Oca 09 2018

Acılı anne: 4 yıldır cebimde 25 kuruşsuz Soma duruşmalarına gidiyorum

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük iş ve madencilik felaketi olan Soma felaketinin üzerinden dört yıl geçti. Davası bugün Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden faciada mağdurların aileleri kendilerine verilen sözlerin tutulmamasından şikayetçi. Manisa’nın Soma ilçesinde 301 kişinin can verdiği bu akıl almaz facianın davası öylesine ağır aksak ilerliyor ki, ‘içinden çıkılmaz’ bir hal almış durumda. Soma ise 432 babasız çocuk ve derin bir acı ile sessizce adaleti bekliyor.

Vardiya değişimi sırasında meydana gelen yangın dolayısıyla gerçekleşen patlamada 787 işçinin yer altında kaldığı bu facia sonrasında işçi sağlığı ve güvenliği; mağdurların ailelerinin acılarına acımasız yaklaşım ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın madenciliğin ‘fıtratında’ tehlike olduğu vurgusu uzun süre tartışıldı.

Elmas Kaya

Birgün gazetesinde konuşan Elmas Kaya bu katliamda 32 yaşındaki oğlunu kaybetti. “Ben acımı yaşayamadım, oğlumun cenazesini sabaha karşı aldılar, gittiler. Aklımı yitirmediğime, o evin boş duvarları arasında intihar etmediğime inanamıyorum. Evin yan tarafında dereye kendimi atmamak için kendimi zor tuttum, kendimi öldürürsem oğlumu göremem diye” diyen acılı anne, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Facianın hemen ardından mezarlıkları oyuncakla doldurdular, çocuklar babalarının öldüğünü bilmesin diye. İnsanları aptala çevirdiler. Her gelen bir zarf getirdi içinde parayla, insanlar ölülerini bıraksın bu iş gelire dönüşsün diye. ‘Onlar şehit sayılır’ dediler, ‘Allah tarafından öldürüldü’ dediler. Bugün de, davadan hiç umutlu değilim, eğer biraz umut bağlayabilecek bir durum olsaydı, tüm gücümle umuda sarılırdım. Ama her şey bizden çıktı, dürüst insanlardan çıktı.’’

Anneye göre süreç  ‘’sahtekârlara, yalancılara kaldı, adalet duvara yazılı kaldı.’’ Kaya sözlerine şöyle devam ediyor:

‘’Bu kadar acıların üstünü kapatan bir adalet bizim adaletimiz değil. Bizi savunan avukatlarımızı içeri aldılar. Yalan konuşan, para alan avukatları çıkardılar mahkemelerde. Yine de sonuna kadar mücadele edeceğiz. Neden biliyor musunuz? Biliyorum, oğlum geri gelmeyecek, ama çabam, benim gibi birileri daha yanmasın, düzgün bir ceza verilsin diye. Ben gece uyumuyorum, mutfak camında bekliyorum, yoldan geçen işçileri izliyorum, oğlumu hatırlamak için. Benim bu ateşimi hiçbir şey söndürmez.”

 Soma Katliamı’nda kaybettiği oğlunuzu anlatan Kaya, oğluğun kucağına aldığında 19 yaşında olduğunu ve onu çok büyük zorluklarla büyüttüğünü anlatıyor:

‘’Aslında adı Keder’di, ama nüfus memurunun yanlış yazması nedeniyle Kader olarak kayda geçti. Bugünleri biliyormuş gibi oğluma Keder adını koymuşum. Öyle koydum, çünkü ona hamileyken maddi olarak zor zamanlardan geçiyordum...Bir süre sonra eşimle ayrılınca da, üç çocuğumu tek başıma büyütmek orunda kaldım. Sonra diğer iki çocuğum evlenip gitti, biz Keder’le baş başa kaldık. Ekmekle su gibiydik.’’

Oğlunun madene giderken çok korktuğunu anlatan Kaya, geç geldiği saatlerde pencerede onu beklediğini ifade ediyor:

‘’Son zamanlarda, son 1 aydır eve ıslak gelirdi. “Oğlum” derdim, “suyun içinde mi çalışıyorsun?” Bana terlediğini söyler, geçiştirirdi. Ama son zamanlarda 3 tişört değiştirmeye başlamıştı, pantolonu ıslak olurdu, yemek götürmeye başlamasından yemek vermediklerini anlardım. Eve gelir gelmez uyuyakalırdı, ama hemen öncesinde “ayran yap anne” derdi. En çok canımı yakan da bunlar. Ölüm Allah’ın emri de, bu şekilde ölüm korkunç bir şey. Emekli olmasına 2 sene kalmıştı.’’

Oğlunun üzüntüsünü anlatmadığını ifade eden acılı anne, arkadaşlarıyla aralarındaki konuşmalara şahit olduğunu, ve ‘İsmail Adalı’ diye bir adamdan söz ettiğini anlatıyor. Kaya, Adalı’nın sabah gelip işçileri tokatladığını ve çeke çeke sıraya koyduğunu duyduğunu anlatıyor. Kaya şöyle devam ediyor:

‘’Onlara hayvana yapılmayacak eziyetler yaparmış. O adamı dev gibi bir şey sanırdım duyduklarıma göre. Oğluma, “Sen de öyle misin?” derdim, “Yok be anne” derdi, ben üzülmeyeyim diye. 10 yıldır orada çalışıyordu, emekli olmasına iki yıl kalmıştı.’’

Facianın olduğu korkunç günden - 13 Mayıs 2014’den - bahsediyor Kaya. Mahalleden birisinin sabaha karşı geldiğini, ona “Beni mahalleye götür” dediğini hatırlıyor. ‘’Meğer onlar biliyorlarmış, ben bilmiyordum oğlumun öldüğünü,’’ diyor Kaya, ve ekliyor, ‘’Beni götürdü madene. Onu çek sor, bunu çek sor, kimse “Keder öldü” demedi. Hastanede dediler. Değilmiş aslında, beni alıştırmaya çalışıyorlarmış. Sonra listede ismi çıkınca dünyalar yıkıldı benim için. Oysa yaralı da olsa sakat da kalsa olur, yeter ki hayatta olsun diye o kadar dua etmiştim ki.’’

Devletin Soma’ya gelmesiyle, ‘’Ne tarafa döneceğimi şaşırdım,’’ diyen Kaya, ‘’Eğer gerçekten bu milleti düşünen bir adalet sistemi olsaydı bu dava 4 yıl sürmezdi. Daha ne kadar süreceği de belli değil. Çocuk oyuncağı oldu. Mahkemede dayanamayıp laf attığında 4 gün ceza alıyorsun da bunca insanın ölümüne sebep olanlar nasıl ceza almıyor bilmiyorum. Yaşananlara inanamıyorum. Acı çekiyorsun, isyan ediyorsun, diyorlar ki “herkesin bir acısı var.” Ama herkes herkesin acısını yaşayamaz ki. Herkes ayrı yanar,’’ ifadeleriyle Soma faciasından bu yana geçen 4 yılı özetliyor.

Soma

‘’Ailelerin çoğunluğu hâlâ korkuyor,’’ diyen Kaya, insanların “çocuğunu işten atarım”, kimini “eşini işten atarım” diye korkutulduğunu savunuyor.

Kaya elinden tutan kimsenin olmadığına vurgu yapıyor ve ‘’duruşmaya giderken 25 kuruş para bile olmuyor cebimde,’’ diyor.

‘’Yine de sonuna kadar mücadele edeceğiz. Neden biliyor musunuz? Biliyorum, oğlum geri gelmeyecek, ama tüm çabam, benim gibi birileri daha yanmasın, düzgün bir ceza verilsin diye. Ben gece uyumuyorum, mutfak camında bekliyorum, yoldan geçen işçileri izliyorum, oğlumu hatırlamak için. Benim bu ateşimi hiçbir şey söndürmez.’’

Kaya’nın yetkililere de bir çift lafı var. ‘’Sadece oy zamanı gelince milletim deyip, oy zamanı geçince illetim demeyi bıraksınlar,’’ diyor Kaya. Erdoğan’a mektup yazdığını söylüyor. Mektupta ‘’öyle bir kanun çıkar ki kendimi öldüremiyorum, beni öldürecek bir kanun çıkar,’’ diyen Kaya, “Her şeyimi aldın, canımı da al” ifadesini de eklemiş mektubuna.

Öte yandan Soma Kömürleri A.Ş’de 8 buçuk yıl çalışan, katliamın yaşandığı gün raporlu olduğu için hayatı kurtulan işsiz maden işçisi Ercan Çetinyılmaz, haksız yere işten atıldıktan sonra açtığı işe iade davasını yerel mahkemede kazandığını, ancak Yargıtay’ın kararı bozduğunu bildirdi.

Çetinyılmaz, önümüzdeki günlerde davayı AİHM’e götüreceğini ve tazminatlarının halen ödenmediği söyledi.

Çetinyılmaz, yaşadıklarını şu ifadelerle paylaştı:

“Facianın ardından hükümet yetkilileri, din adamları geldi, buna karşı çıkmanın doğru olmayacağı konusunda herkesi ikna ettiler. İnsanları parayla ve tehditle susturmaya çalıştılar. Ama biz boyun eğmedik. Birçok eylem yaptık burada.”

Facianın gerçekleştiği pazar akşamı telefonuna gelen kısa mesajla hiçbir gerekçe gösterilmeksizin işten atıldığını öğrendiğini paylaşan Çetinyılmaz, 400 kadar işçinin işe iade davası açtığını, davayı yerel mahkemede kazandıklarını, ancak işverenin Yargıtay’a gönderdiğini anlattı. Çetinyılmaz, konuşmasının devamında, Yargıtay’ın dosyayı yaklaşık 8 ay beklettikten sonra, 15 Temmuz’dan 1 hafta önce karara bağladığını, yerel mahkemenin kararını bozduğunu aktardı. Yerel mahkeme gerekçe olarak işverenin ekonomi şartlarının kötü olmasını göstermiş.

Çetinyılmaz ise bu gelişmeler üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunduğunu, ancak başvurusunun reddedildiğini ifade ediyor. Davayı önümüzdeki günlerde AİHM’e götüreceğini ifade eden Çetinyılmaz ayrıca, 4 yıllık emeklerinin karşılığı olan tazminatlarının halen tamamıyla ödenmediğine, bunun için de dava açtıklarını söyledi.

Çetinyılmaz Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrıda bulunarak, “Cumhurbaşkanı, dönemin Başbakanı Erdoğan sözünü tutsun” dedi.