Bu Zaytung derhal KHK’yle kapatılmalı ve 299’dan tutuklanmalıdır

Zaytung’u bilirsiniz veya en azından duymuşsunuzdur. Gerçekle hiç ilgisi olmayan şeyleri, profesyonel haber dili kullanarak çok matrak biçimde yayınlayan bi sitedir. Esprili ve eğlencelidir.

Mesela: "Hayatı boyunca tek sevgilisi olan ve onunla da 3 yıl önce evlenen arkadaş, yine iddialı konuştu:

''Ben bekar olacaktım, var ya...'.

Veya, “İstanbul'dan Malatya'ya mevlide giden 30 teyzeyi taşıyan otobüs, deposu boş olmasına rağmen Sivas'a kadar dualarla gelmeyi başardı”. 

Siyasi matraklıklar da yapar:

“Ali Koç'u tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan: ‘Ülkemizdeki değişim ihtiyacı da böylece giderildiğine göre…’

***

Yalnız, bu Zaytung son zamanlarda çizmeyi aştı çünkü vatanın ve milletin birlik-beraberliğine zarar veriyor. Seçim ortamında Sayın Erdoğan’ı küçük düşürücü sahte haberler üretiyor. Böylece OHAL KHK’lerini ve TCK Md. 299’u açıkça ihlal ediyor.

Bu yazımda bu ihlallerden bikaçını, ülkenin bekasına aynen Sayın Bahçeli gibi katkıda bulunmak amacıyla, savcılarımızın dikkatine sunmak istiyorum..

***

Güya, FETÖ’ye karşı yapılan mücadele tutarsızmış ve FETÖ sızmasına karşı kurulan Milli Savunma Üniversitesinin teşkilat müdürü albay, FETÖ’den tutuklanmış.

Güya Sayın Erdoğan artık ne dediğini şaşırıyormuş çünkü 24 Mayıs’ta “OHAL kaldırılmayacak” demiş, iki hafta sonra yani 7 Haziran’da da tam tersini söylemiş:

“Seçim sonrası OHAL’i kaldırabiliriz”.

Güya Sayın Erdoğan CHP’ye iftira ediyor, “CHP bu ülkeye bir çivi mi çaktı!” diyor, bunun üzerine İnce kendisine ayar veriyormuş:

“Senin o sattıklarını kim yaptı?”

Güya, Sağlık Bakanlığına bağlı devlet hastanelerini kapatıp şehir dışında özel şahıslara kiralanan Şehir Hastaneleri açan ve bunlara % 70 “müşteri” garantisi veren Sayın Erdoğan, üniversite tıp fakültelerinin fazla masraflı olduğunu, bunların Sağlık Bakanlığı yönetimine bırakılması gerektiğini söylemiş.   

***

Zaytung denen bu site bu iftiralarda bulunurken, sayın cumhurbaşkanının geniş vizyonunu alaya alacak ve milletin moralmanını bozacak “haber”ler de yayınlamakta:

Her şeyi halletmiş bir Türkiye’nin, şimdi de Güney Kutbu’na üs kurmaya girişip bayrak diktirmesini ve belki de uzaya astronot göndermeyi düşündüğünü alaya almaya kalkıyor.

Devam edelim.

***

Güya Sayın Erdoğan, “Tek parti CHP döneminde 75 kişilik sınıflarda okudum” demiş, oysa kendisi tek parti dönemi sona erdikten 9 yıl sonra (1954) doğmuşmuş.

Güya Sayın Erdoğan son zamanlarda iyice dağılmış. Mesela Bingöl’de yaptığı mitingde üst üste 3 kere, kendini Diyarbakır’da sanıp “Diyarbakır” diye ünlemiş, Bingöllüler şaşırıp kalınca da yanındakilere dönüp, “Ama, duymuyorlar!” diyormuş.

Güya Niğde mitinginde M. İnce’yi kastederek “Bu çırak anlar mı bunlardan” diye soran Sayın Erdoğan’a alandakiler “Anlarrr” diye cevap verince Sayın Erdoğan yine mikrofondan, “Ne alakası var? Anlamaz!” diye tepki göstermiş ve konuşmasına devam etmiş.

Güya Sayın Erdoğan Ankara’ya seçim vaadi olarak bula bula “yeni stat, fuar alanı ve millet bahçesi” vaat ediyormuş. Koskoca başkent bu be Zaytung, küçük doğra!

Güya şöyle de diyesiymiş Sayın Erdoğan:

“Biz gelmeden önce MR mı vardı, tomografi mi vardı? Eskiden [hastalar] köpeklerin çektiği ambülans ile götürülürdü. Şimdi paletli ambülanslarla bu işi yapıyoruz”.

Espri yapacağım diye kendini paralayan Zaytung’un “köpeklerin çektiği” deyişi, Türkleri Eskimolarla karıştırdığını gösteriyor. Ayrıca, ülkemizde ambülansları Atatürk’ün tek parti döneminde köpekler değil, kediler çekerdi; bunu bile bilmiyor…

Zaytung’un “espri” havası vererek ortalığa saçtığı “dağılma” iddiaları, 2003’te iktidara gelen Sayın Erdoğan’ın 1987’de yapılmış İzmir havaalanını ve 1992’de kurulmuş Isparta Üniversitesi ile Adıyaman havaalanını AKP’nin yaptığını söylediğine kadar uzanıyor.

***

Hepsi bi yana, bir imam-hatipli olarak üstün hitabet kabiliyeti herkesçe teslim edilen Sayın Erdoğan’ın nutuklarını güya prompterden yani camdan okuyarak irat ettiği gibi, kimselerin inanmayacağı bir “espri” yapmaya soyunuyor Zaytung:

Güya Sayın Erdoğan, 3 Haziran’da Diyarbakır’da Doğu ve Güneydoğu'daki 21 ilin kanaat önderleriyle (yani, aşiret reisleri ve şeyhlerle) iftar yemeğinde konuşurken prompterin bozulması üzerine tam 53 saniye dilsiz kalmış, idare edecek iki kelime bile söyleyememiş.

Prompter teknisyeninin o sırada namaza gittiğini korumasından öğrenince de, “Dangalak! Benden izin almadan nasıl gider!” diyesiymiş.

İşte tek başına bu kadarı bile fazla! Her izleyen gördü ki o süre içinde TV kanalındaki elektrik kesintisi yüzünden video dondu ve konuşma bu yüzden kesilmiş gibi gözüktü.

Zaten bunun için değil midir ki, sonraki Ankara mitingi hakkında da böyle bölücü iftiralar çıkarılmasın diye sahnede tam 6 tane prompter kullanıldı!

***

Artık bu kadarı da olmaz diyeceksiniz ama, geçenlerde Zaytung bu “espri”lerin en inanılmazını sergiledi:

Güya Sayın Erdoğan, işsizliğe çare yerine işsizlere oturacak yer bulmuş. Açacağı “Millet Kıraathaneleri”nde vatandaş bedava çayla bedava kek yiyip kitap kıraat edecekmiş!

Bu Zaytung iyice şaşırmış!

***

Bütün bu, espri yapmak adı altında yürütülen dezenformasyonun sebebi belli: R. T. Erdoğan’ın artık kontrolü kaybettiğini, ülkeyi idare edemeyecek hale geldiğini telkin etmek.

Tamam; zaman içinde kimi yanlışlar olmuş olabilir. Mesela, Gezi sırasında Dolmabahçe Camii’nde içki içildiği söylendi ve bu iddiayı yalanlayan müezzin bir köye sürüldü.

Bazı gazeteciler, “Kabataş'ta genç bir kadını sırf başörtülü olduğu için yüzlerce vandal dövdü, üzerine idrarını yaptı” diye yazdı ve/veya TV’den ilan etti, Sayın Erdoğan da tekrarladı.

Sonra da olayın aslı ortaya çıkınca bunlar epey zor duruma düştü.

Bunlar oldu, ama burası Türkiye, bazen olur böyle şeyler. Hatta bizzat Sayın Erdoğan, Amerika kıtasını Kristof Kolomb’dan 314 sene önce Müslüman denizcilerin keşfettiğini ve Kolomb’un Küba sırtlarında bir cami gördüğünü ileri sürmüştü.

***

Sonuna kadar basın ve ifade özgürlüğünden yanayım. Ama bu ülkede hak ve hukuk diye bişey varsa, şu hayati seçim ortamında Zaytung’un böyle iftiraları “espri” adı altında yaparak Sayın Erdoğan’ı sanki artık kontrolü kaçırmış biri gibi takdim etmesini kabul etmiyorum.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.