May 10 2018

'Siyasette korkutma kampanyaları artık sökmüyor'

Siyasette 'FETÖ' ile korkutma, bazı adayları ve partilerini örgütlerle ilişkilendirme, ötekileştirme ve karalama kampanyalarının bir parça da olsa etkisini yitirdiği görülüyor.

Özellikle, CHP'nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarışacak adayı Muharrem İnce'nin, HDP'nin adayı ve 2016 yılı Kasım ayından bu yana Edirne F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş'ı ziyaret etmesi ve SP lideri ve cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu'nun Demirtaş'ın serbest bırakılması çağrısında bulunması, siyasetteki korkutma politikalarının etkinliğini yitirdiğinin bir göstergesi olarak nitelendiriliyor.

Karar Gazetesi yazarı Akif Beki 10 Mayıs tarihli köşe yazısında, İnce'nin 'kimle masaya oturduğuna aldırmadan' cezaevine giderek Demirtaş ile görüştüğünü, Karamollaoğlu'nun da, 'kimin ağzıyla konuştuğu sorgulamasına' aldırmadan, dolu ağızla Demirtaş'ın tahliye edilmesi çağrısı yaptığını hatırlatıyor ve siyasette fobilerin tek tek yenildiğini belirtiyor.

Bugüne kadar, siyasetin muhalif kesimi üzerinde psikolojik bir baskı kurulduğunu, 'ne derler' korkusunun her yere sirayet ettiğini kaydeden Beki, satırlarına şöyle devam ediyor:

"Akşener’e imza vereceklere salınan korku da tutmamıştı. Meali şudur... Bir kırılma yaşanıyor. Yıpratma kampanyaları yıprandı, yıldırma siyaseti yoruldu, kara propagandalar artık sökmüyor, korku dağları beklemiyor, şeytanlaştırma yöntemi daha fazla işlemiyor, zorlama kurgu ve taktikler buradan öteye çalışmıyor ki...

Ferman dinleyen yok, en dışlanmışlarla birlikte görünmekte dahi sınır tanımıyor siyaset.

Ne FETÖ’cü diye fişlenmekten çekiniyor imzacılar, ne de onların oyuna talip olanlar hain damgası yemekten, terörist gibi gösterilmekten.

Mimlenmekten kaçınması, yaftalanmaktan çekinmesi, itilip kakılmaktan endişesi kalmadı muhalefetin.

Seçim yarışının nasıl yürütülmesi gerektiğine dair iktidar propagandistlerine bir şey anlatmıyor mudur?

İdeolojik  kamp duvarlarıyla birlikte pompaladıkları kutuplaştırma psikolojisi de yıkıldıysa...Sebebini aşırı yüklenmede aramalı değiller mi?

Demokrasinin kalitesinin yanında, kendi inandırıcılıklarını da aşındıran bu doz aşımını gözden geçirmeleri gerekmiyor mu?"

Beki, farklı demokratik tercihlerin bugüne kadar, 'devlete saldırı suçu' gibi sunulduğunu, meşru seçimlerle iktidarın değiştirilmesini istemeyi darbecilerin hedefleriyle aynı görme körlüğüne kadar ilerletildiğini vurguluyor.

Gelinen noktanın, iktidarı eleştirenleri terör örgütlerinin de eleştirmesi nedeniyle eşdeğer tutmanın bir sonucu olduğuna işaret eden Beki, muhalefetin 'vebalı' muamelesi görmekten sıtkının sıyrıldığını kaydediyor.

Muhalefet parti ve liderlerinin, iktidarın 'ne der' ya da baskıya maruz kalma korkusunu bir kenara bırakarak, siyasette daha aktif ve daha şeffaf bir yol izlemesini olumlu bir adım olarak değerlendiren Beki, tespitlerini şöyle sürdürdü:

"Vebalı muamelesi görmekten sıtkı sıyrılmış, psikolojik şiddet göre göre dayak arsızı olmuş, üstüne çamurunu sıçratmamak için gerize taş atmaktan korkusu kalmamış bir muhalefet tavrı çıkıyor ortaya.

Bir yerden sonra, hedef göstererek sindirmeye çalışan trol yaygaralarını ne kafaya takma ne de umursama aşamasına geçilmiş gibi.

Milli güvenlik sorununa dönüştürülerek imkansızlaştırılmış, fiilen yasaklı hale getirilmiş, ekranlardan men edilmiş olmanın umarsızlığı diyelim.

Siyasetin alanını daraltan baskı ve sıkıştırmalar, sıtkı sıyırmasa...

Eskilerin deyimiyle ‘aksülamel’ uyandırmaya başlar mıydı? Karalama kampanyaları, ters tepme belirtileri verir miydi? Tepkisellik, diğer duyarlılıklara ağır basar mıydı?

Fazla bastırınca sıkışan dikişler atıyor, dar geliyor biçilen elbise.

İçine sığmadığını, ‘Ne derlerse desinler’ aşmışlığıyla üstünden atıyorsa...Siyasete hudut çizilemeyeceğinden başka neye delalettir?"