Mustafa Kılıç
Mar 02 2018

"Kendine engel gördüklerinin üzerine basıyorlar"

Aşksın Sen, Nerede O Yeminler, Yahşi Cazibe, Farklı Desenler, Hıyanet Sarmalı, Yeşil Deniz ve son olarak No 309 dizisinde rol alan oyuncu ve yazar Murat Tavlı ile buluştuk.

‘Bu Yalnızlık Bana Fazla Bölüşelim mi?’, ‘Hanfendi Bir Bakar mısınız?’ ve ‘Kuytu’ romanlarından sonra  dördüncü kitabı ‘Gözyaşlarım İftiharla Sunar’ı okurlarının beğenisine sunan Tavlı, Can Erik adlı bir tiyatro oyunuyla da izleyici karşısında adeta ter döküyor. Tavlı ile oyunculuk serüvenini, hedeflerini, kitabını ve tiyatro oyununu konuştuk.

Üç romandan sonra bu sefer de karşımıza yeni kitabın olan ‘Gözyaşlarım İftiharla Sunar’la çıktın. Bu kitabı okuduğumuzda atarlı bir Murat’la karşılaşıyoruz. Bu kitap senin hayatının neresinde?

Aslında çok atarlı giderli bir kitap yazma niyetinde değildim ama bu zamana kadar yazdığım kitaplardan çok farklı bir kitap oldu. Bu kitap bir isyan, bu kitap ezilen, kandırılan, hayal kurmaktan korkan, sevmekten kaçan biz yaralıların çığlıkları oldu.

Her duygumu, her hissettiğimi korkakça kurgunun ana karakterlerinin ardına saklıyordum ama ‘Gözyaşlarım İftiharla Sunar’ ile bu korkaklığa son verdim. Bu benim dedim, bu cümleler benim hissettiklerim, bu kanlar benim yaralarımdan, bu gözyaşları Murat’ın dedim. Adı da oradan geliyor.

Murat Tavlı

 

Gerçek hayatında da bu kadar atarlı mısın?

Atarlı değilim ama doğru bildiğinden de şaşan biri değilim. Mecburiyetleri sevmem, samimiyetten uzaklaşmam. Eğer bir mecburiyetin esaretinde hissedersem kendimi atarlı biri olabilirim. Ne de olsa ben doğma büyüme Gaziosmanpaşalıyım, bazı alışkanlıklar değiştirilemiyor.

Beni ben yapan her değerimi korumak adına hiçbir cümlemi kapalı kapılar ardına gizlemem.

Kitabın bir yerinde ‘’Yaralıyım sanma ama bir dahaki sefere daha fena kanatırım’’ diye yazmışsın. Sana bu cümleyi yazdıran kimdi?
 

Bana bu cümleyi yazdıran iyi niyetim. Bir kitabımda da ‘‘İyi niyetinizin bedeli gözlerinizden damlar’’ diyordu. Arkadaşlarıma, dostlarıma, aşklarıma bir bütün halinde açık bir mesajdır. Zaman bana şunu öğretti, mütevazi ve efendi olmak korkaklık zannediliyor. Söz gümüşse sükut altındır demiş atalarımız. Sanırım atalarımızın son zamanlarda yanıldığı tek konu da bu olsa gerek.

Murat Tavlı

 

Kitabını okurken altını çizdiğim cümlelerden biri ise şu; ‘’ Her türlü kalleşliği, her türlü ahlaksızlığı profesyonel hayat diye yutturuyorlar.’’ Bu cümleyi açmanı istesem? Ne tür kalleşliklerle karşı karşıya kaldın?

Bu cümleyi açmaya çok da gerek yok. Bu haykırış için göz önünde olmaya da gerek yok. Bugün hangi iş dalında faaliyet gösteriyorsanız gösterin bu tarz ahlaksızlıklarla, haksızlıklarla karşılaşacaksınız.

Üstelik bu yaptıklarından hiç utanmadan profesyonellik kisvesi altında yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışacaklar. Ekmeğinize, emeğinize saygı duymayacaklar. Tek istedikleri kendi egolarının tatmini ve tek önemsedikleri kendi boğazından geçecek olan lokmalar. Çağımızda şefin menüsü kul hakkı. Bayılıyorlar yemeye.

Bir röportajında ‘‘arkadaşlığın, dostluğun olmadığı, mücadelenin çetin geçtiği bir sektördeyiz’’ demişsin. Hiç sektörde kazık yediğin, aldatıldığın oldu mu?

Hangi birini anlatayım ki? Yüzüne gülüp, dostun gibi görünüp arkandan çevrilen dolaplar mı dersin, yalanlar, dedikodular mı dersin, iftiralara kadar gider bu yol. Neden mi? Muhtaçlık ve var olabilme duygusu.

Bazı insanlar tepeye çıkmak için kendine engel gördüklerinin üzerine basmayı seçer. Oysa isteseler ben çevremdeki herkese omuz olmaya çalışırım.

Arkadaşlarımın, dostlarımın iyi yerlere geldiğini, başarılı olduklarını görmek beni gerçekten çok mutlu eder. Ama onlara da çok kızmamak gerekiyor, insan en sevdikleri tarafından bile çıkarları uğruna satılabiliyor iken sektörel tavırları çok da önemsememek gerek.

Seni tanıdığım kadarıyla oldukça samimi, sahte gülümsemenin olmadığı, doğal bir karaktere sahipsin. Sektörde buna çok az rastlanır. O sahte dünyanın içinde kaybolmaktan korktuğun oluyor mu?
 

Hayır korkmuyorum. Ben evde de, sette de, söyleşilerde de, panellerde de hep aynı adamım. Nabza göre şerbet durumum olmadığı için bir endişem de yok. Bir insan nefes aldığı müddetçe kaybolabilir mi?

Göz önünde olmamak, insanların sizi artık tanıyor olmaması kaybolmak mıdır? Bence kavramlara karşı bakış açımızı değiştirirsek egonun zincirlerinden kurtuluruz. O sahte dünyanın içinde her geçen gün şükrediyorum çünkü ben sahip olduklarımın esiri değilim.

İlk paranı nasıl kazandın?

İlk paramı pazarda soğuk su satarak kazandım. O paranın kıymetini hayatım boyunca unutmayacağım. Esnaf çocuğuyum ben, babamdan çok şey öğrendim. Hayatımı idame ettirebilmek için ne kadar maneviyata ihtiyacım varsa ailem çok bonkör davrandı ve ellerinde ne varsa bana sundular. Yaz tatilinde konfeksiyonda ortacı olarak da çalıştım ama çok uzun sürmedi. Gerçekten de çok yorulmuştum ve bir öğle tatilinde kimseye gözükmeden kaçtım.

‘‘İstediğim rol gelmezse yazarım’’ demişsin. Kendine nasıl bir rol yazmak istersin?
 

Aslında o röportajda bir ironi var. İstediğim rol gelmezse yazarım derken kendimin yazar kimliğinin de olduğunu ifade etmeye çalıştım. Tabi yazan bir kalem olmakla birlikte bu konuda şanslı da olduğumu düşünüyorum.

Belki bir gün gerçekten de yazan el olurum ve tiyatroda yakaladığım kendi yazdığımı oynama şansını beyaz perdede de yakalarım. Kendi içinde değişimleri olan ve sakinliğiyle herkesi baştan çıkarabilen bir psikopatı oynamak istiyorum. Her zaman temiz yüzlü, iyi aile çocuğu, güzel aşığı oynamaktan öte bir rol olmalı.

Murat Tavlı

 

Yazar olmanın oyunculuğa ne tür katkısı var?

İkisi de benim evladım gibi. Birbirlerini besleyen ve birbirlerini geliştiren iki zor dal. Yazar olmamın oyunculuğa katkısı çok büyük. Senaryoyu okurken daha iyi analiz yapma ve kendimi senaristin yerine koyma şansım var.

Sahneyi gözümde canlandırıp senaristin duygu betimlemesini daha iyi kurguluyorum. Yahut yönetmenin yanına gidip sahneyle ilgili kendi kalemimi konuşturarak sahnenin seyrini üstatlarım izin verdiği kadarıyla değiştirebiliyorum. Sette karakterimle ilgili özgür olmayı çok seviyorum.

Peki oyuncu olman yazarlığına ne tür katkı sağlıyor?

Oyunculuğumun da yazarlığıma çok faydası oldu. Her kitabımı sinematografi bilgisiyle yazdığım için okurlarım bir kitap okumaktan ziyade bir film izlediklerini söylüyorlar. Böyle olunca da çok kısa bir sürede okuyup hikayenin içinde kendilerine yer buluyorlar. Ben kitap yazmıyorum, onları yeni insanlarla tanıştırıp arkadaşlık kurduruyorum.

‘‘Şöhret bir psikolojik travma. ama aynı zamanda şükredilmesi gereken bir durum.’’ diyorsun sen hangi aşamadasın?

Ben her daim şükür kısmındayım. Eğer her zaman fazlasını istersen psikolojik travma olmaktan öteye gitmez. Murat Tavlı benim iş yerimin tabelası, Murat ile Murat Tavlı’yı birbirinden ayırarak yaşadığım için psikolojik açıdan rahatım. Ben sadece ekmeğimi kazanmak için emeğimi sunuyorum, insanlar da beni karşılıksız seviyor ve kucaklıyor. Nasıl şükretmem?

Şu aralar Can Erik’le izleyici karşısındasın. Can Erik oldukça eğlenceli bir oyun... Genel tepkiler nasıl?
 

Can Erik gerçekten de çok ses getiren ve beğenilen bir oyun oldu. Kahkahalar havada uçuşurken biz oyuncular da kendimizi oyundan soyutlayıp eğlencenin içine bırakıyoruz. Temposu yüksek, performansı devamlılık gösteren bir oyun. Bu kadroda kendime yer bulduğum için ve Nami Esatgil ile çalıştığım için çok mutluyum.

Ayrıca oyunu izlerken izleyiciyle kurulan temas ilk etapta ‘başladı mı oyun?’ diye kendimize sormadan edemedik. Oyun ilerleyince interaktif bir oyun olduğunu keşfettik. Böyle bir oyunda yer almak zor olmuyor mu?
 

Sahneyle seyircilerin yer aldığı koltukları aynı seviyeye getirme derdindeyiz. Ne biz yukarıdayız ne onlar aşağıda. Her daim göz gözeyiz, beraber gülüyoruz, beraber oynuyoruz bu oyunu. Oyunun interaktif bir oyun olması da gerçekten inanılmaz bir lezzet katıyor. Oyunun sonunda seyirciler ile oyuncular kol kola sahneden çıkıyor. Öyle oyun bitti kulise kaçalım yok, samimiyet var. Samimiyetin olmadığı hiçbir yerde de ben olmam zaten.

Murat Tavlı

 

Oyunda zaman zaman Can Erik’sin zaman zamanda Murat Tavlı olarak karşımıza çıkıyorsun. Bu geçişlerde zorlandığın oldu mu?

Valla aslına bakarsan 2 saatlik oyunun her dakikası sahnedeyim ve oradan oraya zıplar haldeyim. Bir an olsun nefes alacak fırsatım olduğunda o şansı iyi kullanma derdindeyim. Can Erik benden çok uzak bir adam, bir kere yüzsüz ve sinir bozucu derecede rahat.  Ben daha oturaklı ve daha kendinde bir adamım.  Geçişler kısmında zorlanmıyorum çünkü o geçişler aslında benim nefes alma alanım.

Can Erik’i izlemek isteyenler nerelerde ve hangi tarihlerde izleyebilir?
 

Mart ayında Zeytinburnu, Küçükçekmece, Merzifon ve birçok yerde daha olacak ama henüz tarihleri belli değil.

Gündemi takip eder misin? Bu aralar senin dikkatini en çok ne çekiyor ve her duyduğunda içini en çok ne acıtıyor?

Gündemi yeteri kadar takip etmeye çalışıyorum. Bir alışkanlığım var o da uyanır uyanmaz gazeteleri baştan aşağıya okuyor olmam. Şu sıralar Afrin’de kardeşlerimiz omuz omuza çetin bir mücadele içinde. Bu vatanın bir evladı olarak dualarımla ve tüm duygularımla onların yanındayım.

Allah Mehmedimizin tırnağına zeval vermesin. Bir şehit haberi aldığım zaman gerçekten de yüreğim sızlıyor. Hepsi hayatının baharında ve bir annenin fidanı. Hayalleri, sevgileri, aşkları, yarım kalmışlıkları var. Nasıl yanmasın yürek…

Umarım bu acı haberler son bulur. Barışın daim olduğu, kardeşliğin pekiştiği, dile, dine, ırka bakmaksızın şen kahkahalara şahit olur bu topraklar…

Murat Tavlı