DP iktidarının Kırşehir ayıbını hatırlamamın güncel bir sebebi var…

Demokrat Parti (DP) ülkeye yaptığı önemli hizmetleriyle muhafazakâr kesimin hep takdirine mazhar olmuştur. DP’nin 10 yıllık iktidarının yanlışlıklarından söz etmek gerektiğinde, siyasi tarihçiler, ön sıraya Kırşehir’i il olmaktan çıkarıp ilçe yapmasını koyarlar ve muhafazakar kesim de bu tespite itiraz etmez.

Kırşehir’in günahı, Meclis içinde ve düzenlediği mitinglerle DP iktidarını sarsmayı başarabilen Osman Bölükbaşı’yı, hemşehri kontenjanından her seçimde milletvekili seçmesiydi. DP’liler hitabeti güçlü Bölükbaşı’ya duydukları öfkeyle Kırşehir’i il olmaktan çıkartan bir yasa hazırlayıp Meclis’ten geçmesini sağlamışlardı.

Bir kişiye duydukları öfke adaletsizliğe sürüklemişti Adnan Menderes’i…

Sonuç alabildi mi bari? Hayır. Bölükbaşı bir sonraki seçimde yine Meclis’e girmeyi başardı.

Toplumun muhafazakar kesimini de rahatsızlığa sevk ettiği fark edilen Şehir Üniversitesi’ne yönelik tavır, ister istemez bu eski olayı hafızanın derinliklerinden yüzeye çıkartıyor. 

Kırşehir’in kızgınlıkla ilçe yapılmasını akla getiriyor Şehir Üniversitesi’nin zora düşürülmesi…

Daha önce ayrıntılı yazdığım için bu kez kısaca özetleyeyim: Yeni bir yerleşke için ihtiyaç duyulan krediyi bir kamu bankasından temin etmiş Şehir Üniversitesi; krediye karşılık bankaya gereğinden fazla ipotek de göstermiş. İpotek gösterilen yerlerden biriyle ilgili açılmış bir davayı bahane eden banka krediyi iptal edip alacağını tahsil için bütün gelirine el koyunca, üniversite resmen felç olmuş. Hocalara ve çalışanlara maaş ödeyemez, günlük ihtiyaçlarını göremez hale gelmiş.

Yazının girişinde muhafazakar kesimin değerler sistemini anmamın sebebi, Şehir Üniversitesi’nin aynı kesimle irtibatlandırılmasıdır. Aslında, kuruluşunda o kesimin öncülüğü olsa da, Şehir Üniversitesi, hem hoca kadrosuyla hem de öğrenci ilgisinin yaygınlığı sebebiyle, tek bir kesime mal edilemez bir akademik değerdir.

Kuruluşunun ‘muhafazakar kesim’ ile irtibatı, muhafazakar iktidarımız döneminde, Şehir Üniversitesi’nin en büyük derdi bugün. Kurucusu Bilim ve Sanat Vakfı (BSV) olduğu, BSV de öğretim üyeliği döneminde Prof. Ahmet Davutoğlu’nun öncülük ettiği bir girişim bilindiği için, onun yeni bir parti oluşturma çabasına girmesi üniversitenin başına bu derdin açılmasının en önemli sebebi olarak karşımıza çıkıyor.

Zor duruma düşen üniversiteye yargı da olumlu davranmadı ve bankanın işlemini onayladı.

Şimdi sıra YÖK’e gelmişe benziyor.

YÖK de durumdan vazife çıkararak üniversiteyi kayyım yönetimine devredebilir.

Daha önce bu yolla, YÖK tarafından ilişkilendirilmiş bir devlet üniversitesinin gözetimine bırakılmış vakıf üniversiteleri olmuştu.

Üniversitenin hali hazır yönetiminin “Ya önümüzü açın, ya da yönetimi devralın” anlamına gelen açıklamaları Şehir Üniversitesi’nin bugün düşürüldüğü halin kayyım yönetiminden de beter olduğunun işareti sayılabilir.

Anlaşılan, YÖK, herhalde Şehir Üniversitesi’nin içte ve dışta kısa zamanda kazandığı itibardan da çekinerek, el koyma işlemine girişmekte zorlanıyor.

Zorlanmakta da haklı. El konulan bir üniversiteye dönüştürüldüğünde, Şehir Üniversitesi’ne reva görülen bu hal, YÖK’ün uluslararası bütün irtibatlarını zedeleyebilecektir.

Yapılması gerekenin ne olduğu açık: Topun atıldığı kurum olarak YÖK, Şehir Üniversitesi’ne kendisinden beklendiği gibi ‘kayyım’ atamak yerine, usullere de pek uymayan bir yöntemle başlatılmış sürecin yanlış sonuçlar doğurabileceğini görerek, bu durumu kamuoyuyla paylaşmalıdır.

Kayyım atamak kolay bunu yapmak daha zordur; ancak YÖK açısından doğru olan kayyım atamak değil, bu sorunu başlatan süreci tersine çevirmektir. Bunu da yapılan işlemin yanlışlığını açıkça belirtip ardından banka ile üniversite arasında arabuluculuk yaparak sağlayabilir YÖK.  

Hatta üniversitenin günlük ihtiyaçlarını karşılayacak bir fonun oluşmasına da öncülük edebilir.

Kredi tutarının 300 milyon TL olduğunu üniversitenin açıklamalarından biliyoruz; bu verilecek izinle bir çırpıda halktan toplanabilecek bir meblağdır.

Başka ülkelerde üniversitelerin nasıl ayakta tutulduğuna örnek olması için ABD’deki Harvard Üniversitesi‘nin gelir kaynaklarına bakılabilir. Öğrencilerden alınan kayıt ücretleri yanında, Harvard’la isimlerinin bir arada anılmasını arzulayan vakıflar ile üniversite mezunlarının gönderdikleri bağışlarla yüksek derecede eğitim verebiliyor Harvard.

Açılan kampanyada beş yıl içerisinde mezunlardan 6.5 milyar dolar toplamayı öngören Harvard’a yapılan bağışlar 9.6 milyar dolara ulaşmış. Üniversite vakıflar ile kendisinin mezun etmediği kişilerden de yüksek miktarda para toplamayı başarmış. Sadece 2018 yılında üniversiteye 1.4 milyar dolar bağış gelmiş.

Diğer üniversiteler de bağışlar yardımıyla eğitim düzeylerini yukarda tutabiliyor. 2018 yılında ABD’de üniversitelere toplam olarak 46.73 milyar dolar bağış olarak halktan para toplanmış.

Şehir Üniversitesi’ne de YÖK tarafından bağış toplama hakkı tanınabilir.

DP’nin 10 yıllık iktidarına yıllar sonra bile “Keşke” ile yaklaşmayı getiren yanlışlıkların ilk sırasına bir siyasiye duyulan öfke yüzünden bir şehrin ilçe haline getirilmesi konuluyor; AK Parti benzer bir yanlışa Şehir Üniversitesi yüzünden düşmemeli.


Bu yazı, Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.