Oca 01 2018

CHP'li Sarıhan: Cezaevlerinde ateş çıkartırsanız, tüm ülke kavrulur!

Geride kalan 2017 yılı insan hakları ihlallerinin tavan yaptığı ve ihlallerde yeni bir aşamaya geçilen yıl oldu. Olağanüstü Hal (OHAL) sonrası temel hak ve özgürlüklere dönük baskı ve ihlaller gündemden düşmedi.

Meslek hayatını hak ihlallerine karşı mücadele ederek geçiren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, hak ihlalleri açısında kara bir tabloyu yaşadığımız 2017 yılı için "yeniden yaşamak istemeyeceğimiz bir yıl" tespitini yaptı.

Aynı zamanda Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili olan Sarıhan, yaşanan hak ihlallerini Meclis gündemine taşıyan bir isim. Sarıhan, bu dönemde hem üyesi olduğu komisyonun hem de Meclis'in yaşanan ihlaller konusunda pasif kaldığına dikkat çekti.

Kanun Hükmünde Kararnamelerle yaşanan ihraçlar için "medeni ölüler yarattı" diyen Sarıhan, son bir yıl içerisinde yaşanan hak ihlallerini ise baskısı yeni tamamlanan "OHAL'de Ne Haldeyiz?" isimli kitapta bir araya getirdi.

OHAL sürecindeki KHK'lere dair bilançolarla birlikte gün gün yaşanan hak ihlallerinin hafızasını dolayısıyla da mücadelesini diri tutmaya katkı sağladı.

Sarıhan, hem dağıtımına yeni başlanan "OHAL'de Ne Haldeyiz?" kitabını hem de geride kalan 2017 yılında Türkiye'nin hak ihlalleri karnesine ilişkin Ahval’in sorularını yanıtladı.

2017 OHAL'le geçti. Hak ihlalleri açısından 2017'nin muhasebesiyle başlarsak nasıl bir yıldı?

İnsan bir yılı bitirirken bir kendi adına muhasebe yapar bir de eğer içinde bulunduğu toplumla ilgiliyse toplum adına bir muhasebe yapar.

Aslında bireyin kendisi için yaptığı her muhasebe, aslında toplumdaki her  şeyle ilgili de bir muhasebedir. Ben bir yılın insan hakları açısından nasıl geçtiği sorusuna yanıt ararken "yeniden yaşamak istemeyeceğimiz bir yıl geçti" diye düşünüyorum.

Kitabınızda neredeyse yaşamın her alanına dair yaşanan hak ihlalleri var. Kapak fotoğrafı da Ankara'da aylardır barikatlarla çevrili olan İnsan Hakları Anıtı var. Yeniden yaşamak istemediğimiz yılın fotoğrafı bu mu?

Yaşanan hak ihlalleri açısından en tipik örneği diyebiliriz. Ankara'da aylardır barikatlar çevrili olan bu anıt her şeyi özetliyor. Siz bir anıtı cezaevine aldınız. Bu Türkiye'nin fotoğrafıdır.

Bu çok acı bir şey. O sokakta 1980 sonrası insanların çabasıyla insan hakları derneği kuruldu. O derneğin kurulduğu sokağın ortasına bu anıt konuldu.

Ama bugün o anıtın etrafı barikatlarla kapatılmış ve aylardır da bu devam ediyor. Görüntünün kendisi içler acısı bir ifadeyi ortaya çıkarıyor. Siz bir anıtı aylarca barikatlalar nasıl kapatırsınız?

Böylesi bir kitap hazırlayarak tamamen yaşanan hak ihlallerini kayıt altına alma ihtiyacını neden duydunuz?

OHAL'de bütün insan haklarının ihlal edildiği bir durumdayız. Biz bu kitabı hazırlarken sadece tarihe not düşmek istedik. Unutmamak gerekiyor.

Yaşadıklarımızı unuttuğumuz taktirde o ihlallerle mücadele etmek, ihlallerin ortadan kaldırılması ve tekrarlanmaması için çaba gösterme istediğimiz azalıyor.

Kitapla birlikte hem bilinci taze taze tutmayı, yaşadıklarımızı aklımızda tutmayı ve bu şeyleri yeni baştan yaşamamak için bir belgelemek yapmak istedik. Unutmamak ve yeniden yaşamak için...

Kitapta OHAL için "İktidarın her derdine derman OHAL" diyorsunuz. İktidar neden bu denli OHAL'e sarılmış?

Parlamentoda esas olarak AKP'nin çoğunluğu var ve kararlar çoğunlukla alındığı için de aslında AKP önünde bir engel de yok. Fakat muhalefetin sesi var. CHP'nin, HDP'nin tepkisi var. Dönem dönem MHP'nin tepkileri var. Dikensiz bir gül bahçesi yaratılmaya çalışılıyor.

KHK'leri çıkarmak için bunu Meclis'te tartışmak durumunda değilsiniz. Parlamentoda yapılan tartışmalar iyi kötü kamuoyuna yansıyor ve kamuoyu iyi kötü bilinçleniyor. AKP esas olarak parlamentoyu önemsemiyor.

Zaten referandum sonrası tek adam rejimi fiilen varlığını kabul ettirmiş durumda. Sayın Cumhurbaşkanı ya da daha doğru ifadeyle parti başkanı planlıyor, emrediyor ve aşağıda bu KHK'ler aracılığıyla hayata geçiriliyor.

Bu dikensiz bir gül bahçesi yaratma ama tabi bir kenarda da Anayasa duruyor. Anayasa ne diyor; siz 30 gün içerisinde bunu Meclis'te görüşmek ve kanunlaştırmak ya da reddetmek durumundasınız. Ama şimdiye kadar sadece 5 KHK Meclis'te görüşüldü.

Bir darbe durumunda ya da darbe girişimi durumunda iki önlem alınabilir. Biri OHAL ilanı biri sıkıyönetim ilanı. Darbe engellenmişse, engellenmiş bir darbeye karşı OHAL ya da sıkıyönetim ilanına gitmek gerekli değildi.

Ancak Meclis'e bu getirildi ve OHAL ilan edildi. OHAL'in ilan nedenine baktığımız zaman, OHAL'in ilan tarihinden başlayarak gelecek günlerin nasıl seyredeceğinin açık bir işareti vardı.

Şenay Sarıhan

O işaretten kastettiğiniz nedir?

Birincisi darbe girişimi ikincisi de "terörle mücadele" kapsamındaki işler OHAL'in kapsamı içerisine alınarak OHAL'in ilan gerekçesi gösterildi.

Şimdi Türkiye'de siyaset ya da toplumsal mücadele şöyle bir problemle karşı karşıya; "terörle mücadele" yasası sorunlu bir yasa. "Terörle mücadele" yasası kapsamında cezalandırılan eylemler "terör eylemleri" olmaktan çok muhalif grupların, iktidarla aralarında sorun olan, iktidara karşı olan aydınların daha çok "terörle mücadele" yasasının muhatabı olarak yargı önüne geldiklerini görüyoruz.

“Terör örgütü üyesi olmamakla" diye başlayan cümle aslında her türlü muhalif hareketin, eylem ya da düşünce açıklamanın "terörist" yaftası ile yargı önüne getirebildiği bir döneme tanıklık ettik. Başka bir mesele bu amaç sadece terörün engellenmesi olsaydı bu KHK'lerle karşılaşmazdık.

Hükümet OHAL'i bir fırsat olarak mı kullandı?

Tabi ki bir fırsat olarak kullandı. Hem "FETÖ'cü" diye ifade ettiği kesime hem de solda kendisine muhalif olan kesime karşı OHAL'in kendisine sunacağı olanakları değerlendirdi.

En ağır hak ihlalleri hangi alanda yaşandı?

En ağırlıklı olarak çok sayıda tutuklama oldu. Ama tutuklamalar ölçeğinde insanlar için yeni bir cezaevi yaratan ihraçlar gündeme geldi. Bugün itibariyle 126 bin 855 bin ihraç oldu. Bir de açığa alınan 118 bin 813 kişi var.

Devlet ihraç ettiği her kişiyle medeni ölüler yarattı. Bu insanları yargılamadı, bu insanlarla ilgili bir soruşturma açmadı. Herhangi bir idari ya da adli soruşturma olmamasına rağmen böylesi bir nüfusu ihraç ederek açlığa mahkum etti.

Maaş kamu görevlisi için en temel kaynaktır. Eğer paranız yoksa ekmeğiniz, sağlığınız, barınma olanağınız yoktur. İnsanların çalışma hakkının yok sayıldığı bir yerde aslında yaşam hakları da yok sayılmış olur.

Bu KHK'ler vasıtasıyla yapılmış olan en ağır insan hakkı ihlali olarak karşımıza çıktı. 126 bin kişinin ailelerini de hesaba kattığımızda sadece bu anlamda bu sayının üç dört katı bir nüfus böylesi bir hak ihlali ile karşı karşıya kaldı. Bu durumun 2017 yılının en ağır sorun alanı olarak ifade etmek isterim.
Tabi tutuklamalar da insanların özgürlüklerinden yoksun kalmaları da aynı derecede ağırlıktadır. Ama tutuklamadan özgürlüğün kısıtlaması diye bakıyorsak ihracın neredeyse tutuklamadan daha ağır sonuçlar yarattığı düşüncesindeyim.

Meclis ve başkanvekili olduğunuz komisyon bu ağır tablo karşısında nasıl bir tutum sergiledi?

Pasif kaldı tabi bunu söylemek lazım. Bir takım şeylerle ilgilendi ama komisyonlarda biz parlamentodaki gücümüze göre sayısal varlığımız var.

Bu nedenle taleplerimizin tümünü kabul ettirme durumumuz mümkün olmadı. Genel anlamda Türkiye'de insan hakları ihlallerinin yoğun olduğu dönemde yeterince görev yaptığını söylemek mümkün değil.

Uzun yıllar hak ihlallerine tanıklık eden ve avukat kimliğinizle de bununla mücadele eden biri olarak geçmişle bugünü karşılaştırırsanız?

Her dönemin kendine göre bir ağırlığı vardı. Hepsi vahimdi. 12 Martlar, 12 Eylüller... Her iki dönemde de dozu bir önceki döneme göre artan yoğun hak ihlalleri yaşandı.

Darbeciler, 12 Mart deneyimlerini 12 Eylül'de daha ileri taşıdılar. 12 Eylül'ün sonu olan 90'lı yıllar 12 Eylül'ün de deneyimlerini taşıdığı gibi daha illegal, gizli ve daha ağır bir süreçti.

Bugün özellikle ihraç ve tutuklama süreçleriyle ilgili çok daha ağır bir dönemin yaşandığını ifade etmek isterim. Gözaltı ve işkence konusunda 2000'li yıllar insan hakları kazanımlarıyla işkencenin önemli oranda durdurulduğu süreçlerdi.

Ne yazık ki bu dönem işkence iddiaları yoğun olarak gündeme geldi. Hatta insanların işkence görmüş hallerinin yayınlanmasında sakınca görülmedi.

Bugün şöyle bir şey de var; 12 Mart ve 12 Eylül'de biraz siyasi tutumunuza göre tehlike ve tehdit size yakındı. Bugün herkese yakın. Toplumun tamamı bir kaygı içerisinde. Çünkü iddiaların gerekçelendirilmesi gibi bir durum yok.

İspat hakkı size verilmiş durumda, iddia edene değil. Böyle tehlikeli bir süreç içerisindeyiz. 15 Temmuz'daki darbe girişimin ardından OHAL ile yaratılan yeni bir darbe sürecine girdik. Tüm muhalif toplumsal kesimleri yok etmeyi hedefleyen bir süreç yaşamaya başladı.

Son iki KHK ile getirilen "tek tip kıyafet" uygulaması ve sivillere "cezasızlık" düzenlemesi günlerdir tartışılıyor. Hak ihlalleri penceresinden bakarak bu iki düzenlemeyi nasıl değerlendirmek gerekiyor?

OHAL bir sıkıyönetim değil ama fiilen bir sıkıyönetim ile karşı karşıyayız. 12 Eylül'e sıkıyönetimine özenen bir sıkıyönetim. Adı OHAL kendisi sıkıyönetim.

Her KHK ile sıkıyönetimin döneminin eksikte kalan yönlerini tamamlamaya çalışıyorlar. Son tamamlanan nedir; tek tip kıyafet meselesi. Bir ülkenin kalbi olan cezaevi meselesinin üstüne gitmeye ve orada ateş yakmaya başlarsınız bütün ülke kavrulur.

Cezaevlerinde iki yüz bini aşkın tutuklu var. Böyle bir tabloda cezaevlerinde insanlık onuruyla tamamen çelişen, mevcut yasalarımızla çelişen bir düzenleme getiriliyor.

AİHM'nin çeşitli kararlarında giyim konusundaki düzenlemelerin insanlık onuru ile çelişmemesi gerektiğine dair düzenlemeler olmasına rağmen böylesi bir düzenleme yapılıyor.

12 Eylül'de tek tip kıyafet meselesi cezaevlerinde büyük bir yangına sebep oldu. Yeni baştan benzer cezaevleri noktasında böylesi bir düzenlemeyi getirmek yeni bir yangına sebep olabilir.

Bunun yaratacağı problem cezaevlerinde isyana doğru yönelir. İnsanlar giymez giymedikleri için şiddet uygulanır. Şiddet gören insan bu şiddete karşı tepki verir.

Bu tamamen yangına körükle gitme meselesidir. Zaten Türkiye'de bir yangın var cezaevlerinde hak ihlalleri çok yoğun hale geldi. Şimdi bir de tutuklananlara diyeceksiniz ki sizi tek tip kıyafetle nakledeceğiz.

Bu aynı zamanda yargısız infazdır. İnsanlar daha ceza almamışlar insanları nasıl böyle nitelendiriyorsunuz. Bu da ayrı bir hukuksuzluk.

Peki 'sivillere cezasızlık' düzenlemesi.

12 Eylül'ün eksikliklerini tamamlıyor. 12 Eylülcüler ne yaptılar kendilerine bir korunak kurdular. Dediler ki 'biz yargılanmayacağız.' Aslında ilk KHK'lerden biriyle zaten polis ve askerin sorumlu olmayacakları yönünde bir düzenleme yapılmıştı.

Ama bu sefer sivillere getirildi. Ne demek siviller. Bir devlet kendi güvenliğini kendi güvenlik güçleriyle alır. Siz 'ben güçsüzüm halk bana yardımcı olsun' diyorsunuz. Böyle bir şey olamaz.

Bunun başka bir yanı var; nasıl sınırlayacaksınız? Kim “terör faaliyeti” yapıyordu da bunu engellemek için sivil neden harekete geçti. Kadın cinayetleri karşısında 'eşim teröristti ben onu öldürdüm' diyenler dahi olabilir.

Ya da hoşlanmadığı bir arkadaşını katleder ve der ki "terörist" olduğu için öldürdüm. Bu işin en vahim noktası artık. Bu halkın birbirine karşı kışkırtılmasına yol açabilecek son derece tehlikeli bir düzenlemedir. Bunu görmemezlikten gelinemez.

Yukarıda çizdiğiniz tablo ekseninde nereye gidiyoruz?

Çok kötü bir zamandayız. Umudumuzun oldukça sarsıntı geçirdiği bir dönemdeyiz. Türkiye'de son 30 yılı ve 30 yılın baskıcı süreçlerini yaşamış bir insan olarak söylemem gerekirse; halkın iradesi ve halkın kararlılığı her türlü baskının üzerine çıkabilir.

Demokrasi isteği hepimiz için adanmış olduğumuz bir istek o sebeple bunu çözecek gücümüzün olduğunu düşünüyorum. Bu ülke ancak demokrasi ile ayakta kalabilir.

Temel insan haklarının korunmasıyla ayakta kalabilir. Ne OHAL ne OHAL kararnameleri insanların hak mücadelesinin önüne geçemez.