May 10 2019

Adaleti sosyal medyada arıyorlar: 'Mağdur çığlıkları çok hızlı yayılıyor'

Sosyal medya son yıllarda en revaçta olan platform. Son yıllarda aynı zamanda adalet temennisinin ve talebinin dile getirildiği mecraların da başında geliyor.

Özellikle kadınlar tacize ya da şiddete uğradıkları durumları sosyal medyadan aktarıyor, hatta kimi zaman tacizi gerçekleştiren kişilerin fotoğraflarını ve videolarını paylaşıyor.

Paylaşılan bu görsellerin üzerine yakalanan çok sayıda zanlı oldu.

BBC Türkçe'den Özge Özdemir'in haberine göre, bu bağlamda yaşanan en son olaylardan biri, ailesi tarafından alıkonulan 20 yaşındaki Ankara Üniversitesi öğrencisi Şule Duman'ın sosyal medyadaki kampanya üzerine jandarma ekipleri tarafından kurtarılması ve serbest bırakılması oldu.

Babasının, kadın hakları aktivisti olduğu gerekçesiyle ders çıkışı kaçırdığı Şule Duman için arkadaşları ve avukatları sosyal medyadan kampanya başlatmıştı. 

Arkadaşları, jandarmanın ve savcının konuyla ilgilenmediğinden yakınıyordu.

Ancak #suledumanasesver etiketiyle başlatılan kampanyanın ardından Şule Duman jandarma kuvvetlerince iki ay tutulduğu ailesinin evinden alınarak serbest bırakıldı. Savcılığın kararı ile babasına, Şule Duman'ın yanına ve okuluna üç ay süreyle yaklaşmama cezası verildi.

Bunun gibi birçok durumda sosyal medyada haberin yayılması üzerine halkın tepki göstermesi, tıkanan davaların ilerlemesini sağladı.

Peki sosyal medya nasıl adalet talep eden vakaların paylaşıldığı bir adres haline geldi? Neden şiddete ya da tacize uğrayan kişiler, medya kuruluşlarına hikayelerini götürmek yerine sosyal medyaya yönelmeyi tercih ediyor? Bunun Türkiye'deki adalet anlayışına yansıması nedir?

İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü'nden Prof. Aslı Tunç, bu durumu, "Yaralanan bir adalet duygusunun olduğu noktada sosyal medya bu adalet çığlıklarını çok hızlı bir şekilde yayabiliyor" tespitiyle açıklıyor.

Tunç, "Bir an önce çığlığımız duyulsun istiyoruz, bir an önce adalet arayışının yaygınlaşmasını istiyor halk" diyor.

12 Nisan 2018'de Giresun'un Eynesil ilçesinde evlerinin önünde yaralı bulunan ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden Rabia Naz Vatan, sosyal medya kullanıcısı Metin Cihan'ın tweetleriyle ülke gündemine taşındı.

Rabia Naz'ın babası Şaban Vatan'ın sosyal medyada yürüttüğü adalet arayışı, Metin Cihan'ın Twitter'da yarattığı kamuoyu sayesinde yetkililerin gündemine geldi.

Polis tarafından Rabia Naz'ın ölümüne ilk başta intihar tespiti yapılsa da baba Şaban Vatan, elde ettiği delilleri öne sürerek kızının öldürüldüğünü söylüyor.

Metin Cihan da Twitter'dan yaptığı paylaşımlarla hem baba Vatan'ın hem de kendi yaptığı araştırmaların sonuçlarını paylaşıyor.

Cihan'ın tweetleriyle Rabia Naz'ın ölümü hem basının hem de yetkililerin gündemine geldi.

Gerçi Cihan, bu olayı Twitter'a taşımadan önce Rabia Naz'ın ölümüyle ilgili olarak ulusal basında 'sır ölüm' başlığıyla haberlerin çıktığını, ancak bu haberlerin takibinin yapılmaması sonucunda medyanın Rabia Naz ile ilgili gündem yaratamadığını vurguluyor.

Peki neden ulusal basına yansımış bile olsa bir olayın Twitter'da infial yaratması kamuoyu baskısının oluşmasında daha etkili oluyor?

Cihan'ın bu soruya cevabı şu:

"Sanırım Twitter'ın interaktifliği ya da kullanıcının hem yorumlarıyla hem başka etkileşimlerle dahil olabilmesi ve konuyu takip edebilmesi. Belki evde televizyonu izleyen birisi de 'vah' diyordur, çok üzülüyordur ama aynı hisleri yaşayan başkalarıyla bir ortak tepki geliştiremiyor. İnternetin ve sosyal medyanın bu açıdan farklı bir tarafı var."

Geçen yıl 24 Mayıs'ta Ankara'da bir plazanın 20'nci katından düşerek şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Şule Çet için de sosyal medya etkili bir kampanya yürüttü.

#ŞuleÇetİçinAdalet etiketiyle yapılan kampanyalar ve Şule Çet'in ölümündeki şüpheleri ortaya döken sosyal medya hesapları, Çet'in ölümüne dair cinayet ihtimalinin güçlenmesine neden oldu.

Zanlılar, olayın hemen ardından ifadeleri alınarak serbest bırakılmış ancak oluşan kamuoyu baskısı ve derinleşen soruşturma sonrası cinayet ve cinsel saldırı suçlaması ile tutuklanmıştı.

Olaydan hemen sonra 'intihar' diye başlatılan ve sonrasında savcısı değişen soruşturmada, zanlılar Çağatay Aksu ve Berk Akand'ın 'kasten öldürme', 'cinsel saldırı' ve 'hürriyetten yoksun bırakma' suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 39 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Hatay'da yaşayan Gülay Mübarek de 2,5 yıl boyunca ölüm tehdidi almasına rağmen ancak sosyal medyada konu gündeme geldikten sonra davasında ilerleme yaşayan kadınlardan.

Geçen yıl başlayan Twitter'daki #Gülayınsesiolmayageldik kampanyası ile gündeme gelen Gülay Mübarek, böylece hiç tanımadığı avukatlardan hukuki destek aldığını ve günlük hayatında bir nebze de olsun rahat nefes alabildiğini söylüyor.

Gülay Mübarek, "Kaybedecek bir şeyim kalmamıştı. Hukuki anlamda her şeyi yaptığım için ekstradan yapacak bir şeyim yoktu." diyor.

Mübarek, önce gazeteci Melis Alphan'ın hikayesini haber yapmasının, ardından da kendisinin uğradığı tacizin detaylarını Twitter'da paylaşmasının 'infial etkisi' yarattığını anlatıyor:

Her ne kadar Kadın Meclisleri gibi platformlar, kadınların sanık konumunda olduğu taciz ve şiddet davalarını mahkemelere giderek ve eylemler düzenleyerek takip etse de sosyal medya bu davaların gündeme gelmesinde çok daha etkili olabiliyor.

Kadın Meclisleri avukatı Rüya İnanır, kadınların yaşadıkları taciz vakalarını neden sosyal medyaya yazmaya ihtiyaç duyduğunu şu sözlerle anlatıyor:

"Kadınlar genellikle karakola gittiklerinde, şikayetçi olduklarında, ya vazgeçirilip geri gönderiliyor ya da soruşturma başlatılmış olsa bile deliller yeterli bir şekilde toplanmıyor, soruşturma aşaması etkin bir şekilde yürütülmüyor.

"Bu durum, yargı, hukuk mekanizmasının çok eksik çalıştığını ve bunun üzerine mağdurların sesini duyuracak başka bir platformun oluştuğunu gösteriyor aslında bize."

Diğer yandan sosyal medya, insanların başlarından geçen haksızlıkları anlatmak için kullandıkları iletişim aracı olarak medyayı geçmiş durumda.

Eskiden insanlar öncelikli olarak televizyonlara ya da gazetelere derdini anlatmayı tercih ederken, bugün daha çok medya kurumları sosyal medyada tepki toplayan vakaları haberleştiriyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü'nden Prof. Aslı Tunç, bireylerin, "direkt olarak bazı otorite figürlerini hedef almak ve belli bir kitleyi arkasına almak için" sosyal medyayı kullandığını söylüyor.

Tunç'a göre "adaleti arayan, canı yanan insanların medyanın talep ettiği editoryal sürece girmek için sabrı yok. Sosyal medya hiyerarşiyi ortadan kaldırdığı ve yatay bir iletişim alanı kurabildiği için bu talepler ya da haksızlığa karşı olan itirazlar çok hızlı bir şekilde gerekli yerlere duyurulabiliyor. Bu da yurttaşların umutsuzluğuna karşılık geliyor. Bu teknoloji eğer herhangi bir yaralı adalet duygusu varsa buna merhem olabiliyor."

Tunç, sosyal medyanın, "linç kültürünü tetiklediği, yanlış algılara sebebiyet verebildiği ve yanlış kişilere tepki gösterilmesine yol açtığı" için istenmeyen sonuçlar doğurabileceğini de söylüyor.

Akademisyen Tunç, anaakım medyaya duyulan güvenin azalmasının da sosyal medyanın daha etkin olmasında rol oynadığını düşünüyor:

"Adaletin nasıl dağıltıldığını ya da adaletsizliği görmek için 10-20 yıl sonra sosyal medya mesajlarına bakacağız, anaakım medyaya, gazetelere bakmayacağımız kesin."

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-48146815