Geçmişin 'Söyletmen vurun' idraksizliğini günümüze taşımak akıl kârı değil…

Her toplumda olduğu gibi bizde de, insanlarımızın zamana ve zemine göre pek değişmeyen kimlikleri var. Nerede doğduğumuz, yaşımız, mesleğimiz, kökenimiz, siyasi eğilimimiz, hatta boş vakitlerimizi nasıl değerlendirdiğimiz bizi değişik kategorilere sokar.

Kimliklerimiz bizimkine yakın kimliklere sahip olanlar nezdinde bizi sevimli kılabilir. Hemşehri dernekleri bunun için var.

Ya da mesleğimiz sebebiyle üyesi olduğumuz derneklerde başkalarıyla dayanışma içerisinde olmamız beklenir.

Partilere veya siyasi akımlara olan sempatimiz sebebiyle de yakınlık veya uzaklık duyduğumuz insanlar olabilir.

Bunların hepsi normaldir.

Normal olmayan, bizden farklı kimliklere sahip insanları dışlamaktır.

Kökeni sebebiyle… Siyasete bakışı sebebiyle…

Türkiye hayli zamandır böyle bir anormalliği yaşıyor.

Bir ‘bizden olanlar’ var, bir de ‘onlar’ diye de adlandırılan ‘bizden olmayanlar’…

Şahsen bu tür bir kategorikleştirmeye de itiraz etmezdim, ancak ‘bizden olanlar’ açısından ‘bizden olmayanlar’ zarar verilmesi hatta yok edilmesi hoş görülecek insanlar olarak görülmeye başlanmasaydı…

Vurma, öldürme, sev ve yaşat

Kişiler arasındaki sohbetlere kadar yansıyan, köşelerde en keskin ifadelerini bulan bir dil giderek her alana hakim oluyor. Yakıcı, kahredici bir dil…

“Vur” denildiğinde “Öldür” anlamaya müsait bir zihin dünyamız var ya, o dünya birçok alanda çarpıcı örnekler vermeye başladı.

Gazeteciler hapse düşüyor, başka gazeteciler “Hak etmişlerdi, oh olsun” havasına giriyorlar…

Akademisyenler yanlış gördükleri bir uygulama karşısında ortak bir tepki vermek istiyor, bunun için en pasif yöntem olan bir ‘bildiri’ etrafında imzalarıyla yer alıyorlar; imzacılara hapis yolu açılıyor ve koskoca profesörler cezaevine giriyor. Bundan rahatsızlık duyması gerekenlerden ses çıkmıyor…

Sonunda iş, üç-beş sergerdenin ellerinde sopalarla gazeteci avına çıkmasına kadar vardı.

CHP lideri şehit cenazesine katılmak için gittiği başkentin bir ilçesinde linç edilmek, içinde bulunduğu ev yakılmak istendi; bu olayın bütün siyaset camiasını ayağa kaldırması beklenirken, cılız birkaç ses dışında ses duyulmadığı gibi “Geçmiş olsun” temennisi bile esirgenebildi.

Yarın-öbür gün ekonomik sıkıntılar had safhaya çıkıp toplu iflaslar başlasa, ülke açısından kahrolmamız gerekirken, batan şirketlerin patronları hangi siyasi çizgiye yakın biliniyorsa, iflaslar o çizginin dışında kalanlar tarafından “Etme bulma dünyası” diye sevinçle karşılanabilecek.

Şimdiye kadar verdiğim örneklerin bazısı ‘bizden olanlar’ ile ilgili, diğerleri ‘bizden olmayanlar’ ile… Değişmeyen, iki tarafın da kendileri dışındakilere hınçla yaklaşmaları…

En fazla tepki alan ise, ‘bizden olan’ diye bilinenlerin farklı söylem ve eleştiri ile tavır almalarına oluyor. O zaman ‘bizden olan’ cephesi, o söylem sahiplerine en ağır saldırıları yöneltmekte birbirleriyle yarış ediyor. ‘Bizden olan’ için uygun görülen, herkesin benzer biçimde konuşması, ortak tavırlara bütün varlığıyla iştirak etmesi…

‘Sürü’ psikolojisi, geçerli değer günümüzde.

Nasıl bir toplumda yaşamak istersiniz?

Bu hale gelmiş bir toplum için ‘sağlıklı’ diyebilir miyiz?

Ekonomide dengeler yerli yerinde tutulabilir, dış politikada ülke yararları iyi korunabilir, terörle mücadele başarıya ulaşabilir ve gençler geleceğe umutla bakabilir mi böyle bir toplumda?

O ruh halinin cisimleşmiş biçimi geçmişte “Söyletmen vurun” çığlığı eşliğinde ‘bizden olan’ diye bildikleri ile birlikte ‘bizden olmayan’ saydıkları başkalarına karşı savlet ederdi.

Söylemesine imkan verilmeden vuruldu da geçmişte bazı insanlar, iyi mi oldu? Bugün dövülen, hapse atılan, işsizliğe mahkum edilen gazetecilere, akademisyenlere reva görülen muamele ülkeye herhangi bir artı mı getiriyor?

Bunları teşvik eden politikacılara yarasa bari; yarıyor mu?

O yanlış noktadan “Bırakın herkes eteğindeki taşları döksün, sözü olan söylesin, bizler de dinleyelim” doğru noktasına gelmeliyiz.

Hatırlatmakta yarar var: Kimlikler, hangi cinsten olursa olsunlar, birlikte yaşanan ortamlarda bireylerin birbirlerini daha iyi tanımaları ve daha sıkı dayanışmaya girebilmeleri için önemlidir. Yakınlaşmayı sağlamak içindir, kimlikleri yüzünden başkalarını dışlamak için değil.

Anlayalım artık.


Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.