Levent Üzümcü: Anadolu’da oyunlarıma salon verilmiyor

Yaptığı muhalif açıklamalar sonrası şehir tiyatrosundan atılan oyuncu, yazar Levent Üzümcü ile sanattan gündeme varana kadar birçok konuyu ele aldık. 

Gezi Direnişi'nden beri muhalif bir duruş sergileyen Üzümcü ile İstanbul Boğaziçi Sanat’ta buluştuk. ‘Kıblem insandır’ diyen Üzümcü, özellikle umudunu yitirmişlere ‘yaşıyorsanız hâlâ umut vardır’ dedi. Şimdi sizi usta oyuncuyla yaptığımı keyifli söyleşiyle baş başa bırakıyoruz.
 
Şehir Tiyatroları’nda 20 yıla yakın bir geçmişiniz varken politik tavrınız nedeniyle ihraç edildiniz. Nasıl bir süreçti?

Atıldım aslında...

'İhraç' ticari bir terimdir. Tiyatro ile ilgili memur, yüz kızartıcı bir suç işlerse atılır. Bununda bir silsilesi vardır. Tiyatronun kendi iç disiplin kurulu vardır. Oraya gider eğer olay iç disiplin kurulundan geçerse daha yüksek bir kurula gider. 

İç disiplin kurulu inceleme sonucunda, ‘‘Bunda herhangi bir sorun yok. Tiyatroya son 10 yılın en çok ödül kazandıran oyuncusu, bizim onun meleği ile ilgili bir sıkıntımız yok. Adamın yurttaş olarak yaptığı açıklamanın tiyatroyu bağlayan bir yönü yoktur. Her yurttaşın açıklama hakkı vardır’’ diyerek görevsizlik veriyorlar. 

Bundan sonra ise iş yüksek disiplin kuruluna gidiyor. Onların istediği de buydu zaten... 

Büyükşehir belediyesinin adı sanı belli olmayan, orada durup da oradaki şirketlerden para alan hiç kimseler... O ‘hiç kimseler’ toplanıp benim şehir tiyatrosundan atılmama karar veriyorlar. 

Görevine geçtiğimiz aylarda son verilen belediye başkanına bunu imzalatıyorlar ve beni tiyatrodan atıyorlar.

Levent Üzümcü
Fotoğraflar ve video: Efe Naci Akyüz

Peki tiyatronuza geri dönmek için hukuksal bir mücadele verdiniz mi?

Memurlarla ilgili açılan davalara bakan İdare Mahkemesi’ne gittim. Haksız yere işimden atıldığımı söyledim onlar da, "yok haklılar" dediler...

Ben de sonrasında bir üst mahkeme olan Danıştay’a gittim. Ama Danıştay’da da hakim kalmamış.

Hepsini FETÖ davasından atmışlar. Danıştay’ın bir gün davama bakmasını bekliyorum. Büyük ihtimalle onlarda ret kararı vereceklerdir, Anayasa Mahkemesi’ne gideceğim onlar da ret vereceklerdir...

Ben de son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağım.

İnsanın kendi ülkesindeki hukuktan umudunu kesmesi ne acı bir şey öyle değil mi?

Hukuk yok bu ülkede... İki dudağın arasına sıkışmış mengene gibi... Hukuk mukuk yok bu ülkede...

Türkiye’de hukuk var demek, adalet var demek hayalcilik olur. Yalan dolan bunlar...

Bir tiyatrocu olarak devlet sanatçısı tabirini nasıl yorumluyorsunuz?

Devletin geçmişte bazı uluslararası başarıları olan sanatçılara verilen bir paye idi... Reddedenler oldu, kabul edenler oldu... Bu tarz şeyler bağlayıcıdır. Yaptıklarınıza, ettiklerinizde daha temkinli davranabilirsiniz. 

Bir süre sonra devletin hoşuna gidecekleri yapmaya başlarsınız. Ama her şeye rağmen karışamadıkları yerler var. Akıllarının, fikirlerinin yetmediği yerler var mesela bir tiyatro metni konusunda bilgi sahibi değiller. 

Devletin o ceberut mekanizması içerisinde –sadece bu dönemi kastetmiyorum- genelde tiyatro metinlerini bilmezler. Ancak bir şikayet olursa gidip izlerler.  

Devletin finanse ettiği tiyatrolardan bahsediyorum. Bu durum öyle bir noktaya geldi ki bazı yönetmenler suya sabuna dokunmamayı erdem zannetmeye başladılar. Ama tiyatro o değildir ki...

Tiyatro; bir dert üzerine yazılmış eserlerdir.

Levent Üzümcü
Levent Üzümcü - Fotoğraflar ve video: Efe Naci Akyüz

Peki, devlet sanatçısı olmak özgürlüğü kısıtlar diyebilir miyiz?

Hayır... Böyle iddialı bir söz söyleyemem. Devlet sanatçısı olup lafını sözünü esirgemeyenler de var.

Bir röportajınızda ‘‘Sanatla uğraşmak demek aklı, fikri, vicdanı hür olmak demek’’  demiştiniz. Şu dönemi ele aldığımızda ülkemizde böyle bir şey mümkün mü?

Kendi hayatımda aklı, fikri, vicdanı hür olamaya çabalıyorum. Her zamanda böyleydim. Kıblem insan olsun isterim. Her zamanda kıblemi insan bildim. 

Çok küçük yaşlardan beri öyleydim. Başkalarının hayatları kendilerini ilgilendirir. Sonuçta ben başımı yastığa rahat koymayı isterim ki koyuyorum da...

Siz bir duruş/tavır ortaya koyuyorsunuz. Duruşuna özendiğiniz meslektaşlarınız arasında hayal kırıklığına uğradığınız isimler oldu mu?

Koca bir Türk tiyatrosu özellikle ödenekli tiyatrolarda çalışan arkadaşlarımızın neredeyse yüzde 99’u hiç bir şey söylemediler.

Sustular!

Söylemekten imtina ettiler. 

Twitter’da sabitlediğim bir tweet’im vardır. ‘‘3 kuruş fazla kazanacağım diye susup, hesapta “aynı dünyaya inandığınız” bizi yapayalnız bırakıyorsunuz ya...

Hep birlikte itiraz etsek bunlar bu kadar arsızlaşamayacaktı, siz de 3 kuruş az kazanacaktınız ama olmadı, dürüstlüğü yarınlara bıraktınız’’ diye...

Ama anlatamadık arkadaşlarımıza...

Gezi eylemleri sırasında oraya gelen insanlar hep bir arada kötülüğün karşısında durmayı becerebilselerdi belki bambaşka bir Türkiye olabilirdik. 

Maalesef 3-5 kuruşun hesabını yaptılar ve  çocuklarının geleceklerini sattılar. Bir gün bunu anlayacaklar ama o zaman bana hiç gelmesinler...

Geleceğe dair ümidiniz var mı? Ben ve benim yaşımdakiler ümidini yitirmiş durumda...

Valla o senin sorunun... Nefes alıp verdikçe ümit vardır...

Birçok ABD filmi son birkaç dakikada ölü olan birinin diriltilmesiyle finalize olur.. Bu tür hikayeler vardır... 

Umut...

Sen nefes alıp verdikçe umut her zaman vardır. Bu kadar  karamsarlıkla niye yaşayasın... Gençlerin karamsarlığı üzerinden beslenen bir canavar var. Neden onu besleyesin? 

Ben Kadıköy’de oturuyorum. Orada bu rejimi desteklemeyen adamlar kahvelerde, otobüslerde, bindikleri taksilerde bu sistemi, bu rejimi ne kadar beğenmediklerini ve istemediklerini söyleyen insanlarla dolu. 

O insanlar kentsel dönüşüm için evlerini, barklarını bıraktılar. Orada bir ekonomi oluşturdular, bu rejimin işine gelecek bir çarkı döndürüyorlar şu anda... 

Depremlerle korkutuldular... Taş gibi binaları yıkıyorlar... Ben oralarda bir ay boyunca yıkılmaya çalışılan binaları gördüm. Bir günde yıkılan binalarda gördüm, evet çürük binaların yıkılması gerekiyor. 

Ama sapasağlam binalar ranta kurban edilmemeliydi.

Oradaki insanlar büyük müteahhitlerle uğraşacaklarına bindikleri taksinin şoförüyle uğraşıyorlar. Yazık bir çıkmaz!

Levent Üzümcü
Levent Üzümcü - Fotoğraflar ve video: Efe Naci Akyüz

Buradan tekrar umutsuzluğa gelmek istiyorum. Gençlere baktığımızda hem umutsuzlar hem de bir korku hali var. Sizin bu konudaki izleniminiz ya da önerileriniz nelerdir?

İnsan adlı bir belgesel vardır. İnsanları dizmişler, üzerlerinde birer tişört var. Çeşitli yaş grubundaki insanlara plastik toplar atıyorlar. Daha gençlerin canı daha çok yanıyor. Yaşlıların canı daha az yanıyor. Çok ilginç... 

Hem ruhsal hem de fiziksel olarak da aynı şey... Yaşın büyüdükçe, yaşam tecrüben arttıkça o acıları farklı şekillerde tattıkça acıya duyduğun alışkanlık büyüyor. 

Mesela her gece bir kadeh içsen, o bir kadeh bir süre sonra bir etki yapmaz. Bunu iki kadehe çıkartman lazımdır. Tıpkı acı biber yemek gibi, acı seviyorsan daha acısını aramak gibi... 

Yani senin acı eşiğin yükseliyor. Burada da umut eşiği diye bir şey var. İnsan yaşlandıkça umutsuz olmak yerine daha umutlu olabiliyor.

Çünkü Türkiye’de yaşayan çoğu genç bu rejimin dayattığı dünyanın dışında bir dünyayı bilemedi. Bu siyasi garabet dışında başka bir şey göremedi. Haliyle bunu tek gerçek zannediyor. 

Çünkü domine eden, son derece vahşi olan bu durum belli bir psikiyatrik arızı temsil ettiği için bu psikiyatri arızın bir parçası olmayan insanlar yalnız gibi hissettiler kendilerini... 

Umutsuzlaştılar...

Bu bir delilik çünkü, aklı, fikri, vicdanı hür bir insan buna tamam diyemez. Gençler de bu durum karşısında çok çaresiz kaldı. Kendi yaşam tecrübesizlikleri bunları oraya itti. Korkuyu da tetikleyen bu oldu. Yaşam tecrübesizlikleri... 

Ülkenin böyle bir deliliğin sahnesi olması ister istemez insanları umutsuzluğa sevk edebiliyor. Ben de zaman zaman umutsuzluğa kapılıyorum ama umudumu yok etmiyorum. Hadi yeniden başla diyorum ve sıfırdan, yeniden başlıyorum.

Yaşıyorsan bir umut vardır.

Yaptığınız muhalif açıklamalar sonrası ne tür baskılarla karşılaştınız?

Neredeyse bütün işlerimi engellediler. İç Anadolu ve Doğu Anadolu’da neredeyse hiç oyun oynayamıyorum. Antakya’ya kadar gidebiliyorum. Yukarıda ise Artvin’e kadar gittim ama oynatmadılar. Valiliğe ait bir sahneydi oynatmadılar oyunu...

Şu sıralar Barış Atay’a da aynı muamele yapılıyor...

Barış’ın oynadığı tüm oyunlar yasaklandı. Barış’ın içinde bulunduğu tüm projeler yasaklandı. Yani 3 kız kardeşi de oynasa izin vermiyorlar...

Seninle aynı dünyaya inanmayan herkesi vatan haini ilan ettin. Böyle bir dünya olabilir mi?

İnanamıyorum, aklım almıyor!

‘‘Ödenekli sanat kurumlarını öldürüyorlar’’ şeklinde bir açıklamanız olmuştu. Bunu açar mısınız?

Ödenekli tiyatrolar elimizde kalan cumhuriyetin en büyük kazanımıdır. Devlete bağlı sanat kurumları da öyle...

Aslında kuruluşlarındaki amaç Türk sanatını, Türk yazınını, tiyatro yazımı, beste yapımı, bunları gönendirmek için kurulmuştur. 

Tiyatro oyuncusu, dansçı, müzisyen yetiştirilmesine katkı sağlar... Konservatuarlardan mezun olan öğrenciler ödenekli sanat kurumlarında iş bulma ve buna bağlı üretmeye başladılar. 

O gençler cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası, devlet opera ve balesi, devlet tiyatrosu, şehir tiyatrosu burada yer bulabildiler. Aralarında çok yetenekli olanlar ise kendilerine dünyada yer bulabildiler... 

Fazıl Say gibi piyanistler, Tan Sağtürk gibi dansçılar ve Suna Kan gibi keman virtüözü, konservatuarlar sayesinde yetiştiler.

Eğer sen ödenekli sanat kurumlarını öldürürsen insanlar konservatuara gitmezler. Bu da sanatı öldürür. Cumhuriyet sanatsal da bir devrimdir. Sanat ayağı güçlüdür. Bu toprakların bu güne kadar gördüğü en hayırlı şeydir...

Şehir Tiyatroları’nda oynamakla, özel tiyatrolarda oynamak arasında nasıl bir fark var?

Şehir tiyatrosunda bir maaş garantin vardır ve almış olduğun o maaşla yaşarsın  bir şekilde. Bugün İstanbul’daki bir belediye şoföründen daha az para almaktasındır. 

Ara sıra bir dizi çıkar gidersin, özel tiyatrolarda bir oyun çıkar gider oynarsın ve oradan da 3-5 kuruş kazanırsın. Çok zengin değildir tiyatrocular...

Hatta kıt kanaat yaşarlar. 

Şehir tiyatrosu ya da devlet tiyatrolarında repertuar oluşturulurken bir repertuar kurulu vardır bu oyun olur, bu oyun olmaz derler. İşte bu arkadaşlar biraz şık sansür kurumu gibidirler. 

Hangi oyunu oynayacağına karar verirler. Ancak günümüz Türkiye’sinde Macbeth, Cadı Kazanı gibi oyunları oynayamazsın artık.

Geçtiğimiz yıllarda Ali Baba ile Kırk Harimiler oyununun ismini Ali Baba ile Kırk yapmışlardı...

Moliere’in Tartuffe‘ünde bağırılan bir sahne vardı ‘’Hırsız var, hırsız var’’ diye o sahneyi kaldırdılar. O sahneyi ‘’yandım yandım’’ olarak değiştirdiler.

Ülkede artan bir çocuk tecavüz rezaleti var. Üstü sürekli örtülüyor, yargı zanlılıları salıveriyor...Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?
 

Reşit olmayan biriyle cinsel ilişkiye girmek suçtur. Adalet önünde bir suçtur. Ancak örgütlü dinlerde örneğin Katolik mezhebinde, Katoliklerin kilisesinde dini liderlerin bu işlere karıştığını görüyoruz. 

Ortaya çıktığı zaman bunların bedeli çok ağır oluyor. Vatikan bunun bedelini çok ağır ödetiyor. Bunun bir suç olması örgütlü süreçlerde göz ardı ediliyor. 

Kendi çocuklarının ruhsal ve fiziksel zararlarını önemsemeyen ya da bunu bir miktar parayla görmeyen insanlar var oldukça, bunu yapan insanlara bunun bedeli ödetilmedikçe - hadım edilmelerinden bahsediyorum, öldürmekten falan değil- bunun sonu gelmez. 

Bir insanın eşcinsel olması sağlıksızlık değildir ama bir insanın çocukla ilişkiye girmesi büyük bir rahatsızlıktır. Bu sapıklık dünyanın her yerinde yaşanıyor. Bütün dinlerin hüküm sürdüğü yerlerde bu var. 

Bunu sadece bir dine mal etmek yanlış.  Bu nerede yapılırsa yapılsın suçtur. Kur’an kursu, cemaat yurdu ya da tiyatro kursunda...

Bu sapıklık nerede yapılırsa yapılsın suçtur. 

18 yaşının altında biriyle cinsel ilişkiye girmek suçtur, bu suç evrenseldir. Keşke biz bunu anayasamızda olduğu gibi uygulayabilsek! Ama bilmem hangi tarikat yapmış bunu kabul etmiyoruz, vay efendim CHP’liler sizde yapıyorsunuz... 

Böyle saçma bir savunma olur mu? Aklınızı mı oynattınız? Çocuklarımız söz konusu, kimin yaptığının ne önemi var. Batının üzerine gittiği gibi bizde üzerine gidebilseydik bu iğrençliğin önüne geçebilirdik.

Levent Üzümcü
Levent Üzümcü - Fotoğraflar ve video: Efe Naci Akyüz

 Anlatılan Senin Hikayendir,  Bir Yaz Gecesi Rüyası oyunuyla izleyicinin karşısındasınız. İzlemek isteyenler nerelerden izleyebilirler?

Aslına bakarsan bilet satan internet sitelerinden bütün programlarımızı takip edebilirler. ‘Bir Yaz Gecesi’ oyunumuzu yaptığımız anlaşma gereği  sadece Maslak’ta Uniq Hall’da oynuyoruz. 

‘Anlatılan Senin Hikayendir’ oyununu ise bulabildiğim salonlarda oynayabiliyorum. Mesela Güney Doğu’da, Doğu Anadolu’da oynamayı istiyorum ama salon bulamıyorum.

Boyun Eğme adlı bir kitabınız var. İkinci kitap çalışmanız var mı?
Evet var. Mübadeleyi anlatan bir kitap hazırlıyorum. Eylül ayında çıkarmayı planlıyorum.

Tarihe çok mu ilginiz var?

Sosyolojiyi ve tarihi çok severim. Hep okuyorum. Ansiklopedi okuyan bir çocuktum. Nedensellikler çok ilgimi çekti. Mesela Ortadoğu’yla ilgili çok okuma yaptım. Suriye savaşı ilk başladığında Türkiye’nin yaklaşımını yanlış bulduğumu hep söyledim.

Oradaki amacın petrol için bir Kürt koridoru kurmak olduğunu belirttim. Ortadoğu’yla ilgili ‘Stratejik Derinlik’ adlı tuğla büyüklüğünde bir kitap yazmış ve bunun sadece bir buçuk sayfasını petrole ayırmış bir adam tarafından belirlendi Türkiye’nin dış politikası! Orada çıkan çatışma ve akan kanın tek sebebi petroldür.

Sizce Türkiye’nin şimdiki politikasıyla bu kan durur mu?

Bilmiyorum. Ama kan akacak burası Ortadoğu! Bu bir kabulleniş değil bir durum saptaması. Bunu belirtmek isterim. Ben yurtta ve dünyada barış olsun istiyorum. 

Düşünsene bugün Mustafa Kemal Atatürk yaşasaydı ve yurtta barış, dünyada barış deseydi içeri alınacaktı. Bu bir delilik. Ben durumun ne olduğunu görüyorum bugün Türkiye Kürt koridoruna izin vermek istemiyor, ABD yapacağını söylüyor... 

Kimseyle düşman olmayalım, diplomasi yürütelim...

Biz barışı sağlayarak bir şeyler yapmaya çalışan ülkeydik ama kendimizi savaşın içerisinde bulduk.