Tiny Url
http://tinyurl.com/y734vyxj
Fehmi Koru
Oca 23 2019

En ciddi sorunun ne olduğunu bir kez daha hatırlatıyorum…

Bugün karşı karşıya olunan en ciddi sorun nedir?

Ülkemizin ve içindeler aldığımız coğrafyanın pek çok ciddi sorunu var. Yukarıdaki soruya cevap aramak üzere yola çıktığımızda sorunların arasından birini seçmekte epey zorlanacağımız açık.

Hangisini ele alayım bilemiyorum.

Siyasilerin ağzında ‘beka sorunu’ diye vurgulanan Fırat’ın doğusundan ülkeye yönelik tehdidin ortadan kaldırılması ciddi bir sorun. Bu konuda Türkiye kendi başına hareket edecek görüntüsünü verse de, hepimiz bugünün dünyasında bunun pek mümkün olamayacağını biliyoruz. ABD’nin, Rusya’nın, hatta İran’ın belli bir çözüm formülüne ısındırılması gerekiyor.

Ciddi bir sorun bu.

Ekonomi hala sıcaklığını koruyor. Devlet adına yapılan açıklamalarla çarşı-pazar rakamları birbirine uymuyor. Dar gelirliler ay sonunu getirmekte zorlanıyorlar. Doların bir çırpıda değer kazanmasıyla insanların birikimleri olumsuz etkilendi; iş dünyası önünü görememe belirsizliği ile ciddi sarsıntılar geçiriyor.

Bu da bir başka ciddi sorun.

Eğitimde, adalet dağıtımında, güvenlik alanında da dikkatle yaklaşıldığında ‘ciddi’ sayılacak sıkıntılar yaşanıyor. İyi yetişmiş nitelikli işgücünün gözü dışarıda; yetişmelerinde hiçbir katkısı olmayan ülkeler kendilerine yönelen bu genç insanları kapmak için birbirleriyle yarış ediyorlar. Sermaye de kanatlanıp başka ülkelere doğru yol alıyor.

Medyadaki tek sesliliği ve okuduklarının okurlara yavan gelmesini de bu tabloya ekleyebiliriz. Toplum dertlerini dile getirmesini, umutlarını sürekli güncel tutmasını beklediği medyanın bugünkü durumunu bir sorun olarak görüyor insanlar; medyamız kendisini öyle görmese de…

Herhalde bu satır başlıklarının her birini ‘ciddi’ saymamız gerekiyor.

Ancak benim ‘en ciddi sorun’ arayışına cevabım, varlığını pek çok alanda belli ettiği ve özel sohbetlerde gündem teşkil ettiği halde nedense toplum önünde tartışılmayan bir başka konu…

Gazeteler ve televizyonların kapılarını bana kapatması sonrasında, düşüncelerimi aktarabileceğim, görüşlerimi ve kaygılarımı paylaşabileceğim bir zemin olarak -sağolun- bugün de uğradığınız bu internet sitesi yoluna başvurdum.

Tek bir gün bile boş bırakmamaya çalışarak 2016 yılı ortalarından itibaren düşüncelerimi sizlerle burada paylaşıyorum.

İlk günün yazısını bazılarınız hatırlayabilir. Başlığı şuydu: ‘İslâm’ diye diye, İslâm elden gidiyor…

Dünyamızın gidişini farklı bir istikamete yönlendiren en büyük olay, 11 Eylül 2001 tarihinde, içindeki yolcularla birlikte ‘bomba’ gibi kullanılarak New York’taki ikiz kuleler ile Pentagon’un üzerine yollanan uçaklardır. O uçakları birer terör silahı haline getiren İslam Dünyası içerisinden kişilerdi.

O ve ardından önce el-Kaide, şu yakınlarda IŞİD (DAEŞ de deniliyor) adıyla varlıklarını duyuran örgütler dünyayı o günlere kadar bilinenlerden farklı bir ‘İslam’ versiyonuyla tanıştırdılar.

İslam denildiğinde ilgi ve merakla kulak kabartan bizim dünyamız dışındaki coğrafyaların insanları, bu defa İslam denildiğinde, o örgütlerin temsil ettiği anlayışı algılamaya başladı.

Sonuç ortada.

Batı’nın çok önceki yüzyıllarda yaşadığı kendi inanç halkası içerisinde yer alanlarla uzun yıllar süren iç-savaşlarının benzerini önceki yüzyıllarda pek yaşamamış İslam Dünyası, bitmez tükenmez iç-savaşlar üretmeye başladı.

Bir türlü sona ereceğe benzemeyen savaşlar…

Türkiye’nin ‘beka sorunu’ olarak algıladığı sınır-ötesi tehditleri doğuran da, bölge ülkelerinin -bu arada Türkiye’nin de- ekonomilerini zora düşüren de, aslında 11 Eylül uğursuz eylemlerinin gündeme taşıdığı bu gelişmedir.

İslam Dünyası insanlarını mutlu edemiyor. İç-savaş çarkı içerisine giren ülkeler başta olmak üzere bu dünyadan insanlar kitleler halinde yerlerini terk edip kapağı müreffeh olarak gördükleri ülkelere atmanın yollarını arıyorlar.

Hem Batı’ya ‘mülteci’ olarak kabul edilenler, hem de ‘kaçak statüsü’ ndekiler gittikleri ülkeler ve içerisinde yer almaya çalıştıkları toplumlarda kabul edilebilme gayretinin de eşliğinde inanç konusunda bunalımlar yaşayabiliyor.

Sadece onlar mı?

Geride kalanlar da, kendilerini tatmin etmeyen, sürekli sorun üreten ülkelerinde bir varoluşsal sorgulama içerisine giriyorlar.

İslam tarihinin hiçbir döneminde topluca dinden uzaklaşma olayıyla karşılaşılmamışken, bugün, pek çok ülkede sureta bir İslami görüntü var.

Bu sitedeki ilk yazımda (9 Haziran 2016) şunları yazmışım:

“11 Eylül uğursuz eylemlerinin ‘İslâm’ ile terörü eş-değerde görmeyi kolaylaştırması üzerinden geçen 15 yıl içerisinde, Müslümanlar, dünyanın çeşitli köşelerinde terör eylemleriyle gündeme geldiler. Bugün bölgemizdeki bir çok ülkede Müslüman kimlikli insanlar kan döküyor; hem de yine Müslümanların kanını…

IŞİD’i ve yaptıklarını düşünün…

Beğenilecek bir nokta yok bugünkü tabloda; ancak mevcut tabloyu başkalarını suçlamakta da kullanamayız. Terörü yöntem olarak benimseyenleri kınamakla yetinemeyiz; onların böyle bir yola başvurmalarını sağlayan zemini oluşturmak, çok daha farklı yöntemlerle çözülebilecek iç ve dış ihtilâfların sona erdirilmesinde silâhlı çatışma seçeneğini tercih etmek, tercihin yanlışlığı iyice ortaya çıktığında bile bunda ısrarcı olmak…

Kimin kabahati?

Hep teröristi suçlayarak bir yere varamayız, terörü üreten şartlarda pek çok kişi ve kesimin payı var.

Suriye bugün tek başına terör üreten bir ülke durumunda; iyi de bu durum sadece Suriyelilerin mi eseri?

Ülkemizi de vuruyor terör, bizim insanlarımız da hem bölgedeki başıbozukluktan hem de şiddetle sonuç alınabileceği yanlışlığını sürdüren içimizdeki örgütlerin eylemlerinden etkileniyor. Yetkililer terörü lânetlemede, teröristleri kınamada lâflarını hiç esirgemiyorlar; ne deseler haklılar da. (…)

Türkiye’yi ve bölgeyi terör sarmalından çıkarmak şart.

Aksi halde, 11 Eylül uğursuz eylemleriyle açılmış olan çığır, AK Parti iktidarı döneminde, siyasilerimizin en fazla değer verdiklerini kendi ağızlarından duyduğumuz İslâm dininin imajının onulmaz yaralar almasıyla devam edebilir.

Bunun vebalini hepimiz düşünelim.”

Aradan iki yıldan fazla zaman geçti, o yazıda dikkat çektiğim tehlike giderek daha fazla büyümeye ve herkesi içine çekmeye başladı.

Günümüzün en ciddi sorunu olarak işte ben bunu görüyorum.