Dimitar Bechev
Ara 20 2017

Sünnicilik, Erdoğan’ın içeride ve dışarıda en önemli silahı!

Siyasi suikastler her zaman bir şok etkisi yaratır. Ama daha da şok edici olanı önemsiz bir vakaya dönüşmeleridir.
Tam bir yıl önce Rusya'nın Türkiye büyükelçisi Andrei Karlov'un başına gelen tam da bu.

Başka koşullarda olsaydı, bir yüksek düzey diplomatın kaybı, hangi ülkeler olursa olsun iki ülke arasındaki ilişkileri fazlasıyla gererdi.

Ama hem Rusya, hem de Türk yetkililer büyükelçinin görevde olmayan bir polis memurunun elleriyle öldürülüşünü sevimsiz bir olay olarak bir kenara itti.

Putin cinayeti “provokasyon” olarak adlandırdı, Erdoğan da hemen aynı fikirde olduğunu açıkladı. Suçlu bir anda Fethullah Gülen oldu. Birkaç gün önce Gaziantep'te, bir adam, hükümetin deyimiyle Fethullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) suikastçi topladığı gerekçesiyle tutuklandı. Dava kapandı. Türkiye ve Rusya devlet-devlete işleriyle ilgilenmeye devam etti.

Unutulan şu ki, saldırı, kuşatılmış Esad karşıtı güçlerin Halep'teki kitlesel yürüyüşleriyle aynı zamana denk geldi. Karlov'un vurulmasından sadece iki gün önce, İskenderun ve Halep'i bağlayan otoyolu kesen Cilvegözü sınırında binlerce kişi “Rusya, Suriye'den defol” diye slogan attı.

Bir dayanışma yürüyüşü de İstanbul'da gerçekleşti. Bunların Gülenciler olmadıkları kesindi. Suriye sınırındaki protesto, AKP'ye yakınlığı ile bilinen muhafazakar bir vakıf olan İnsani Yardım Vakfı (İHH) tarafından örgütlenmişti.

Hükümet Ruslarla alavere dalavere peşindeyken -ve nihayetinde Doğu Halep'in Esad'a teslim edilmesine aracılık edildi- tabanı, rejimle savaşan Sünni Müslümanlara destek veriyordu.

Halkın öfkesi Türkiye'nin diplomatik manevralarını perdeledi. Ama sonra işler çığrından çıktı. Biri tetiği çekti ve “Halep'i unutma, Suriye'yi unutma” diye bağırdı.

Bu korkunç bölüm gösteriyor ki, diğer her şeyin yanında, değerler ve çıkarlar arasındaki doğal gerilim Türk dış politikasının temelini oluşturuyor. Ya da bu konuda olduğu gibi, çoğu ülkenin dış politikasını.

Diğer yandan, AKP ve Erdoğan, Suriye savaşına bir görev duygusuyla dahil oldu. (Sünni) Arap toplumları için “ilham kaynağı” ya da “model” olarak lanse edilen Türkiye, siyasi değişime rehberlik etmeye ve kendisine benzer rejimlerin kurulmasına yardım etmeye çalıştı.

Öte yandansa, iktidar siyasetinin acı gerçekleri Ankara'nın seçeneklerini kısıtladı. Rusya'nın müdahalesi ve ABD ile ittifak halindeki yasadışı PKK'nin bir dalının liderliğinde Suriyeli Kürtlerin genişleyen alanı stratejik hesapları değiştirdi.

Önceden Esad'ı iktidardan indirmeye kararlı olan Türkiye bugün rejimin kalıcı olduğunu üstü kapalı şekilde kabul ediyor.

Türkiye hükümeti, Suriye konulu Astana Barış Görüşmeleri'nde Beşar'ın yabancı büyük patronları olan hem Rusya hem de İran ile işbirliği yapıyor.

Hedefler artık daha ılımlı: PYD/YPG'yi de içeren ve -eğer olursa- gelecekteki bir iktidar paylaşımı anlaşmasında söz sahibi olmak. Diğer bir deyişle, güvenlik arayışı diğer tüm hususları da beraberinde getiriyor.

Bu nedenle Türkiye, ya da Erdoğan, 2016'nın ikinci yarısında bir U dönüşü yaparak Rusya'yı kucakladı. Birdenbire, dünün rakibi vazgeçilmez bir ortak haline geldi.

Bugün Kürtleri yabancı güçlerle olan sıkı ilişkileri nedeniyle “hainler” olarak tanıyan Esad, belki de yeniden Ankara'nın dostu haline gelecek. Tıpkı Arap Baharı'ndan önceki o güzel günlerdeki gibi.

Ama Türkiye'nin Sünni Müslümanları yönetme amacından vazgeçmesi zor. Bu Erdoğan'ın yurtdışında olduğu kadar yurtiçindeki anlatısının da en önemli kısmı.

İslam düşüncesiyle uyumlu olarak dünya çapında tüm müminlere olan bu adanmışlık, AKP iktidarına, en az ekonomik gelişme ve iddialı refah politikası kadar güç veriyor.

Suriye'deki inatçı reelpolitika, Müslüman dayanışması retoriği ile bir denge sağlayacak. Burada asıl sorun, değerlerin ve çıkarların çakışmadığı ve etik dış politikanın büyük bedellerinin olmadığı gündemler bulmak.

Neyse ki, Somali'den Myanmar'da güç durumdaki Rohindya azınlığının durumuna, Batı toplumlarındaki İslamofobi'ye (Erdoğan ve destekçilerinin en sevdiği konu) kadar birçok konuyla,Türkiye hiçbir zaman gündem sıkıntısı çekmedi.

Ve şimdi Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması Türkiye açısından altın bir fırsat haline geldi. Sert bir tepki olarak Doğu Kudüs'te Türk büyükelçiliği açmayı taahhüt eden Erdoğan, Müslüman lider olarak itibarını parlatıyor.

Dillere destan Arap sokağının kahramanının kim olduğunu herkese hatırlatmanın vakti geldi.