Mustafa Kılıç
Mar 23 2018

"Deliler ve ağaçlar ayakta ölür, suçlular iktidarda geberirler"

Yeşilçam’ın efsane isimlerinden İlyas Salman’la söyleştik bu hafta... Kibar Feyzo, Çiçek Abbas, Banker Bilo, Talihli Amele gibi hayatımızda hâlâ tazeliğini koruyan filmlerden yeni nesil komedi kategorisinde yer alan Recep İvedik’lere varana kadar birçok konuya değindik.

Büyük usta günümüz komedi filmlerinin başında gelen Recep İvedik ve diğer filmler için ‘Kenef kokuyor’ yorumunda bulundu. Merhum sanatçı Kemal Sunal ile ilgili açıklamalarda da bulunan usta sanatçı Sunal’ın ölümünü ‘‘Çocuklarımın oyuncağı kırıldı’’ diyerek yorumladı. Lafı daha fazla uzatmadan sizi Salman’la yaptığımız söyleşiyle baş başa bırakıyorum...

İlyas Salman bu aralar nelerle meşgul?

Bu aralar sürekli yazıyorum. ‘Deliler Meclisi’ adlı bir senaryo yazdım. TBMM’de milletvekilleri maaşı arttırılması tartışılırken benim meclisimde yani ‘Deliler Meclisi’nde okuma yazma oranı nasıl arttırılır o konuşulacak. Fakat senaryom hâlâ sansür kurulundan geçmedi. Geçmediği için de Kültür Bakanlığı ödenek çıkarmıyor. Bundan dolayı filmimi çekmek için sponsor arayışındayım.

Bir mahsuru yoksa ‘Deliler Meclisi’ adlı senaryonuzu biraz açabilir misiniz?

Tabi ki... Deliler Meclisi’nde kendimi oynayacağım. Filmde İlyas Salman olarak izleyicinin karşısına çıkacağım. Açık konuşmak gerekirse ben biraz deliyim. Ama genel kurallara, koşullara göre deliyim. Yoksa aklımdan kuşku duyduğum yok.

Deliler ve ağaçlar ayakta ölür, suçlular iktidarda geberirler. Benim temel prensibim bu... Muhabbetin başında söyleyeyim dünyada en çirkin kokan şey saklanan düşüncedir. Para bile saklandığı zaman kokar ama saklanan düşünce kadar pis kokamaz. Mezara götürülen fikrin kimseye faydası yoktur.

İlyas Salman denilince akla korkusuz bir adam geliyor. Kendinize asla oto sansür uygulamayan bir sanatçısınız. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Çevrenizdekiler nasıl tepki veriyor?

Yıllar önce bir komşumuz vefat etti. Ertesi gün cenazesi kaldırılacak bir camide... Eşim dediki gidelim, ben ise gitmeme taraftarıydım. Eşim ısrar edince gitmeye karar verdim. Ölen kişi açık söylemek gerekirse pir-u pak biri değildi. İşi gücü halkı kazıklamaktı. Ömrü öyle geçmişti.

Cenaze namazı kılınıyordu. Hani helallik isterler ya imam ‘hakkınızı helal ediyor musunuz?’ diye sorunca herkes bir ağızla ‘helal olsun’ diye bağırdı. Ben ise ‘haram olsun’ diyerek bağırdım. Önce cemaat bir baktı bana...

Ben de ne öyle şaşkın şakın bakıyorsunuz. Kurtlu kuru yemişleri temizleyerek millete sattı, para kazandı. Ölünce mi temizlendi? Hak etmediği paraları kazandı, hak etmediği hayatı yaşadı ve öldü. Ben kişiliğime şey diyorum; Yatma tilki gölgesinde ki aslan yesin. Ben asla tilki gölgesinde yatmam. Düşüncelerimi arkama koymam masanın ortasına bırakırım.

Türkmen Alevi’sisiniz. Türkiye’de Alevi olmak zordur. Çeşitli kutuplaşma ve sıkıntılarla karşı karşıya kalıyorsunuz. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Herkes inanç özgürlüğüne sahiptir. Maraş’ta ana karnına bıçak sapladılar Alevi olduğu için... Malatya’da Aleviler camiye bomba atacaklar dedikodusunu çıkardılar – ki biz hiçbir zaman farklı bir inancın düşmanı olmadık- bir sürü insanı katlettiler. Sivas’ta da birçok Alevi yakılarak öldürüldü. Tarihin sayfaları onları lekeleyecek, onları lanetleyecek...

Diyanet İşleri Başkanı geçtiğimiz günlerde Alevilerin ibadet yeri camidir şeklinde bir açıklamada bulundu. Bir inancın ibadet yerini belirlemek kime düşüyor?

Bunu söylemek halt yemektir. Ben ibadet yapmam. Ne camiye giderim, ne külliyeye giderim – Ki Allah nasip etmesin külliyeye gitmeyi- ne cemevine giderim, ne havraya giderim... Ben inancımı özgür yaşarım.

Kimseye de inançlıyım ya da değilim demem. Çünkü inancın ticareti olmaz. Allah’ın cebinden peygamberi çalarak teraziye koyup gram gram satıp oy toplayanlar eğer bugün Müslümansa ben Müslüman değilim.

Eğer sırf silahı var diye Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren insanlar ben Hristiyan’ım diyorsa ona da inanmıyorum. İsa’nın masumiyeti onları yok eder. Onun için inanca dayalı şiddet benim gözümde en ağır şiddettir.

Biz toplum olarak neden birbirimize saygı göstermeyi öğrenemiyoruz?

Toplum olamadık da onun için... Toplamız biz... Kuru kalabalık, kelle sayısı...

Bir gün İzmir’de bir salonda konuşuyordum. Dinden imandan bahsediyorduk, inanç özgürlüğüne sıra geldi. Biraz ulanlı yahulu konuştum. Kaba konuştum. Cemaatin içerisinden biri çıkıp ‘Sayın İlyas Salman güzel konuşuyorsun ama kaba konuşuyorsun. Kitlenin içerisinde böyle konuşulur mu’ dedi.

Bende dedim ki; Ben kitle göremiyorum, kütle görüyorum. Ona göre konuşuyorum. Çünkü kalabalıklar içerisinde tek olmak bir cücenin akşam güneşinde bakmasıdır gölgesine...

salman

 

Hiç keşkeleriniz oldu mu?

Hayatımda en nefret ettiğim laf keşkedir. Keşke şunu yapmasaydım, keşke bunu yapmasaydım. Peki bir saniye geriye dönme şansınız var mı? Hayır. Onun için keşke bana göre bir şey değil. İyiki yapmışım. Bulunduğum durumdan da memnunum.

Keşkelere borcum yok benim.

En büyük iyikiniz nedir?

İyi ki soytarı olmuşum. Çünkü karşımda anası ağlatılan bir millet var. Anası ağlatılan bir milleti bırakın güldürmeyi, gülümsetmek bile kutsaldır. Çünkü etrafımda o kadar hırsız var ki...

Özgürlüğümüzü çalıyorlar, ekonomik girdimizi çalıyorlar, onurumuzu çalıyorlar...

Onurumuz alınır, satılır hale geldi. Onun için iyiki bunlarla mücadele ettim.

2014 yılında Avcılar’da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için bir eyleme katılmıştınız. Vücudunuzun yarısını kadın, diğer yarısını erkek  yapmıştınız. Ülkemizde kadınlar bir mal gibi görülmekte. Bu sorunu nasıl aşarız, bu algıyı nasıl değiştirebiliriz?

Bir söz vardır; Ben güzel güzel demem güzel benim olmayınca... Ben onu değiştirdim. Ben güzele güzel derim, güzel benim olmasa da... Yaptığımız o eylemde kadına saygıyı vurgulamaya çalıştık. Bu uğurda bir kıvılcım çıkarmaya çalıştık. Anamız bizi doğurdu amenna, doğurdu demek yetmiyor, yarattı demek gerekiyor. Babamız değil anamız bizi en büyük işkenceyi çekerek doğurdu. Erkek milleti olarak düşünürsek, değil bir çocuğu doğurmak, bir çocuğun bacağını bile 40 yılda doğuramayız. Bizim sadece bir atımlık barutumuz var onu da atıp çekiliyoruz. Kadınlarımız doğurup dünyaya getiriyorlar. Kadınlar Tanrı’nın yeryüzündeki görevlileridir. Buna anlatmaya çalıştık o eylemde...

salman

 

Peki kadına şiddet nasıl aşılır?

Bu sorunu aşmanın yolu kadınların örgütlenip erkeğe şiddet uygulamasından geçer. Kadınların dövülmesine karşı olan erkekler de kadınlarla birlikte o şiddeti uygulayanları dövmeleri gerekiyor. Şiddetin acısını anlayıp vazgeçerler...

Çünkü tarihte zorun rolü çok önemlidir. Onlar zor uyguluyorsa biz de zor uygulayacağız. Ancak öyle empati kurdurabiliriz.

Oktay Kaynarca, Mesut Akusta’nın da aralarında bulunduğu ‘Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’ dizi ekibi bir yemekten fotoğraf paylaştılar. Rakıları masanın altına gizlediler sadece buzlar masada kalmıştı. Öyle bir hale geldik ki yediğimizi, içtiğimizi bile gizler hale geldik. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özgürlük  en kutsal değerdir. Ben ne yiyorum, ne içiyorum, kursağıma ne giriyor buna iktidar engel olmamalı, polis karışmamalı... Su içip sarhoş dolaşanların yerine rakı içip akıllı dolaşanları daha çok gördüm. Bu konuyla ilgili fazla söylenecek laf yok. Cahile bomba verirsen ya evinde patlatır ya elinde patlatır.

Cahil, özgür insanın yolunu kesen insandır.

Birçok filmde merhum Kemal Sunal ile yer aldınız. Aranızda gayet iyiydi. Vefat haberini aldığınızda neler hissettiniz?

Kemal’i çok erken kaybettik. Kemal erken kaybedilecek bir insan değildi. Devlet anasını ağlattı bu milletin, asker anasını ağlattı 10 yılda bir darbe yaparak, polis anasını ağlattı... Anası ağlatılan bu milletin yedi ceddini Kemal Sunal güldürdü. Erken dünyamızı terk etti Kemal..

Hâlâ güncel yaşamımızda onun esprileriyle gülüyoruz. Ya da onun trajikomik hikayeleriyle yaşıyoruz. Kemal’in ölüm haberini aldığımda direk eşi Gül Sunal’ın yanına gittik. Aslında Kemal ölümü kendisi davet etti. Çünkü ölümünün akşamı evinde toplandık, kalp Profesörü Kemal’in kalp damarlarının tıkanık olduğunu söyledi.

By-pass önerdik kabul etmedi. Doktor ‘eğer uçakta ölmeseydi birkaç gün sonra Balalayka filminin setinde ölürdü. Çünkü tüm kalp damarları tıkanmıştı’ dedi. Neyse birkaç gün sonra Kemal’in cenazesine gittik gazetecinin biri bana ‘ne hissediyorsunuz’ diye sordu. ‘Ne diyebilirim ki...Çocuklarımın oyuncağı kırıldı’ dedim. Gazetecinin suratı kıyamet görmüş şeytanın suratı gibi oldu.

Gazeteci arkadaş bana ‘Siz koskoca Kemal Sunal’ı oyuncak gibi mi görüyorsunuz?’ diye sordu. Ben de ‘sen hiç evlat sahibi oldun mu?’ diye sordum. O da ‘yok’ dedi.

Eğer evlat sahibi olsaydın benim söylediğimi anlardın. Bazen çocukların gözünde oyuncaklar annesinden, babasından daha kıymetlidir. Yoksa Kemal Sunal’ı oyuncak gibi görecek kadar alçak mıyım?...

Alçaklıktır öyle görmek. Benim hem hemşerim hem de arkadaşımdı. Yerinde rahat uyusun... Yapacak çok işi vardı daha...

abbas

 

Yeşilçam ile günümüz Türk sineması arasındaki farkı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeşilçam hayatla akrabaydı. Hayatla kan bağı vardı. Şimdiki sinemanın hayatla kan bağı yok. Biçimsel demokrasi pezevenkliği yapıyorlar açık söylemek lazımsa... Ağız burun oynatarak, küfür ederek, gaz çıkararak komiklik yapmaya çalışıyorlar. Günümüz sinemasının hali bu ne yazık ki.

Peki yeni nesil komedi olarak adlandırılan Şahan Gökbakar’ın yarattığı Recep İvedik serisi, Ahmet Kural ve Murat Cemcir ikilisinin filmlerini nasıl görüyorsunuz?

Ben çok ahlakçı bir adam değilim. Ahlak derneğinin başkanı da değilim. Etiğin ne olduğu konusunda pek fazla kafa yormadım. Sevgili Kemal Sunal ağzına çok güzel yakıştığı için bir tek ‘eşek oğlu eşek’ diyordu.  Elit mahallelerin anneleri ve babaları imza topladılar çocuklarımızın ahlakı bozuluyor diye...

Keşke Türkiye halkının yüzde 70’i eşek kadar emekçi olsa. Eşek hakaret değil iltifattır! Şimdiki komedi filmlerinin hepsi kenef kokuyor. Adam kalkıyor affedersin gaz  çıkarıyor, küfür ediyor. Adamın biri çıkıyor ‘orama koyma burama koy’ diyor. Bu ne demektir. Bu ne biçim ahlak anlayışıdır. Bu nasıl bir komedidir. Bu yeni nesil komediye söyleyecek söz bulamıyorum.

Allah uzun ömür versin. Fakat şu soruyu sormadan geçemeyeceğim. Vefat ettiğinizde cenaze töreninize kimlerin gelmesini istemezsiniz? Kırgın, küskün olduğunuz birileri var mı?

Hiç kimseye yasak koymuyorum fakat gelsinler dilediklerini yapsınlar. Kimseye kırgın değilim. Ufak kırgınlıklar büyük geleceğimizi harcar... Ufak kırgınlıklar yaşadığım insanlar oldu. Buna rağmen hepsi benim mezarımın başında olsunlar...

 

SİZİN İÇİN NE İFADE EDİYOR?
Dünya: Var olduğumuz yer
Din: Afyon
Malatya: Kişiliğimin kemikleştiği yer
Türkiye: Vatanım
Kemal Sunal: Can Yoldaşım
Şener Şen: Pirim
Sanatçı: Yarınım, bugünüm, dünüm, bundan sonraki günüm, her şeyim... Sanat yapan insanlar benim her şeyim...
Türk: Kanımdan olan insanlar ama ırkçılık yapmadıkları sürece
Kürt: Anadolu’nun belli bir yakasında yaşayan gerçekten var olan ama varlıklarını bir türlü kabul ettirememiş bir halk.
Arap: Keşke dinlerini bize satmasaydılar.
Mahir Çayan: Yoldaşım
Deniz Gezmiş: O da yoldaşım
Turgut Özal: Türkiye’yi ABD’nin kucağına sünnet çocuğu gibi oturtan insanlardan biri...
Necmettin Erbakan: Er gibi bakamayan bir adam...
Bülent Ecevit: Saftiriğin teki...
Çiçek Abbas: Aşık adam
Banker Bilo: Hesap soran adam
Kibar Feyzo: Kaybeden İlyas Salman
Şeker Pare: Namuslu Bekçi
Fikrimin İnce Gülü: Gösterişe kişiliğini satan cahil biri
Talihli Amele: Emek sermaye çelişkisi
Lal Gece: Çocukluğunda koca koynuna sokulmuş küçük kızlarımızın intikamı
Mısır Adası: Her yanımız savaşa karşı.
Nuri Bilge Ceylan: İyi bir yönetmen
Ertem Eğilmez: Benim ustam
Zeki Demirkubuz: Usta yönetmenlerden biri...
Aşk: Varlık
Korku: Hiçlik
Sansür: Siyanür
Kenger Sakızı: Yumuşatana kadar ezinti çekeceğin ama yumuşattıktan sonra zevk alacağım bir şey..