Eşref Aydoğmuş
Mar 27 2018

"Annemin altınlarını çalıp tiyatro kurdum"

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde tiyatronun duayenlerinden Ali Poyrazoğlu’na mikrofon uzattık.

Poyrazoğlu’yla, tiyatroya adım attığı ilk yılları, farklı dönemlerde yaşadığı sıkıntıları, bugünkü çalışmalarını, sanatın ve tiyatronun rolünü ve birçok konuyu konuştuk.

“Sanat, yapısı itibariyle muhaliftir, muhalif fikir üretir. İktidarda olanların hoşuna gitmez muhalif fikir üretmek” diyen usta sanatçı, “Her dönemde, dünyanın her ülkesinde sanatın kültürün üstünde açık ya da kapalı bir baskı vardır” diye ekliyor.

Son oyunu Tamamla Bizi Ey Aşk’ı da sorduk elbette. Oyunun çok büyük ilgi gördüğünü anlatan Poyrazoğlu, “Evliliğimizi kurtardınız diyenler var boşanmaya karar vermişken vazgeçenler oluyor” diyor.
Söz Ali Poyrazoğlu’nda...

Sizin tiyatroya başlama maceranızın içinde enteresan detaylar var. Annenizin altınlarını araklayıp ilk tiyatronuzu kurmanız gibi. Biraz anlatır mısınız o günleri?

Aziz Nesin geldiği oyunlarda beni kenara çekip derdi ki, ‘Sömürtüyorsun sen kendini bunlara, herkes seni görmeye geliyor, sen en parlak genç oyuncusun. Çok merak uyandırıyorsun. Oğlum kendi tiyatronu kur, kendi sesini duy, kendi içindeki rengi keşfet bilmem ne falan, ha bire gazı verince ben de istifa ediyordum, ortada kalıyordum. (Gülüyor)

İş yok güç yok, para yok, yine bir gün geldi dedi ki ‘Sen istifa et, içindeki rengi gör.’ İçimdeki rengi görmüşüm, açlıktan bembeyaz dolaşıyorum, sonra tiyatro kurmaya karar verdim, para yok, inovatif bir dokunuşla annemin altınlarını araklamaya karar verdim. Anneme dedim anne altınlarını çalacağım, ‘çal ama baban duymasın’ dedi.

O da biraz teşvik etmiş aslında…

Evet. Annemin altınlarını bozdurdum, evdeki eski antika halıları sattım. İki tane Hoca Ali Rıza tablosu vardı onları sattım. Kurdum tiyatroyu. Sonra Aziz Nesin’e baskı yaptım, ilk oyunu yazdırdım; ‘Hakkımı Ver Hakkı.’ Çok tuttu oyun.

İlk işle anneme altın almaya başladım ki arakladığımı geri ödeyeyim diye. Fazla fazlasını aldım, ha bire alıyordum. Annem yeter çocuğum dedi artık. Seni affettim, ben senin ne mal olduğunu biliyordum zaten, geri geleceğini biliyordum zaten dedi. Öyle, anamın altınlarıyla kurdum tiyatroyu yani.

Bu arada çok yoğun bir temponuz var gördüğüm kadarıyla, sürekli sağa sola gidiyorsunuz. Zor yakaladık sizi…

Yeni bir oyun yazdım ben ‘Tamamla Bizi Ey Aşk’ diye. Çok tuttu. Bir psikodrama hikayesi, çok eğlenceli bir komedi, interaktif bir oyun. Seyirciyle beraber oynuyoruz. Çok dolu yani, kıyamet kopuyor. İlk defa böyle bir şey oluyor, Mayıs sonunun biletlerini satıyoruz şuan. Çok yoğun bir tempomuz var şu an.

ali poyrazoğlu

 

Oyunun tanıtımında ‘Bir evliliğe, bütün evliliklere terapi yolculuğu’ diyor. Arası bozulmuş çiftler varsa boşanmadan önce mutlaka gelsin deniyor…

Oyunun başlıkları şöyle; Tamamla Bizi Ey Aşk, Doğru Yol Aşk, Sakın Yoldan Çıkmayın.  Ve onun altında diyoruz ki; evli misin, bekar mısın, nişanlı mısın, dul musun, boşanıyor musun, boşandın mı, evleniyor musun, Tamamla Bizi Ey Aşk’ı görmeden karar verme. Çünkü bu oyun insan ilişkileri konusunda çok eğlendiriyor ama çok da zihin açıcı bir oyun. Çok bilimsel çalışmalarla ilerledim.

Önce bu Jacob Levy Moreno diye psikodramayı bulmuş, çiftlere psikodrama terapileri yapan, Amerika’da kürsüleri olan hocanın kitaplarından çalışmalara başladım. Doktorlarla, psikodrama yapanlarla çalıştım.

Sonra benim iki tane çıkmış kitabım vardı; Tamamla Bizi Ey Aşk ve Bir Sen Kaldın Yalnızlık Gelince. O kitaplardan yola çıkarak oyunu yazdım. Bir daha bir daha yazdım. Şimdi çok iyi oldu. Oyun Fransızca’ya çevriliyor, Yunanca’ya çevriliyor, başka dillere de çevrilecek. Başka yerlerde de oynayacak.

Özellikle çiftlerden nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Fevkalade. Olağanüstü. Evliliğimizi kurtardınız diyenler var, çok güldük eğlendik zihnimizi açtınız diyenler var, boşanmaya karar vermişken vazgeçenler oluyor. Doktorlar gelip bize teşekkür ediyorlar, ‘Psikodrama’nın evlilik terapisinde kullanımını halka açıp öğrettiğiniz için bize korkmadan gelmeye başladılar, işler arttı bizde’ diyorlar.

Çünkü bu konuda zihinlerde çok yerleşmiş bir şey vardı. Hem boşluk vardı, boşluk olmayanlarda da korku vardı. Bu oyun o duvarları yıktı. Psikodrama’yı demokratikleştirdi.

Siz bir röportajınızda “Bizim bütün aile eczacı, ben de eczacılıktan geliyorum. Eczanede şifa dağıttığımız gibi sahnede oynadıklarımla, anlattıklarımla, ayrıca verdiğim konferanslarla, seminerlerle, kitaplarımla ruhlara şifa dağıtmaya çalışıyorum” diyorsunuz. Bu oyunla da tam anlamıyla ‘şifa dağıtıyorsunuz’ anlaşılan…

Aynen onu yapıyorum. Daha önceki oyunlarımda da yaptığım bir yorum bu. Asi Kuş, Ödünç Yaşamlar oyunlarında da bunları yaptım. Yeni başlıklarla, yeni sorularla, yeni heyecanlarla, yeni bir bakışla seyirciyi manen zenginleştirmiş olarak gönderiyorum ben tiyatromdan. Onun için bu kadar ilgi görüyor.  

Bir başka röportajınızda şöhret olmak kolay ama şöhret kalmak zor diyorsunuz. Siz sürekli şöhret kalmayı nasıl başarıyorsunuz?

Bu fotoroman gibi diziler var ya. Orada iki gün çıkıyorlar meşhurlar ama 3 gün sonra da yoklar. Oyunculuk ciddi bir meslektir. Çağının tanığı olmayı gerektirir. Sürekli okuyacaksın, araştıracaksın. Dünyada, ülkede neler olup bitiyor onları bileceksin, kendini geliştireceksin.

İyi edebiyat bileceksin, tiyatro tarihi bileceksin, metinleri okumuş olacaksın. Farklı oyunculuk tekniklerini inceleyeceksin. Yani ciddi bir iş. Eğlence sektörünün de bir parçasıyız biz. Eğlence işine giren, el alemin eğlencesi olmamalı. Rezil olmadan bu işi yapabilmek için çok çalışmak gerekir.

Ben kendimi sürekli yenilemeyi tercih eden bir insanım. Okurum, araştırırım. Kitap yazıyorum, üniversitede hocalık yapıyorum, radyo programları yapıyorum, film çeviriyorum. Televizyonlarda çıkıp talk show’larda konuşuyorum. Sanata, kültüre, tiyatroya nasıl baktığımı geniş kitlelerle paylaşıyorum. O da bir görev çünkü.

ali poyrazoğlu

 

Biraz da müsaadenizle bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda sanatın ve tiyatronun yeri üzerine konuşalım istiyorum. Git gide artan bir baskı, sansür, yasaklama da bir yandan devam ediyor. OHAL döneminde yasaklanan tiyatro oyunları oldu malumunuz…

Biz o işlere girmeden kendi yolumuzda kendi olanaklarımızla yürürüz. Devletle işimiz yok. Hiçbir konuda. Kendi başımızın çaresine bakarız, kendi yağımızda kavruluruz. Bizim desteğimiz seyircidir. Biz işimizi yapmaya çalışıyoruz ama baskı gördüğümüz, birçok yerde salonların verilmediği, oyunlarımızı sergilememizin engellendiği gerçeği de söz konusu.

Ben bağımsızlığını korumuş bir sanatçıyım. Bu yaştan sonra bir yere bağlanıp işlerimi yapma düşüncesinde de değilim. Hiçbir siyasi partiyle yakın bir ilişkim olmadı. Bağımsız ve özgür olmayı tercih ederim.

Siz daha önce yargılanmış, sansürden çok çekmiş bir isimsiniz farklı dönemlerde…

Benim de çok oyunum yasaklandı. Ben yasal haklarımı sonuna kadar kullanırım. Genellikle bütün mahkemeleri de kazandım.
Her dönemde, dünyanın her ülkesinde sanatın kültürün üstünde açık ya da kapalı bir baskı vardır. Sanat, yapısı itibariyle muhaliftir çünkü. Muhalif fikir üretir. İktidarda olanların hoşuna gitmez muhalif fikir üretmek.

‘Sanatçı muhalif olmalı’ tezine mi katılıyorsunuz yani siz de?

Böyle yuvarlak sloganların arkasına saklanmam ve nefret ederim. Genellemeler beni ürkütür. Sanatçı özgür olmalıdır, canının istediği gibi istediğini yazabilmeli çizebilmelidir.

Ben bu konularla ilgili bütün değerlendirmelerimi kitaplarımda yazdım. 12 yıl gazetelerde köşe yazarlığı yaptım. 12 yıl radyo programı yaptım. Bir sürü televizyon talk Show programı yaptım. 4 tane kitabım var ve şimdi 2 tane daha çıkacak. 6 tane oyun yazdım.

Ben hep özgür, bağımsız, sanata kültüre, Cumhuriyet’e inanan bir sanatçı olarak insanın kendisini nasıl yönetmesi gerektiğini, sanatla ve dünyayla olan ilişkisi konusundaki görüşlerimin hepsini yazdım zaten, kitaplarımı alıp okuyanlar bunları bulacaklardır.

Geleceğe nasıl bakıyorsunuz? İyimser misiniz?

Evet çok iyimserim.

Neden?

Yani bir çalkantılı dönemden geçiyoruz, bunun sonunda mutlaka bir durulma olacak, bir şey olacak. Bir ayıklanma.