Bir film günümüz dünya siyasetini daha iyi anlamama yaradı

Oscar ödüllü Meksikalı yönetmen Alfonso Cuarón‘u önceki akşam gece yarısı yapılan bir televizyon sohbet programında izledim. ‘Altın küre’ ödülüne layık görülen son filmi ‘Roma’ üzerine konuşuyorlardı. Film kendisinin gençliğinde yaşadıklarını bir kadının ona esinlendirdikleri üzerinden anlatıyor. Başrolü oynayacak kadın bu alanda deneyimi olmayan sıradan biriymiş ve kendisini de tanımıyormuş; teklif geldiğinde yönetmenle ilgili merakını Google‘a başvurarak gidermiş başrol oyuncusu…

Netflix‘te var ‘Roma’, arzu eden aboneler izleyebilir.

Esas dikkatimi çeken ise o sohbetteki şu açıklaması oldu Alfonso Cuarón‘un: Hiçbir oyuncu filmin bütünü hakkında bilgi sahibi değilmiş… O gün hangi sahneler kiminle çekilecekse, yönetmen senaryonun o bölümünü oyunculara veriyormuş…

Dediği şu: “Kadro çıldırıyordu. Senaryo ellerinde yoktu. Senaryoyu her gün kronolojiye uygun olarak çektik, bu sebeple senaryo hakkında her gün yeni bir şey öğreniyorlardı, senaryonun ne olduğuna dair öylece fikir ediniyorlardı. Bütün çekimler bittiğinde filmin konusu hakkında bütüncül bir fikre sahip oldu oyuncular…”

Programın burasında kendi kendime “Aa, Trump’ın yaptığı da galiba bu” demişim…

Trump’ın Amerikası

Donald Trump iki yıldır ABD başkanı. Bu süre içerisinde kendinden önceki başkanlardan hiçbirine benzemeyen bir yönetim tarzını sürdürüyor. Aile bireyleri fena halde yönetimin içindeler; bunu gizlemek için herhangi bir şey yapmıyor. Bir gün aklına esiyor, Müslümanların yaşadığı yedi ülkenin vatandaşlarına vize kısıtlaması getiriyor, bir başka gün kendi ülkesinden bir papaz tutuklu diye NATO’da müttefik bir ülkeye yaptırım uygulaması başlatıyor, Suudi Arabistan yönetimine “Dediklerimi dinlemezseniz başınıza geleceği biliyorsunuz değil mi, desteğimiz olmasa 15 günde devrilirsiniz” açıklaması yapıyor, Kongre Meksika sınırına duvar inşa etmesine bütçede yer vermedi diye federal hükümeti durma noktasına getiriyor…

Her gün yeni bir şeyle ülkesinin ve dünyanın kamuoyları karşısına çıkıyor Trump…

En yakınları, hatta hükümetinde bakanlık koltuklarında oturanlar bile, yaptıklarından ancak yapıldıktan sonra haberdar oluyorlar.

Senaryonun bütününü oyunculara göstermeyen, kronolojik çekim yapan Roma filminin yönetmeni gibi davranıyor ABD başkanı…

Bir tek kendisi biliyor senaryonun bütününü ve senaryosunun önceden yazılmış bölümlerinin uygulayacaklar tarafından değiştirilmek istenmesine izin vermeye asla yanaşmıyor.

Türkiye ile takıştığı belli başlı konuların her birine bu gözle yaklaştığımızda da yaptığını anlamak mümkün; ancak ben dikkatinizi ABD’de sistemi durma noktasına getiren şu ‘duvar’ konusuna çekmek istiyorum.

ABD’de başkanlar iradelerini sınırlamaya kalkıştığında Kongre’yi hizaya sokma yolu olarak bazen hükümeti durma noktasına getirme yöntemine de başvuruyorlar. Geçmişte bunu yapanlar oldu, ancak hiçbirinde Trump gibi tarihi rekor sayılacak günlere uzatacak kadar yöntemlerinde ısrarcı olmadılar. Sistem içerisinde esasen var olan uzlaşma mekanizmaları çalıştı ve kısa sürede normale dönüldü.

Bu defa durum farklı. Trump istediğini alana kadar ayağını sürümekten vazgeçmiyor.

Hükümetin durma noktasına gelmesinin başka zararları da var, ama en önemlisi federal yapının içerisinde yer alan maaşlı ve ücretli herkesin işini durdurması ve dolayısıyla ücret ve maaş da alamaması söz konusu. Kısıtlamaların temel hizmetleri, hatta güvenliği tehdit eder boyutlara varması da mümkün.

Yine de vazgeçmiyor Trump.

Hatta, “Olağanüstü hal ilan ederim” tehdidinde de bulunuyor.

İlla o ‘duvar’ inşa edilecek…

Trump yalnız değil

Ben burada Trump‘ı kafasında bir senaryo olan ve onu her gün bir bölümünü açık ettiği parçasıyla hayata geçirme çabasına giren, bu yolda gerekirse ABD tarihinde hemen hiç kullanılmamış ‘OHAL’ türü uygulamaları bile göze alabilecek görünen bir ‘otokrat yönetici’ örneği olarak ele alıyorum; ancak siz bu benzetmeyi son zamanlarda Macaristan, Polonya ve Brezilya gibi ülkelerde başını çıkaran diğer ‘otokrat’ yöneticilere de yaygınlaştırabilirsiniz.

Her birinin elinde bütününü paylaşmadığı, her gün bir parçasını uygulamaya koyduğu bir senaryo var; bu ‘otokrat’ yöneticiler ülkelerini zorlayarak da olsa senaryoları yönünde değişime uğratma gayretindeler.

Meksikalı yönetmen Alfonso Cuarón ortaya çıkan eserinden memnun, film ‘altın küre’ ödülü aldığına göre sinema sanatından anlayanlar da onu beğenmiş görünüyor. Yöntem sanat alanında başarılı olmuş durumda.

Aynı yöntem siyasette, uluslararası ilişkiler alanında, ekonomide, hatta güvenlik açısından da başarılı sonuçlar verecek mi?

Sözgelimi, Trump‘ın yönetiminde izlenen dost-düşman ayrımını yeniden tanımlayan, uzlaşma yerine çatışmacı yaklaşımı yeğleyen, Amerikan Merkez Bankası başkanı ile takışmayı göze alan politikalar iki -hatta yeniden seçilirse altı- yıl daha uygulanırsa ABD nasıl bir ülke olacak?

Cevabını bugün vermek kolay değil bu soruların.


Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.