Atlantik Konseyi ile AKP arasındaki para ilişkisi

Türkiye konusunda düzenlediği taraflı konferanslarla dikkat çeken Atlantik Konseyi adlı Amerikan düşünce kuruluşunun bunun karşılığında ciddi miktarda para aldığı öne sürülüyor. 

The Washington Free Beacon adlı internet haber portalı tarafından kaleme alınan bir yazıda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve üst düzey AKP’li yetkililerin de sık sık bu kuruluşta ağırlandıkları belirtiliyor. 

Eliana Johnson tarafından hazırlanan yazıya göre Mayıs 2017’de Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği rezidansı önünde korumaları göstericilere saldırdığında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi Atlantik Konseyi akademisyenleri ve yönetim kurulu üyeleriyle özel bir toplantıya gidiyordu. 

Yazıya göre bu etkinlik Washington merkezli düşünce kuruluşuyla Erdoğan hükümeti arasındaki yakın ilişkilere sadece bir örnek teşkil ediyor. 

2008’den itibaren bu kuruluş İstanbul Zirvesi adıyla bir etkinliğe ev sahipliği yaparken, finansörleri arasında da Halkbank ve Erdoğan’a yakın işadamları bulunuyordu. Atlantik Konseyi’nin sponsorlar ve bağışçılarından biri de 2013’e kadar Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın CEO’luğunu yaptığı Çalık Holding. 

Çalık Holding, 2008 yılında Sabah gazetesini satın alarak hükümetin yayın organlarından biri haline getirmişti. 

Konsey’in düzenlediği konferanslara katılan panelistlerin sık sık Erdoğan hükümetiyle aynı düşünmedikleri için hem Konsey’in yöneticileri ve hem de diğer Türk panelistler tarafından itirazlara maruz kaldıklarını yazan Johnson, Atlantik Konseyi’nin Global Enerji Forumu adlı yıllık konferansını 2018 yılında Abu Dabi’ye taşıdığını, bunun sebebinin ise etkinliğin gölge organizatörünün Berat Albayrak olmasını gösteriyor. 

Konsey’in Sözcüsü Alex Kisling ise etkinliğin Abu Dabi’ye taşınmasının sebebinin Türk hükümetinin organizasyon programını etkilemesi olmadığını, konferansın sponsorları arasında Çalık gibi çok geniş destek organizasyonları bulunduğunu ifade ediyor. 

Ancak Atlantik’deki bir analist ve konferansın operasyonlarını bilen bir kaynağa göre, kuruluş, Türklerin katılımına itiraz etmeleri üzerine Türk gazeteci Aslı Aydıntaş'ın yer aldığı 2015’teki İstanbul konferansındaki bir paneli iptal etti. Yine aynı kaynağa göre Türklerin itiraz etmeleri üzerine dış politika uzmanı Naz Durakoğlu’nun da bir panelden çıkarıldığı ifade ediliyor. 

"Bunu ele alma biçimleri korkunçtu" diyen aynı uzman, "Kuruluşun Türk hükümetinin bir PR kolu haline gelmesine izin verdikleri zamanlar var" şeklindeki iddiayı da dile getiriyor. 

Yabancı ülkelerden gelen paranın Amerikan düşünce kuruluşları üzerindeki etkisinin, New York Times tarafından da dahil olmak üzere iyi belgelenmiş olsa da, yedi dış politika uzmanı Washington Free Beacon'a yaptıkları açıklamada Atlantik Konseyi'nin durumunun farklı olduğunu, bu kuruluşun anti-demokratik ve yozlaşmış hükümetlerden daha fazla para aldığını belirtiyor. 

Kuruluşun kötü hükümetler ve yabancı işletmelerden aldığı parayı kamuoyuna açıkladığını, ancak paranın politikası üzerinde hiçbir etkisi olmadığı konusunda ısrar ettiğini yazan Johnson bu düşünce kuruluşunun operasyonlarının Washington’da dönen kirli ilişkiler çarkına yönelik bir pencere aralayarak lobicilerin, hükümet yetkililerinin, varlıklı bağışçıların ve bağımsız uzmanların genellikle nasıl ayrılmaz bir şekilde iç içe olduklarını ortaya koyduğunu da aktarıyor. 

Atlantik Konseyi'nin yürütme komitesi üyelerinden Amir Handjani, örtüşen çıkarlara bir örnek sunuyor. Handjani bir zamanlar Atlantik Konseyi'nde üst düzey bir isimdi, İran programının bağışçılarından ve Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu için kayıtlı bir yabancı temsilciydi. Handjani ailesinin, İran'a tahıl ithal eden Cargill’in yan kuruluşu olan şirketinin başkanlığını da yapıyordu. 

Kisling, Atlantik Konseyi’nin akademisyen ve kurul üyelerinden herhangi bir çıkar çatışması durumunda kendilerini bilgilendirmelerini talep ederken, lobici veya yabancı ajan olarak hizmet vermelerine ise izin verildiğini belirtiyor. 

Ancak kaynaklar, Atlantik Konseyi'nde bu tür örtüşen parasal işlerin istisna olmaktan ziyade kural olduğunu, bundan dolayı da yönetim kurulunun sürekli şiştiğini, şu andaki sayının 140 olduğunu belirtiyor. 

“Örneğin, Atlantik Konseyi’nin Türkiye hakkındaki yayınlarının, Ankara’nın Avrupa’yla sorunlu ilişkileri ve ülkenin Ortadoğu’daki maceracılığı da dahil olmak üzere ABD-Türkiye ilişkilerindeki en tartışmalı konuları irdelemekte kaçak güreştiğini” yazan Johanson makalesinin sonunda şu görüşleri dile getiriyor:

“Nisan ayında organizasyonda diğerleri ile birlikte Atlantik Konseyi Başkanı Fred Kempe'nin "entelektüel bir güç" olarak övdüğü Erdoğan'ın sözcüsü İbrahim Kalın'ın da yer aldı. Türkiye'nin eski ABD Büyükelçisi Namık Tan'ın kaleme aldığı bir yazıda ise, ABD-Türkiye ilişkilerindeki sorunların kaynağının "politize olmuş analistler" olduğunu öne sürüyor. Ve Türkiye’nin “mülteci direncini” ele alan bir programı ise ABD’de yabancı ajan olarak kayıtlı Türkiye’nin resmi yayın kuruluşu TRT’nin bir haber sunucusu tarafından yönetildi.

Kisling Maria Ramos’un dışarıdan bir bakış açısı sunmak için "moderatör olarak" davet edildiğini söyledi.

Atlantik Konseyi'nin Türkiye'yi eleştiren herhangi bir yayınlarının olup olmadığı yönündeki sorusuna Kisling, bir Türk yetkilinin yanıtına bir "editör notu" ekli bir yazıyı; artık Atlantik Konseyi’nde çalışmayan bir editörün Türkiye değil, Suriye hakkındaki bir konu özetini; Rus füzeleri satın aldıktan sonra Türk-NATO ilişkilerinin nasıl onarılacağına dair ele alınan bir makaleyi ve Türkiye’nin Suriye’ye girmesine ilişkin uzman görüşlerinden oluşan bir derlemeyi gönderiyor.”