Haz 01 2018

'AKP'nin haydut devlet hamleleri Türkiye'nin dış itibarını sıfırladı'

ABD başkenti Washington'da, ABD - Türkiye ilişkilerini daha fazla sarsmaya aday bir fırtına öncesinin öfkeli sessizliği var. CHP kökenli kıdemli analist Dr. Aykan Erdemir ile ABD'nin Ankara eski büyükelçilerinden Eric Edelman'ın Demokrasileri Savunma Vakfı' adına beraberce kaleme aldığı 'Erdoğan'ın Rehine Diplomasisi' başlıklı rapora bakılacak olursa, durum bu.

Fırtınanın 'gözü'nde, yani hedefinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Saray çevresi var. 36 sayfalık rapor, esas olarak, askeri kalkışma girişiminden, yani 15 Temmuz 2016'dan bu yana Türkiye'de cezaevine konulan, ikisi ABD vatandaşı, 30'dan fazla 'Batılı'nın durumunu gündeme getiriyor, ve 'rehineler ve takas üzerinden taviz koparma amaçlı siyaset' olarak tanımlanan Saray siyasetine karşı kapalı kapılar ardında yürütülen yumuşatma ve yatıştırma politikalarının sonuna gelindiğini haber veriyor.

Yazarlara göre, Türkiye'yi değil, AKP yönetiminin 'üst akıl' çevrelerini hedefleyecek 'nokta ambargolar' yolda; hazırlık yapılıyor.

Raporun yazarlarından Dr. Erdemir, Ahval'in sorularını yanıtladı.

Trump’ın kişisel gayretlerine rağmen Pastör Brunson’ın serbest kalmaması neyin işareti? Amerikan yönetimi, Erdoğan’a karşı daha sert adım atma stratejisine geçer mi?

ABD Hükümetinin Pastör Brunson başta olmak üzere Erdoğan’ın rehine diplomasisin kurbanları noktasında her geçen gün daha da sert bir tavır takınacağını düşünüyorum. Özellikle 6 Kasım 2018’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesi hem Amerikalı seçmenlerin hem de Amerikalı siyasetçilerin söylemleri sertleşecek, Beyaz Saray’dan beklentileri yükselecektir.

Şu anda günü kurtarmakla meşgul olan AKP kadroları yaklaşan bu krize ilişkin doğru değerlendirme yapacak ruh halinde değiller.

Dolayısıyla şu aşamada krizi önlemenin belki de en kolay ve etkin yolu 24 Haziran ve 8 Temmuz’da Türkiyeli seçmenlerin, metal yorgunluğu yaşayan Erdoğan ve AKP’yi yedek kulübesine çekip rotayı özgürlükçü demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına çevirmesi.

ABD'nin hangi kurumlarında Erdoğan’ın rehine diplomasisi üzerine çalışma yürütülüyor?

ABD’de şu anda Türkiye’deki sıkıntılı süreçlerle ilgili çalışma yürütmeyen birim yok dersek yanlış olmaz. NATO müttefiki Türkiye ne yazık ki tıpkı İran, Kuzey Kore ve Venezuela gibi günaşırı krizlere gebe sorunlu bir ülke olarak algılanıyor.

Gerek siyasetçiler gerek bürokratlar arasında henüz yüksek sesle ifade edilmeyen büyük bir öfke, birikmekte olan tepki var. Türkiye’nin uluslararası itibarının ve yumuşak gücünün AKP’nin haydut devletlerin taktiklerinden esinlenen şuursuz hamleleriyle bu şekilde sıfırlandığını görmek üzüntü verici.

AKP’nin Washington’daki çok sayıda lobi şirketine aktardığı milyonlarca dolarlık açık ve örtülü kaynağın bu süreçte olumlu algı üretme potansiyeli yok

Konsolos çalışanlarının tutuklanmasının ciddi bir tepki yaratacağı sanılmıştı ama şimdi her şey normalmiş gibi. Amerika’nın gündeminde niye konsoloslukların Türkiyeli çalışanları yok? Brunson serbest kalırsa bu insanlar unutulacak mı?

Konsolosluk çalışanları başta olmak üzere rehineleri sürekli gündemde tutmanın rehinelerin Erdoğan nezdindeki değerini yükselttiği ve dolayısıyla serbest bırakılmalarını güçleştirdiği ABD bürokrasisinde yaygın bir görüş.

Dolayısıyla ABD kamuoyu ve Kongre’nin yoğun talep ve çabalarına rağmen müzakere sürecinin şu aşamada sessiz ve arka kanallardan götürülmesini tercih eden ve sağlayan bir idari mekanizma da mevcut. Seçilmiş ve atanmış yetkililer arasındaki yaklaşım farklılıklarına rağmen herkesin hemfikir olduğu nokta tüm bu tutuklu bireylerin masum ve Erdoğan’ın takas için kullanmaya çalıştığı birer rehine olduğu.

Zarrab ve Hakan Atilla ile Halkbank olarak tanımlanan sorunlar pazarlığın bir parçası mı? Eski kıdemli savcı Rudy Giuliani'nin Trump savunma ekibine dahil olması Halkbank'a gelmesi beklenen ceza veya yeni iddianamelerin çıkması konularında AKP hükümeti lehine etkin bir sonuç çıkarabilir mi?

AKP çevreleri yürüttükleri rehine diplomasisinin Hakan Atilla davası, ileride çıkabilecek yeni İran yaptırımı iddianameleri ve Halkbank’a kesilecek ceza noktasında Erdoğan’ın elini güçlendirdiği yanılgısı içindeler.

Bu hatanın temelinde ABD’deki hukuki ve idari süreçlerin Erdoğan Türkiyesi’ndeki kadar hukuksuz ve keyfi ilerleyebileceklerini sanmaları.

ABD’yi ve yine aynı şekilde Avrupa Birliği’ni yanlış okumak zaten AKP’nin dış politikadaki mevcut akıl tutulmasının ana sebeplerinden biri. Sarayda kümelenmiş kadrolardan daha iyi kılavuzluk beklemek ne yazık ki mümkün değil.

Trump’ın izolasyonist, dışa kapanmacı ve Avrupa’yı dışlayan (çelik kotası vs.) politikaları göz önüne alındığında, Türkiye’ye karşı ortak bir ABD-AB politikası beklemek gerçekçi mi? Böyle bir eğilim görüyor musunuz?

Atlantik’in her iki yakasında da izolasyonist ve korumacı politikalar yükseliyor. Transatlantik bilinç ve değerlerin dip yaptığı, popülizmin aşırı sağ ve aşırı sol versiyonlarının yükseldiği tepkisel bir dönemden geçiyoruz.

Bu süreçte bizim de “Erdoğan’ın Rehine Diplomasisi” raporunda çağrısını yaptığımız tarzda eşgüdümlü bir transatlantik tepkinin yükselmesi oldukça zor, ama olanaksız değil. Siyasetin pek çok diğer alanında da olduğu gibi mesele liderlik meselesinde düğümleniyor.

İngiltere'nin giderek ABD'nin yerini alır bir pozisyon alması ABD'nin Türkiye üzerindeki etkisini azaltır mı? İngiltere'nin, ABD'den doğabilecek ambargoları (örneğin silah alanında) fırsata dönüştürmesi mümkün mü?

İngiltere Hükümeti, Brexit sürecinde Türkiye’yi ticari ve diplomatik konularda Avrupa Birliği’ne karşı önemli bir koz olarak görüyor ve halihazırda meseleye yüksek dozda pragmatizmle yaklaşıyor. Yine de uluslararası şirketlerin, piyasaların ve süreçlerin bu derece entegre olduğu bir dönemde ABD ve AB yaptırımları devreye girerse, İngiltere’nin bu gidişatın bütünüyle dışında kalması kolay olmayacaktır.

Türkiye yönetimiyle ilgili tam veya kısmi ambargo öngören Magnitsky yaptırımları konuşulurken bu kapsamda Türk yetkililere vize ve ABD’ye giriş yasağı ne kadar etkili olur?

Türkiye’nin tüm vatandaşlarını hedef alan bir vize kısıtlamasının yanlışlığı görüldü ve bu noktada hızlı bir geri adım atıldı.

Önümüzdeki süreçte yaptırımların daha nokta atış belirleneceğini öngörebiliriz.

İktidardaki dar bir kliğin yanlışlarının bedelinin 81 milyon Türk vatandaşına ödetilmemesi gerektiği konusunda bir mutabakat var.

Bu ambargo kararına AKP'ye yakın işadamlarının da sokulacağı ifade ediliyor. Sizin tahmininiz nedir?

20 Aralık 2017’de ilk kez açıklanan 13 kişilik Magnitsky yaptırımları listesinde Sudan’dan Özbekistan’a, Sırbistan’dan Pakistan’a çok sayıda ülkenin vatandaşları bulunuyordu.

Önümüzdeki süreçte ilan edilecek yeni Magnitsky yaptırımları listelerinde Türk vatandaşlarının bulunması şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu yaptırımların hedef aldığı kişilerin çoğu zaman hem insan hakları karnesi hem de yolsuzluk karnesi kırık oluyor. AKP çevresinde bu tanıma uyan o kadar çok isim var ki…

Bir görüşe göre Magnitsky yaptırımları, özellikle geniş kapsamlı olursa, CB Erdoğan bunları 'ülkeye ve millete saldırı' olarak niteleyip kendi lehine çevirebilir. Bu geçerli bir görüş ise, ABD'de hangi yaklaşım ağır basıyor? Kapsam ve muhtemel sonuçlar üzerinde netleşen bir eğilim var mı?

Washington, Erdoğan’ın, özellikle de seçim sürecinde, olası bir yaptırım kararını kampanya malzemesi yapacağının farkında. Bu nedenle de Erdoğan’ın uygulamalarına büyük tepki duyanlar da dâhil olmak üzere herkeste 8 Temmuz’a kadar frene basma eğilimi hakim. Seçim sonuçları ve sonrasındaki gidişata göre Kongre ve Beyaz Saray’da yeniden bir değerlendirme yapılacaktır.

Mike Pompeo ve John Bolton'un ABD dış politika yapılarında kilit noktalara gelmesi ilişkilerde çok şey değiştirir mi?

Eylemin söylemin önüne geçeceği bir dönem öngörebiliriz. İkili ilişkilerde gerek ödüllerin gerek yaptırımların artacağı bir sürece giriyoruz. Bu da Türkiye için daha büyük fırsatları ve daha büyük riskleri beraberinde getirecektir.

Türkiye 9 Temmuz sabahı daha akılcı bir yönetimle uyanırsa AKP’nin kemikleştirdiği pek çok sorunu hızla aşıp büyük mesafe kaydedebilir.

Bu yılki ABD Dışişleri Bakanlığı din özgürlükleri raporundaki Türkiye bölümüne yapacağınız bir yorum var mı?

İnanç özgürlükleri alanında, cemevlerinin statüsü ve din dersleri gibi en temel konularda bile ilerleme sağlayamamış, AİHM kararlarının gereğini yapmaktan kaçınan bir Türkiye portresi var.

Türkiye’nin temel hak ve özgürlükler alanında geriye giden bir ülke görüntüsü vermesi gerçekten utanç verici.

Liderinden kadrolarına ağır bir metal yorgunluğu yaşayan AKP’den bu aşamada inanç özgürlükleri alanında tek bir beklenti olabilir: “Gölge etme, başka ihsan istemez!”

ABD başkentinde ve etkili çevrelerde seçim sonucu hesapları Erdoğan ve AKP'nin iktidarının devamı üzerine mi, ya da tersi bir sonuç tahmini üzerine yapılıyor? Yönetim ve  Kongre çevrelerindeki tahminler, oralara ulaşan veriler (varsa) nelerdir?

Washington’a ulaşan tüm anketlerde 24 Haziran’da parlamento çoğunluğunun muhalefete geçeceği ve cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalacağı görülüyor. 8 Temmuz’da da son iki aday arasında çok az bir oy farkının olacağı ve sonucu bugünden kestirmenin güç olacağı düşünülüyor.

Ama bu rasyonel analizlerin yanı sıra seçimleri kaybetme lüksü olmayan ve yargılanmaktan korkan Erdoğan’ın ne yapıp edip seçimleri manipüle edeceği ve hile ile de olsa “kazanacağı” kanısı yaygın. Ben Türkiye’de çok güçlü bir dip dalgasının geldiğini ve bu sefer seçim hilelerin bile sonucu değiştirmekte yetersiz kalabileceğini düşünüyorum.

________________________________________

Aykan Erdemir kimdir?

Aykan Erdemir Washington’da bulunan Demokrasileri Savunma Vakfı adlı düşünce kuruluşunda kıdemli analist olarak çalışmakta.

2011-2015 yılları arasında TBMM’de CHP Bursa Milletvekili olarak görev yaptı, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Türkiye - Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu üyeliklerinde bulundu.

Yüksek lisans ve doktora eğitimini Harvard Üniversitesi'nde gerçekleştiren Erdemir, ODTÜ ve Bilkent Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev de üstlendi.

İnanç Özgürlüğü için Uluslararası Parlamenterler Girişimi (IPPFoRB) kurucularından olan Erdemir, 2016 yılında Stefanus İnanç Özgürlüğü ödülüne layık görüldü. 

Son kitabı, Antagonistic Tolerance: Competitive Sharing of Religious Sites and Spaces, 2016 yılında Routledge tarafından yayımlandı.

 

Aykan Erdemir hakkında New York Bölge Mahkemesi’nde görülen Mehmet Hakan Atilla davası tanık listesinde yer aldığı, davada tanıklık yapacağı ve 28.01.2014 tarihli bir raporu yurt dışına götürerek yargılamada delil olarak kullanılmasını sağladığı iddialarıyla 2017 yılı sonunda yakalama ve mal varlığına el koyma kararı alınmıştı. Aykan Erdemir’in, New York Bölge Mahkemesi’ne bildirilen ve davada tanıklık etmesi muhtemel isimlerin yer aldığı 359 no’lu mahkeme evrakında isminin yer almadığını, dava tutanaklarında kendisinin sunduğu herhangi bir delilin ve hatta adının dahi geçmediğini belirterek yaptığı itirazlar mahkemelerce dikkate alınmadı.