Sosyal güvenlikte bir yılın özeti: Bütçe açığı, yetersiz denetim, düşük tahsilat ve israf!

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), yaklaşık 450 milyar TL’lik bütçesiyle Türkiye’nin en büyük kurumu. Günde binlerce kişinin kapısını çaldığı SGK, 2018 yılı faaliyet raporunu yayınladı. Raporda, yıllarda beri devam eden sorunlar, ‘zayıf alanlar’ ve ‘tehditler’ başlığı altında sıralandı.

Kayıt dışı istihdam oranının yüksek olması SGK için sorunlu alanların başında geliyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 27 milyon çalışandan 9 milyonu kayıtdışı olarak sigortasız istihdam ediliyor. Sigortasız çalışanların oranı 33,1. Dolayısıyla Türkiye’de her üç çalışandan biri sigortasız. Bu oran kadın işçilerde yüzde 40.

Kayıtdışı istihdamın bu derece yüksek olması, SGK’nin her yıl 70 milyar TL’nin üzerinde gelir kaybına yol açıyor. Faaliyet raporunda, 2018 yılındaki denetim rakamlarına da yer verildi. Buna göre 8176 işyeri denetlenirken 1956 sigortasız çalışan tespit edildi. Kayıtdışı istihdama ilişkin yukarıdaki verileri dikkate aldığımızda, SGK’nin denetim ve tespitleri sembolik olmaktan öteye gidemiyor.

Bilinçsiz ilaç kullanımı, faaliyet raporunda dikkat çekilen bir diğer husus. 2018 yılında sağlık harcamaları için 91,5 milyar TL ödeme yapılırken bu rakamın 31 milyar TL’si ilaç ödemelerinden oluştu. Bilindiği gibi Türkiye’de hekimlerin ilaç yazma alışkanlığı çok yaygın. Sağlık kuruluşuna başvuran hemen her hastaya bir poşet ilaç yazılması, gelenek halini almış durumda. Bu tablo gereksiz ilaç kullanımını yaygınlaştırırken sosyal güvenlik bütçesinde önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor.

İlaç ve tıbbi malzemede dışa bağımlılık SGK’nin mali yükünü artırıyor. Özellikle Türk lirasının dolar ve euro karşısında aşırı değer kaybetmesi, Türkiye’nin ilaç ve tıbbi malzeme ithalatına ödediği paranın katlanmasına yol açtı.

Sağlık alanındaki denetim ve geri ödeme kontrollerinin yeterli olmaması, sosyal güvenlik bütçesindeki karadeliklerden bir diğeri. SGK, 2018 yılında özel hastanelere 10 milyar TL ödeme yaptı. Öteden beri, SGK ile anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarında çeşitli usulsüzlüklerin yaşandığı bilinen bir gerçek.

Kimlik numaralarıyla işlem yapılan özel sağlık kuruluşlarında hastaneye hiç gitmeyen kişiler için fatura düzenlendiği ya da uygulanan tedavi ve tetkiklere ekleme yapıldığı biliniyor. Çeşitli yöntemlerle faturalar şişirilip SGK’den haksız ödeme alınıyor.

SGK faaliyet raporuna göre; 2018 yılında 114 hastane ile tıp merkezi, 444 eczane ve 180 diğer sağlık kuruluşu denetlendi. SGK’nin 32 milyon TL zararı tespit edilirken kurumu zarara uğratan sağlık kuruluşlarına yönelik 1 milyar TL’nin üzerinde ceza yazıldı. Ancak faaliyet raporunda, denetimlerin yetersiz kaldığı tespitine yer verildi.

En önemli sorunlardan birisi de SGK’nin prim tahsilatında yetersiz kalması. Özellikle belediyelerdeki prim tahsilat oranı son derece düşük. Bu durum Sayıştay raporlarına da yansımıştı. Sayıştay raporlarına göre bin 397 belediyeden bin 84’ünün SGK’ye, 8,7 milyar TL borcu var. SGK’nin toplam alacağının ise 83 milyar TL olduğu görülüyor.

Prim tahsilatının düşük kalmasının en önemli nedeni de sürekli olarak af çıkarılması. SGK’nin faaliyet raporunda, toplumun devamlı olarak prim affı beklentisinde olduğuna dikkat çekildi. Özellikle seçim dönemlerinde peş peşe prim affı çıkarılıyor. Hem işveren hem de küçük esnaf, ‘nasılsa af çıkacak’ düşüncesiyle prim borcunu ödemiyor.

Özellikle küçük esnafta Bağ Kur borcunu ödememe alışkanlığı yaygın. Her üç esnaftan ikisi SGK’ye düzenli ödeme yapmıyor. Yaygın af uygulaması, ödemesini yapanlar açısından ise cezalandırmaya dönüşüyor.

Ayrıca prim aflarının tahsilatta işe yaramadığı görülüyor. Zira aflardaki tahsilat oranı son derece düşük. Faaliyet raporuna göre; 48,6 milyar TL prim borcu af kapsamına alınırken tahsilat miktarı 3,5 milyar TL’de kaldı. Toplam borcun yalnızca yüzde 8,2’si ödendi. Özetle SGK bu alanda tam bir kısır döngünün içerisinde. Esnaf ve işverenin prim borcunu ödememesinde, ekonomik krizin payı da büyük. Ekonomik dar boğaza giren işveren, ilk olarak devlete olan borcunu öteleme yoluna gidiyor.

Öte yandan SGK, kuruma prim borcu bulunanların listesini 2016 yılına kadar düzenli olarak yayınlıyordu. Bu ‘prim yüzsüzleri’ listesinin büyük bölümü belediyelerden oluşuyor. Borcu bulunanları kamuoyuna açıklayarak ödeme baskısı kurmayı amaçlayan uygulamaya, SGK’nin yönetmeliğine dayanıyor. Ancak üç yıldır, yönetmelik yürürlükte olmasına rağmen prim borcu bulunanlar kamuoyuna açıklanmıyor. Borçlu listesinde iktidar belediyelerinin üst sıralarda yer alması, uygulamaya son verilmesine yol açtı.  

Ayrıca sosyal güvenlik mevzuatının sürekli olarak değiştiği görülüyor. SGK’ye ilişkin kanun, genelge ve yönetmeliklerin ardı arkası kesilmiyor. Sürekli değişen ve anlaşılması güç mevzuat, uygulamayı olumsuz etkiliyor. Kurum çalışanlarının bu değişikliklere uyum sağlayamaması, hizmet alanların mağduriyetine yol açtığı gibi SGK açısından dava ve mali yük getiriyor.

2017 yılı sonu itibariyle SGK’nin iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ölüm aylığı bağladığı dosya sayısı 58 bin 255 iken 2018 yılında bu rakam 60 bin 423’e yükseldi. Bir yılda 2168 kişi iş kazası veya meslek hastalığı sonucu hayatını kaybetti. Aynı dönemde çalışamayacak derecede sağlığını kaybeden ve sürekli iş göremezlik maaşı bağlanan kişi sayısı ise 2575 kişi oldu. Son bir yılda iş kazası ve meslek hastalığı sonucu hayatını kaybedenler ile ağır engelli durumuna düşenlerin toplamı 4 bin 743 kişi.  

Bütçe açığı da SGK’nin başını ağrıtmaya devam ediyor. Devletin 57,5 milyarlık prim desteğine karşın geçen yıl bütçe açığı 15,7 milyar TL olarak gerçekleşti. Böylece SGK açıkları için toplamda Hazine’den aktarılan kaynak 73 milyar TL oldu. Sosyal güvenlik açıkları, prim gelirlerinin emekli maaşı ve sağlık giderlerini karşılayamaması demek. Bu durumunda Hazine’den SGK bütçesine takviye yapılıyor.

Sonuç olarak SGK’nin faaliyet raporu, sosyal güvenlik alanındaki kronik hastalıkların sürdüğünü gösteriyor. Bütçe açığı büyürken kayıtdışı istihdam önlenemiyor. Prim tahsilatındaki başarısızlık, ilaç harcamalarının artması, denetim ve teftişlerin yetersizliği, sürekli değişen mevzuat, hizmet kalitesinin giderek düşmesi ile personel eksikliği öne çıkan sorun alanları.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar