Ali Yurttagül
Tem 02 2018

'Çöp', Avrupa Birliği ve CHP

Bakın CHP Milletvekili ve daha önemli CHP Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz ne diyor:

“Türkiye’yi bir mülteci çöplüğüne çevirdiler. Yarın, Türkiye’de Suriyeliler yeni partiler kuracaktır, mecliste belki yeni bloklar oluşacaktır”

Yılmaz’ı bu açıklamaya iten Avrupa Birliği’nin sığınmacılar meselesi için buluştuğu son zirve, alınan kararlar ve bu kapsamda Türkiye’ye ikinci, 3 milyar civarında mali destek.

Yılmaz bu mali desteği AB’nin kendi huzuru için Türkiye, Fas ve Afrika ülkelerine para vererek “mülteci çöplüğüne dönüştürülüyor” olarak okuyor.

Söylemiyor,  ama “Yarın, Türkiye’de Suriyeliler yeni partiler kuracaktır,” cümlesinden HDP benzeri siyasi oluşumları ima ettiğini hemen anlıyoruz.

Yılmaz Suriyelilerden Arap oldukları için rahatsız.

“Türk” olsalardı her halde hem “çöp” olmayacak, hem de “yarın” sorun olmayacaklardı.

Bu ruh halinin arka planında yatan ırkçı, sığınmacılar için “çöp” terimini kullanacak kadar insanlıktan uzak siyasi anlayış değişmedikçe CHP iflah olmaz.

İttihat Terakki ruhun dışa vuruşu bu.

Aslında daha vahim olan, CHP başkan yardımcısı konumunda, Musul Konsolosu iken İS güçleri tarafından rehin alınmış, diplomat kökenli Öztürk Yılmaz’dan gelmesi bu cümlelerin. Yani rehin aldıkları diğer çocuklarımızı, video önünde boğazlayan bir hareketi yakından tanıyan bir politikacıdan.

 

asfa

 

CHP’nin en önde gelen politikacılarından duyduğumuz bu cümleler, bu partinin ne Suriye sorunu, ne mülteci sorunu, ne de Avrupa Birliği konusunda elle tutulur bir politikası olmadığını belgeliyor.

İsterseniz mide bulandırıcı bu ruh halinin derinliklerine dalmak yerine AB ve sığınmacılar sorununa ve son AB zirvesine kısa bir göz atalım.

Aslında sayılara bakarsak bu günlerde Avrupa’da “sığınmacılar” diye bir sorun yok. Akdeniz’den botlarla, veya diğer yollardan Avrupa’ya gelen sığınmacı sayısı azalıyor, artmıyor.

Ama diğer, her gün giderek yükselen, Avrupa aşırı sağının seçim zaferleri var. Son günlerde İtalya’da yaşadık. Irkçı, Müslüman düşmanlığı üzerinden seçim zaferinden, seçim zaferine koşan bir aşırı sağ. Bu zafer özellikle muhafazakâr partilerinin oy tabanında kaymalara sebep oluyor.
Aşırı sağ sadece sandıklarda değil, Avrupa’nın ruh halini de derinden etkiliyor. Dünya şampiyonasında ilk turda elenen Almanya’nın Özil-Gündoğan-Erdoğan fotoğraflarını nasıl tartıştığına kısa bir göz atmak, bu ruh halinin sonuçlarını görmek için yetiyor. Düne kadar entegrasyon sembolü olan Özil bile artık Almanya’da sorun.

mesut

Bu hava muhafazakar hükümet partisi CDU/CSU içerisinde de kırılmalar ile görünür halde. Aşırı sağ söylemi ile tabını tatmin edeceğini düşünenler ile, liberal dayanışma kültürünü savunan iki kanat arasında kırılma oldukça derin. Berlin’de yaşanan hükümet krizi bu kırılma hattında yaşanıyor.

Orban-Merkel çatışması bu. Otoriter doğu kültürü ile Avrupa birliğini kuran liberal kültür çatışmasının karın sancıları. Trump-Putin arasına sıkışmış Avrupa’nın işi zor.

CHP’nin bu kutuplaşma sürecinde nerde durduğunu bilmiyoruz. Yılmaz’ın dili ve görüşü parti çizgisi ise, durum oldukça vahim. Ama daha vahim olan bir ara Brüksel’de çalışan diplomat Yılmaz’ın sığınmacılar konusunda Türkiye’yi yakında ilgilendiren an sorunu göremiyor olması.

Biliyorsunuz, Bayan Merkel 2015 yılında Türkiye üzerinden Avrupa’ya akın eden bir milyonun üzerinde sığınmacıya kapıları açmakla kalmamış, AB ülkelerinin Türkiye ile masaya oturmalarını sağlamıştı. Partisinin sağ kanadı Başbakan Bayan Merkel’i sığınmacılar konusunda bu yüzden sorumlu tutuyor.

Zamanın Başbakanı Davutoğlu ile gerçekleşen üç zirve sonunda Türkiye’ye sığınmacılara harcanmak için 6 milyar mali destek yanında, vize muafiyeti sözü verilmişti. Bu anlaşmadan sonra Ege’de sığınmacılar dramı ve sahile vuran çocuk cesetleri haber olmaktan çıkmış, sığınmacılar İtalya ve İspanya hattına kaymıştı.

Bu anlaşmayı eleştirmek, Avrupa’nın sığınmacılar konusunda sorumluğundan kaçtığını, yükü diğer ülkeleri üzerine yıkmaya çalıştığını söyleyebilirsiniz. Ama Yılmaz sığınmacılara “çöp” demekle kalmıyor, “çöpü” AB’nin ihraç ettiğini ima ediyor ve Türkiye AB ilişkisinde ana kırılma hattını görmüyor.

AB zirvesi ile alınan kararlarda Yılmaz’ın gözünden kaçan iki önemli olgu var ve bu gaf CHP’nin neden seçimleri kaybettiğini belgeler nitelikte.

İlki AB ile ilgili. Bu olağanüstü zirve ile sığınmacılar politikasındaki köşe taşı diyebileceğimiz Dublin Anlaşması artık tarih oldu. Sığınmacıdan “ilk ayak basılan ülke sorumlu” ilkesi iyi işlemiyordu, ama artık işetilmeyeceği resmileşti. Aşırı sağ İtalya hükümetinin AB zirvesini “zafer” olarak görmesi tesadüf değil.

Yani sığınmacılar konusunda ortak AB politikası yok artık. Alınan diğer kararlar ise otuz yıldır denenmekte olan, uygulanması imkansız projeler. Libya’da sığınmacılar için kamp kurmak gibi....

Ama ilginç olan Yılmaz’ın AKP içerisinde derin sorun olan ana meseleyi de gözden kaçırıyor olması.

Avrupa Birliği Türkiye ile yapılan anlaşmaya uymuyor. En geç Ekim 2016 Schengen bölgesi için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına uygulanmakta olan vize uygulamasını hala sürdürüyor. Uymuyor, çünkü Erdoğan Davutoğlu Hükümetinin Vize uygulaması için verdiği sözleri yerine getirmek istemediği, Eyüp çıkışı ile bunu ilan ettiği için.

Nedir verilen bu söz?

Ceza yasasında temel hakları kısıtlayan, düşünce ve basın özgürlüğünü sınırlayan uygulamaların kalkması.

Bir adım daha ileriye gidip, Davutoğlu hükümetinin düşürülmesindeki ana kırılma hattının AB ile yapılan bu anlaşma olduğunu söyleyebiliriz.

CHP yönetimi bu gerçeği bizden daha iyi biliyor. Erdoğan despotizmini, AB ile yaşamakta olan krizin kırılma hattını gündeme taşımak yerine, Avrupa düşmanlığı yapmayı yeğleyen CHP’nin seçimleri kaybetmesi tesadüf değil.

Aslında ikinci, sığınmacılar meselesinde Türkiye’yi yakında ilgilendiren bir sorun daha var ve vize meselesinde önemli bir etken oluşturuyor. Son iki yıldır Avrupa’da giderek artan Türkiye kaynaklı sığınma başvurusu var.

Baskı altında olan gazeteci, yazarlar, akademisyenler yanında, Türkiye’de yaşam şartlarından kaçan binlerce insan Avrupa’ya sığınıyor. Türkiye Erdoğan despotizmi ile kan kaybediyor. Erdoğan gidenlere uçak bileti bile vereceğini ilan ediyor, ama CHP farkında değil veya umursamıyor. Konu yapmıyor.

Ayrıca  CHP Yılmaz gibi politikacılar ile Avrupa’ya sığınmak zorunda kalan kendi vatandaşları için “çöp” terimini kullanan Avrupa aşırı sağı ile aynı çizgiye düştüğünün farkında bile değil.

Suriyeli sığınmacılar konusunda Öztürk Yılmaz ile Erdoğan arasında seçim yapmak zorunda kalsaydım, tüm günahlarına rağmen Erdoğan ile saf tutardım.

Hiç değilse Suriyeli sığınmacılara insan muamelesi yaptığı için...

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar