Dodan Özer: Sanatta ilerlememiz için önce birbirimizle barışmamız lazım

Türkiye onu 2017 yılında birinci olduğu O Ses Türkiye adlı şarkı yarışmasıyla tanıdı… Fakat o küçük yaşlardan bu yana müzikle hemhal olmuş, yarışma öncesi pek çok mekanda sahne almış, kendine has müziğiyle bir dinleyici kitlesi oluşturmuş bir sanatçı…

Dodan Özer’le Taksim sokaklarında buluşup samimi bir söyleşi gerçekleştirdik. Dodan, “Bir başkasının beni şekillendirme halini benimsemiyorum. Ben kalıcı olma yolunu tercih ediyorum” dedi.

Müziğe nasıl başladınız?

Profesyonelce müzik yapma hikâyem İstanbul’la başladı. Müzikle iç içe olan ve müziği seven bir aileye sahiptim. Sülalemizde birçok enstrümanı çalan bireyler bulunuyordu.  Bunların başında ise bağlama geliyor. Ailede kulağı iyi olan ve sesi güzel olan birçok insan var. Arada toplanıp meşk etme halimiz oluyordu. Bir süre sonra Muş Varto’dan İzmir’de yaşayan abimin yanına taşındım.

İzmir süreciyle birlikte amatör ruh biraz daha gelişmeye başladı. Küçük küçük sahneler almaya başladım. İzmir’de bir yılı doldurmadan İstanbul’a taşındım. Arkadaşlarımla birlikte müzikal çalışmalarımız burada da devam ettik. Cumartesi ve pazar günleri o dönemlerde olan “gündüz matinesi”nde sahne almaya başlamıştık. O dönemlerde gündüz ve gece matineleri vardı. Biz henüz geceye transfer olamamıştık.  (Gülüyor)

Sonra müzik hayatınız nasıl şekillendi?

Bir süre sonra geceye transfer olduk ve gece matinelerinde sahne almaya başladık. Sonra bir müzik grubu kurduk.  Bununla birlikte işin mutfağını daha iyi öğrenmeye başladık. Müzikal arayışlarımız da devam ediyordu o arada. İlk zamanlarda Türkçe müzik yapıyordum birkaç yıl geçtikten sonra Kürtçe müzik yapmaya başladım.

Benim Kürt müziğiyle tanışma hikâyem de İstanbul’la başladı. 2005 yılına kadar bu süreç devam etti. 2005 yılında bir albüm hazırladık. Sevgili Murat Öztürk’le beraber Dodan Project adlı bir albüm piyasaya çıkardık. O süreçte Kürtçe müziğe devam ettim. 2010 yılında ise “Şabûn” albümünü piyasaya sürdük. Murat Doğan adlı müzisyen arkadaşımızın hazırladığı Bro Ömeri’nin şiirlerinden oluşan yaklaşık 20’ye yakın Kürt müzisyenin yer aldığı “Peşk” adlı albüm projesinde yer aldım. “Be Nav” adlı bir eseri seslendirdim.  

2016 yılında  “O Ses Türkiye” yarışmasına katıldınız. Alternatif müzik yapanlar popüler kültürün bir şov aracı olan bu tür yarışma ve konseptlere mesafeli dururlar. Sizin süreciniz nasıl oldu, oraya katıldığınız için epey eleştiri de aldınız, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Medyanın önemli bir gücü var. Ürettiğiniz projeleri, eserleri medyayla daha fazla insanlara ulaştırabiliyorsunuz. O Ses Türkiye yarışmasına başvuru maceramız değerli dostum Emrah Uçar vasıtasıyla olmuştu. O başvurdu sonra da beni ikna etti ve Aralık 2016 tarihiyle O Ses maceramız başlamış oldu. Bizim toplumumuzda kutuplaşmak ve o kutuplaşmaya göre kendini var etme mücadelesi var.

Sürekli yargılayan, yargılamaktan keyif alan bir kesim var. Ön yargılardan dolayı tabii ki rahatsızlık duyduğum oldu. O dönemlerde gerek sosyal medyada gerek köşe yazılarıyla beni eleştirenler oldu. O dönemde de şunu söylemiştim; eleştiri haktır herkes hakkını kullandı. Bundan sonra da üretimlerime dair eleştirel haklarını kullansınlar. Ben eleştirileri önemserim ahlaki boyutu aşmadığı müddetçe…

Çok fazla tepki alınca yarışmaya katıldığınıza hiç pişmanlık duydunuz mu?

Hayır. O Ses’e katıldığım için hiç pişman olmadım. Orası hayatın merkezi değildi. O Ses’in izlenme oranını artıran biziz, oraya çıkanı eleştiren de biziz. Ayrıca orası bir okul değil, orası bir şov programı… Yarışma programının bana kattığı en önemli şey insanlarla buluşmama vesile oldu. Müzikal tarzımı orada da devam ettirdim. Oradaki tek fark bütün eserleri Türkçe seslendirdim. Keşke Kürtçe seslendirseydim ama olmadı. Kusuru yönetimde de aramak çözüm değil.

Popüler müzik yapıp gündeme gelmek yerine kendine has bir müzik yapıp daha az bir kesime hitap etmeyi tercih etme sebebiniz nedir?

Bir şeyi yama olarak üzerinde barındırmanın bir anlamı yok. Nasıl hissediyorsan öyle var olursun. Sen üç gün, bilemedin dört gün onunla beslenirsin ama beşinci gün sürekli sorgularsın kendini… Bir başkasının beni şekillendirme halini benimsemiyorum. Ben kalıcı olma yolunu tercih ediyorum. Günlük ya da anlık şarkılar yapıp kısa süreliğine gündemi meşgul etmek yerine daha insan hikâyesi ve hissiyatının olduğu eserler üretmek istiyorum.

Şarkılarınız bir hikâye mi anlatıyor sizce?

Evet… Çünkü bu ülke, bu coğrafya binlerce hikâye barındırıyor. Bu yaşananlara baktığım zaman kendimi bunlara duyarsız hale getiremiyorum. Ötekileştirilme haline karşı, her yaşanan acı, hikâye beni ilgilendiriyor. Benim tercihim yaşanmış hikâyeleri dile getirme halidir…

Peki, hayatınızın ‘keşke’leri var mı?

‘Keşke’ bana biraz sıkıntılı bir sözcük gibi geliyor. Hayatında olmuş bitmiş bir şeye hayıflanmanın bir anlamı var mı? Sürekli bir deneyimleme, sınanma halini yaşıyoruz. Kendimizi bir denek olarak görmemiz gerekiyor, yaşıyoruz, deniyoruz… Zaman makinesiyle geriye dönmediğimiz için keşke dememize gerek yok.

Hayatınızı özetleyen bir cümlen var mı?

Bunlar çok iddialı şeyler… Hayatımda en büyük korkularımdan biri “tanıyorum” kelimesidir. Bu beni çok ürkütüyor. Sürekli değişen halimiz var. Değişen halimize göre de yenileniyoruz. Sen de karşılaşmışsındır. Adamın biri geliyor “sen on yıl önce böyle değildin” diyor. Koskoca on yıl geçmiş aradan hâlâ aynı kalacağımı mı düşünüyorsun? İnsan değişiyor… Seni çok iyi tanıyorum demek beni korkutuyor. Ama tanışıyoruz, seviyoruz, sevişiyoruz…

Yakın dönemde herhangi bir projeniz var mı? Aldığım duyumlara göre çok dilli bir albüm üzerinde çalışıyormuşsunuz?

Evet. Kısmet olursa Haziran ayında bir albüm hazırlığımız var. 12 şarkılık bir türkü albümü olacak. 2020’ye kadar ise altı dilden oluşan bir, çok dilli albüm projemiz var. Şairlerin şiirlerini kendim besteleyebileceğim bir albüm hazırlayacağız Erdem Altınses’le birlikte…

Haziran’da çıkacak olan albümün besteleri size mi ait yoksa kolektif bir çalışma mı olacak?

Albümde yer alacak olan Zaman adlı eser sadece bana ait… Diğerleri derleme… O Ses’te seslendirdiğim Haydar Haydar ve Ötme Bülbül adlı eserler de albümde yer alacak. Tabi bunlar yeni düzenlemelerle dinleyiciyle buluşacak. Oldukça heyecanlıyım, umarım dinleyicilerin seveceği, benimseyeceği bir albüm olur.

Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz adlı diziye iki şarkı yorumladınız. Oğul ve Yetiş Ya Hızır… Dizilere şarkı yapmandan dolayı tepki aldınız mı?

Bunlar kaçınılmaz şeyler… Bunun önünü almam imkânsız. Dizi için yorumladığım iki eserde dijital platformlarda oldukça ilgi gördü. Buna tepki gösterenler aynı zamanda o dizilere reyting sağlıyor. İzleyip göklere çıkaranlar da onlar, bizi eleştirenler de onlar… Ondan dolayı eleştiriler bizim toplumumuzda kaçınılmazdır.

Dodan Özer...  Fotoğraflar: Servet Deniz

 

Popüler olduktan sonra hayatınız değişti mi?

Aslında benim hayatımda hiçbir şey değişmedi. Oturduğum 35 metrekarelik ev hâlâ aynı, kahvemi içtiğim kahvehane hâlâ aynı, görüştüğüm dostlarım hâlâ aynı… Dodan Özer eşittir aynı…

Türkiye’de kültür sanatı ortamına dair değerlendirmelerinizi öğrenmek istesem?

Bu ülkede sansür diye bir olay var bir kere… Sansürün olduğu yerde kültür sanattan bahsedebilir misin? Çocuk istismarlarının yaşanmış olduğu, kadına şiddetin had safhalara çıktığı bir yer burası… Hâlâ bu ülkede barış, barış diye haykıran insanlar var… Bunların hepsi birbiriyle bağlantılı şeyler…

Kutuplaştırmanın olduğu, bundan nemalanan kesimler var… Kültür sanatta ilerlememiz için hepimizin öncelikle birbirimizle barışması lazım. Özgürlükler ne kadar çok artarsa kültür ve sanat da o oranda daha güçlenir ve artar.  Sanatı yaşamdan, insanın yaşadıklarından ayırmak mümkün değil. Biz hâlâ Ortodoks bakışından kurtulamadık.

Sanat bu toplumu iyileştirir mi?

Eril hikâye kendine yakın olmayı var etmeyi seçer… Çünkü burada hizmet önemli… Hizmet edebilecek adam onun kendini daha fazla var etmesine sebep olacak bir durumdur. Bağımsız ya da özgür çalışmalar yapan bireylerin daha doğru çalışmalar yapmasına rağmen erk tarafından istenilmez, engellenir…

Ayrıca bu ülkenin tarihsel geçmişi bellidir. Binlerce yıllık bir medeniyet üzerine kurulmuştur. Sayamayacağın kadar medeniyetlerin taşı, toprağı, eli, hamuru olan bir hafızadan bahsediyoruz. Biz bu hafızayı değerlendirmek yerine, bastırıyoruz, sindiriyoruz ve ötekileştiriyoruz. Eğer bunlardan kurtulabilirsek o zaman kültür ve sanattan bahsedebiliriz diye düşünüyorum.

Kültür Bakanı olsaydınız ilk ne yapardın?

Bu ülkede ne kadar kayıp dil varsa onların yeniden ortaya çıkarılması için büyük bir çalışma başlatırdım. Ülkede ne kadar kültürel değer varsa onları yaşatmaya dair özel birimler oluştururdum. Sanata dair ne varsa ona öncelik verirdim.

© Ahval Türkçe