştırılmışlardır. Mevcut iktidardan Kürt ve Alevi dostluğu beklemiyorum. 

İddialar sadece oy devşirmeye yöneliktir. Aleviler de, Kürtler de kendi sorunlarına kendileri barışçıl-sivil çözümler geliştirmelidirler. Türklük ve Sünnilik potasında eritilmek istendiği yüz yıllık uygulamalardan zaten bellidir. Partilerden himmet beklemek yerine bilinçli ve sivil örgütlü bir direnişi öğrenmek gerekir. Bunu hem Kürtler hem de Aleviler için söylüyorum.

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz