Pervin Buldan: Afrin bitti demenin anlamı yok insanlar direniyor!

Ankara- Türkiye son dönemde iki temel başlığa kilitlenmiş durumda. Biri savaş diğeri 2019’daki başkanlık seçimleri ve ittifak gündemleri. AKP bir yandan Afrin operasyonuna ilişkin hemen her gün yeni bir açıklama yaparken, diğer yandan da 2019 seçimleri öncesi kritik bir yasal düzenlemeyi Meclis'ten geçirdi. Bu iki başlıkta AKP'ye sert eleştiriler yönelten HDP'nin yeni Eş Genel Başkanı Pervin Buldan Ahval için sorularımızı yanıtladı.

Cumhur ittifakının her iki partinin tabanında da rahatsızlık yarattığını ve bu nedenle ömrünün uzun olmadığını söyleyen Buldan, AKP- MHP ittifakının bir koltuk ittifakı olduğunu iddia etti.

Gündemlerinde ittifak olmadığını ancak bölgedeki Kürt partileriyle görüşmeler yaptıklarını aktaran Buldan,  “İlkelerimizi esas alan ve bu anlamda bizimle birlikte olmak isteyen herkese kapımız açık.” diye konuştu.

Seçimlere kendi adaylarıyla gireceklerini açıklayan Buldan, seçimin ikinci tura kalması durumunda boykot ihtimalinin ise şu an için gündem dışı olduğunu söyledi. Buldan, adaylarının Türkiye’deki her kesimin sorunlarını dikkate alan kucaklayıcı bir aday olacağını ifade etti.

Afrin’in operasyonu için “AKP bir an önce bu yanlıştan dönmelidir” diye konuşan Buldan, “Bu mesele daha çok su kaldıracak” dedi. Afrin operasyonun bölgedeki AKP’ye oy veren Kürt muhafazakâr seçmende kırılma yarattığını ve 2019 seçimlerinde bölgedeki AKP oylarında düşüş yaşanabileceğini söyleyen Buldan şöyle konuştu:

“Ülkeye her gün cenazelerin geldiği bir ortamda, her kapıya cenazelerin gittiği bir ortamda AKP bir taraftan onu yapıp bir taraftan da seçim ittifakıyla birlikte yeni bir seçime hazırlanıyor. Bu kabul edilebilir bir siyaset değil.”

2015’te başlayan çözüm sürecinin önemli aktörlerinden biri olan Buldan, Eş Genel Başkanlığa geldiği gün yeniden diyalog çağrısı yapmış ama bu çağrı Başbakan Binali Yıldırım tarafından “çözüm mözüm yok” yanıtıyla karşılanmıştı.

Buldan, çözüm sürecinin AKP’nin samimiyetsizliği yüzünden bittiğini söylerken, çözümün anahtarının ise Türkiye halklarında olduğunu vurguladı. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle…

Öncelikle kongreyle başlamak istiyoruz... Kongrenizde geçtiğimiz döneme dair bir özeleştiri verdiniz ve "Türkiye halklarının size verdiği mesajlardan büyük dersler çıkardığınızı" söylediniz. Peki, HDP, geçtiğimiz dönemde neleri eksik bıraktı da bu özeleştiriyi verdi?

Öncelikle şunu ifade etmek isterim, Kongremiz Türkiye halkları tarafından sahiplenildi. Kongre’ye gelen Türkiye halkları ve Kürtler coşkulu ve kararlı bir şekilde bizi yalnız bırakmadığını gösterdi. Bu bizim açımızdan önemli bir göstergeydi.

Kongre’de salondaki resimler ve atılan sloganlarla nelere karşı çıkıldığını ve neyin protesto edildiğini anlamaya çalıştık. Burada verilen birinci mesaj, siyasi soykırım operasyonlarının hiçbir şekilde kabul edilmediğine dairdi. Halkın seçmiş olduğu temsilcilerin cezaevinde olmasını, milletvekillerinin, belediye başkanlarının tutuklanmış olmasını protesto eden ve bunu kabul etmeyen tabanımız var.

Onun dışında Sayın Öcalan’ın durumu elbette ki Kürtler açısından önemli bir durum. 5 Nisan 2015 tarihinden beri kendisiyle görüşülemeyen ve ağırlaştırılmış bir tecrit yaşayan Sayın Öcalan’ın durumuna karşı insanlar tepkisini ortaya koydu. Çünkü Sayın Öcalan’ın fotoğrafı çıktığı zaman atılan sloganlar bunu gösterdi.

Afrin, bugün açısından önemli bir mesele. Afrin’e yapılan girişim, başlatılan savaş Türkiye halkları tarafından kabul edilmiyor. Çünkü Afrin’deki mesele ya da oradaki savaşta yaşamını yitiren insanlar bu ülkenin çocukları. Dolayısıyla savaş politikalarına karşı barış mesajlarının çok açık bir şekilde açığa çıktığını da belirtmek isterim.

Bir özeleştiri diyorsunuz, biz her kongrede Türkiye halklarına özeleştirimizi veririz. İki yıllık süre içinde yaptıklarımızı ve yapamadıklarımızı tartışırız.

Konferans süreçlerimizde özellikle 7 Haziran’la 1 Kasım tarihleri arasında yaşananlar, sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte katledilen insanlar ve bunların özellikle yaşamış olduğu acıları bertaraf etmek açısından belki çok büyük bir sorumluluk alamadık ya da çok fazla sahiplenerek bunu yapamadık.

Çünkü 7 Haziran’la 1 Kasım tarihleri arasında devletin ve hükümetin büyük bir barikatıyla karşılaştık. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerlere ne yazık ki giremedik. Orada bizimle halk arasına büyük bir engel konuldu.

Evet, belki bir yol bulabilirdik. Fakat bu yolu ne yazık ki bulamadık. O kadar insanın yaşamını yitirmesi, evlerinin ve işyerlerinin yıkılması bizler açısından bir özeleştiri meselesidir.

Bundan sonraki süreç açısından da şunu ifade etmek isterim, kongrede verilen mesajlar doğrultusunda Türkiye’deki siyaset yapan bir partinin yöneticileri, bileşenleri olarak yaşanan her türlü hukuksuzlukta ve müdahalede insanların hem acılarını hem de sevinçlerini paylaşmak bizlerin büyük bir görevi olacak. Biz, Kongre’de bunun sözünü verdik.

Aynı zamanda ülkenin barış politikalarını sağlayabilmesi açısından da büyük bir sorumluluk üstlendik. Çünkü bu ülkenin toplumsal bir barışa ihtiyacı var. Barış derken elbette ki AKP’yle bir barışı kastetmiyoruz. Biz, barış derken ve toplumsal bir barışı kastediyoruz. Kurumsal barışın da Türkiye halklarını bir araya getirerek savaşa karşı bir duruş, barışı sahiplenen bir mücadele tarzıyla ede edileceğine inanıyoruz.

2015 seçimleri ve öncesinde etkili muhalefet yürüten HDP’de 1 Kasım ve sonrasındaki tutuklanmaların ardından büyük bir durgunluk gözlendi. Eş başkanların cezaevinde olduğu sürede yaşanan belirsizlik ise Kongre’de son buldu. Ancak Kongre sonrası henüz güçlü bir çıkış göremedik. Peki, Demirtaş sonrasındaki bu durgunluğu aşmak için nasıl bir yol izlemeyi planlıyorsunuz?

Kongremizi yeni yaptık ve hemen ardından da MYK ve Parti Meclisimizi topladık. Henüz komisyonlarımız oluşmadı. Öncelikle karar mekanizmalarımızı yerine oturmamız lazım. Aslında toplantı sürecindeyiz. Bu toplantı süreçlerimizi bitirdikten sonra, karar mekanizmalarımızı yerine oturttuktan sonra daha etkili bir siyaset yapmanın yol ve yöntemlerini arayacağız.

Öncelikle halka gitmek en büyük görevlerimiz arasında. Çünkü basının bize karşı çok büyük bir sansürü var. Yaptığımız hiçbir çalışmanın, hiçbir etkinliğin kamuoyuna yansımadığını biliyoruz. Yaptığımız eylemler, mitingler havuz medya tarafından ne yazık ki sansürleniyor.

Dolayısıyla bizim bundan sonra yapacağımız şey halka bire bir gitmek, mahalle toplantılarını ve ev toplantılarını örgütlemek, esnaf ziyaretlerini gerçekleştirmek olacak. İnsanlara bire bir dokunarak ve insanlarla temasa geçerek bunu yapmaya çalışacağız.  Çünkü koşullar bizim açımızdan gerçekten çok zor. Bu koşullarda siyaset yapmak elbette ki çok zor.

Kongre sonrası güçlü bir çıkış yapmamızın sebeplerinden biri de bu. Çünkü sokağa çıkan herkesi gözaltına alıp, tutuklayan, kongreye çağrı yapmak için sokağa çıkan insanlarımızı gözaltına alıp,  tutuklayan bir sistemle karşı karşıyayız.

O yüzden etkili bir siyaset yapmak derken koşullar buna uygun olmuş olsaydı biz bugün alanlarda, sahada daha etkili bir siyaset yapabilirdik. Fakat koşulların zorluğundan kaynaklı olarak yeni dönemde daha çok mahalle ve ev toplantılarıyla halkla temasa geçmeyi birincil olarak gündemimize almayı planlayacağız.

Bu mahalle ve ev buluşmalarını 2019 seçimlerine bir hazırlık olarak değerlendirmemiz mümkün mü?

Elbette ki. Halkla buluşmak bir siyasi partinin gelecekteki yoluna yön verme olarak da algılanabilir. Önümüzde çok önemli dönemler ve süreçler var. Özellikle 2019 yılında yapılacak olan seçimler bizler açısından da önem teşkil ediyor. Hem yerel hem de başkanlık seçiminin HDP açısından da önemli olduğunu belirtmek isterim. Buna dair hazırlıklarımız var.

Newroz bunun bir ön hazırlığı, bir ilk çıkış olabilir. 21 Mart’ta Türkiye’nin 10 merkezinde halkla buluşacağı ve kitlesel çıkışlarımızı, halkla buluşmalarımızı Newroz’da gerçekleştireceğiz.

8 Mart’ta da kadınlarla bir buluşmamız oldu. Ancak Newroz biraz daha kitlesel geçecektir. Bizim halka buluşmamıza vesile olacaktır. Onun sonrasında da yeni MYK’mızla ve Parti Meclisimizle birlikte farklı yol ve yöntemleri önümüze koyup halkla buluşmalarımızı gerçekleştireceğiz.

Başkanlık seçimlerinden devam edecek olursak, ‘Cumhur İttifakı’ yetinmeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan farklı partilerle ittifak sinyalleri vermeye devam ediyor. Yine muhalefet partilerinden de ittifak konusunda çeşitli açıklamalar geliyor. Peki, siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlk olarak AKP- MHP ittifakının bir koltuk ittifakı olduğunu ifade etmek isterim. AKP’nin kendi iktidarını korumak ve başkanlığı elde etmek adına MHP’yi ve milliyetçi cepheyi yanına aldığını ve MHP’nin de baraj altında kalan bir durumdan kendisini kurtarmak adına bu ittifaka girdiğinin özellikle altını çizmek gerek.

Dolayısıyla bu ittifak bir koltuk ittifakı ve çok uzun sürmeyecek. Çünkü böyle bir ittifakın, böyle bir cephenin uzun yaşama şansı yok. Çünkü bu birbirini kurtarmak adına yapılan ittifak. Bu partilerin tabanlarında ciddi anlamda rahatsızlık var. AKP tabanında MHP’ye karşı,  MHP tabanında da Kürtlere ya da AKP’ye karşı bir rahatsızlık var. O yüzden uzun sürmeyeceğini söylüyorum.

Dolayısıyla HDP olarak kendi ilkelerimiz çerçevesinde öncelikle birinci turda kendi adayımız olacağını belirtmek isterim. Bu adayımızın güçlü bir şekilde sahiplenileceğine, kazanacağına olan inancımızla bu çalışmaları yürüteceğiz.

Türkiye’de özelikle AKP hükümetinin iktidarlık döneminde Türkiye halklarına ekonomik krizden siyasal ve sosyal krizlere kadar her türlü kriz yaşatıldı ve bu insanlar artık AKP’yi göndermek için bir yol ve yöntem arıyor. Bunu biliyoruz.

Kürtler açısından da özellikle ifade etmek isterim ki, AKP’ye oy veren Kürtler için Afrin çok ciddi kırılmalara sebep oldu. Bu nedenle AKP’ye oy veren Kürtler çok ciddi sorgulama içerisinde. Aldığımız duyumlar AKP’ye oy veren Kürtler’in bu dönem AKP’ye oy vermeyeceğine dair.

Dolayısıyla cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayımızla sahaya ineceğiz ve adayımızın kazanması için büyük bir çaba ve sorumlulukla çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

 

pervin buldan

 

HDP nasıl bir adayla seçim yarışına girmeyi planlıyor?

Bizim adayımız elbette ki sadece Kürtleri temsil eden bir aday değil, kucaklayıcı ve Türkiye toplumunun sorunlarını giderecek bir aday olacak. Türkiye toplumunun buna ihtiyacı var. Karadenizli bir seçmenin de Ege’de, İç Anadolu’da yaşayan bir seçmenin de yaşadığı sorunları üstlenecek bir adayın çıkacağını özellikle belirtmek istiyorum.

Bu aday elbette ki Kürt sorununun çözümü noktasında önemli mesajlar verecektir ama Türkiye toplumunun da sorunlarını ifade eden bir aday olacaktır. Bu adayın toplumun her kesiminden oy alabilecek bir aday olacağını söylemek isterim.

Kürtlerden de, Ermenilerden de, kadınlardan da, Süryanilerden de, yaşamını askerken yitiren insanların ailelerinden de oy alacak bir adayımız olacak. Yani Türkiye toplumunu kucaklayacak bir adayımız olacak.

Bir tarafı görüp diğer tarafı görmeyen olmayacak ya da bir tarafın sorununu içselleştirmiş diğer tarafın sorununu dışlayan bir aday olmayacak. O yüzden de bizim adayımız Türkiye’nin tüm sorunlarına değinen ve Türkiye’yi kurtaracak olan bir aday olacak.

Toplumda var olan kutuplaşma giderek yükselirken toplumun hemen bütün kesimlerini kucaklayacak bir aday bulmak zor değil mi?

Zor değil aslında.  Biz başından beri siyaseten hep bunu ifade ediyoruz. Doğrudur, bugün Türkiye’yi yönetenler, AKP’yi hükümeti bir kutuplaşma yarattı. Evet, Türkiye’nin doğusuyla batısı arasında bir uçurum var. Ancak Türkiye’deki Kürtlerin yaşadığı sorunlarla Türkiye’deki Türklerin yaşadığı sorunu birbirinden ayırmamamız gerekiyor.

Türkiye’nin her yerine giden cenazelere aynı duyguları hissederek yaklaşmamız gerekiyor. O yüzden insanların kardeşçe ve bir arada yaşayabileceği, Türkiye’nin doğusunda ve batısında yaşanan acıların ortak acılar olduğunu ifade eden bir yaklaşım içerisinde olduğumuz için adayımızın da bu profilde olması gerektiğini düşünüyoruz. Süreç nereye gider bilmiyoruz ama şu andaki düşüncemiz ve planlamamız bu şekilde.

Afrin operasyonundan sonra, AKP’ye oy veren Kürtlerde bir kırılma olduğunu aktardınız. 2019 için  muhafazakâr Kürt seçmene ilişkin özel bir çalışmanız olacak mı? Kürt muhafazakâr seçmenin oyunu almak için bölgedeki diğer Kürt partilerle ya da örgütlerle bir  ittifak söz konusu olabilir mi?

Bölgedeki muhafazakâr kesimin dini meselelerde, özellikle İslam meselesinde çok hassas olduğunu biliyoruz. HDP olarak içimizde muhafazakâr milletvekillerimizin olduğunu ve tabanımızda da bize çok ciddi bir eğilim olduğunu da biliyoruz. O yüzden buna ilişkin ayrı bir strateji elbette izleyeceğiz.

Fakat bu önümüzdeki dönmelerde yapacağımız toplantılarda daha netleşecek. Bu toplantılarda nasıl bir strateji yürüteceğimizin,  onlara yaklaşmanın, onları yanımıza almanın ve hissetmenin programını yapacağız.

İttifak konusuna gelince; geçen hafta bölgedeki diğer Kürt partilerine ziyaretlerimiz oldu. Birkaç Kürt partiyi Diyarbakır’da ziyaret ettik. Çok olumlu ve verimli toplantılar olduğunu belirtmek isterim. Elbette bunun devamı gelecek.

Yaptığımız görüşmelerde bundan sonraki süreçlerde birlikte oturup konuşarak, tartışarak birlik ve beraberliğimizi nasıl sağlayabiliriz diye görüştük. Özelikle Kürtler açısından yaşanan sıkıntıları gidermek adına birlikte hareket etmenin önemli olduğunu ifade ettik. Onlar da aynı yaklaşıyorlar.

Yani hassasiyet aynı olduğu için -şu anda bir ittifak yok ama- önümüzdeki dönemlerde onlarla yapacağımız görüşmeler doğrultusunda, tartışmalar neticesinde ortak hareket etmenin yol ve yöntemlerini birlikte tartışacağız ve konuşacağız. Bir yol bulmaya çalışacağız.

16 Nisan referandumunda sandık güvenliğini zedeleyen pek çok sorun yaşandı ve 2019 için de seçim yasasında yapılan değişiklikler zorlu bir seçim olacağının sinyallerini veriyor. Geçtiğimiz hafta CHP partilere bu kapsamda ziyaretler gerçekleştirdi. Bu görüşmede güvenlik dışında ittifak konusuna dair bir başlık açıldı mı?

CHP ile yapılan görüşmede arkadaşlarımız sadece seçim güvenliğine ilişkin bir görüşme gerçekleştirdiler. Orada ittifak görüşülmedi.

Başından beri söylüyoruz, şu anda ittifak yapabileceğimiz bir CHP yok. Dolayısıyla ittifak görüşmeleri CHP üzerinden gitmiyor. Biz daha çok demokrasiyi benimseyen, barışı ve özgürlükleri savunan kesimlerle ittifak yapmanın yol ve yöntemlerini arıyoruz.

Sizin güvenlik için özel bir çalışmanız olacak mı?

Çıkarılan yasa tamamıyla hukuksuzlukları güvence altına alıyor. AKP hükümeti elbette referandum sürecinde çok büyük hukuksuzluklar yaptı. “Evet” oyunu çıkarabilmek için her türlü hile ve hukuksuzluğa izin veren bir yöntem izledi. Bu yasayla da bunu yasal bir çerçeveye kavuşturmuş durumda. Her seçimde mutlaka hilelerin, usulsüzlerin yapıldığını biliyoruz ve bizim de buna ilişkin elbette önlemlerimiz ve çalışmalarımız olacak.

Ancak bizim tabanımızın -özelikle bölgede- kendi verdiği bir tane oya bile ciddi anlamda sahip çıktığını da biliyoruz. Sandıklara ve oyuna sahip çıkma bu çağrılarını elbette yapacağız. Ama aynı zamanda seçim güvenliğimizi kendi görevli arkadaşlarımızla sağlamaya çalışacağız.

Ben çok büyük bir problem yaşanacağını düşünmüyorum. Çünkü bu anlamda politikleşmiş bir kitle ve tabanımız var. Kendi oyuna ve sandığına sahip çıkan bir halkın önünde hiç kimsenin duramayacağını düşünüyoruz.

İYİ Parti önümüzdeki seçimlerde kritik partilerden biri olacak gibi görünüyor. HDP adayının ikinci tura çıkamaması durumunda referandumda “Hayır” bloğunda yer alan İYİ Parti ve CHP’yle bir ittifak söz konusu olabilir mi?

Şu anda onun koşulları yok ve ‘evet, böyle bir şey olacak’ demek çok zor. O yüzden biraz zamana ihtiyacımız var. Ama şu anda öyle bir şeyin koşulu olmadığını düşünüyorum. Önümüzdeki dönemlerde ne olur ne biter bilmediğimiz için şu anda bir ittifak gündemimizin olmadığını ama ilkelerimiz doğrultusunda kapımızın herkese açık olduğunu da belirtmek isterim. İlkelerimizi esas alan ve bu anlamda bizimle birlikte olmak isteyen herkese kapımız açık.

Başta Kürt sorunu olmak üzere, demokratik siyaset kanallarının açılmasına, özgürlüklere, kadın ve barış meselesine açık olan herkese kapımızın açık olduğunu söyleyebiliriz.

Peki, temel ilkelerde anlaşamadığınız bir ittifak olmadığında ve ikinci tura çıkamadığınız durumda bir boykot öngörüyor musunuz?

Boykotun daha çok AKP’nin işine yarayacağını biliyoruz. Boykot demek tam anlamıyla AKP’nin kendi atını istediği şekilde koşturacağı bir ortam hazırlamak demektir. Şu anda boykot meselesini asla tartışmıyoruz.

buldan

 

Afrin operasyonunda son açıklama merkezin kuşatıldığı yönünde oldu. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Afrin meselesi başından beri AKP’yi özellikle komşu ülkelerle kendi iç barışını sağlayamayan bir pozisyona düşüren bir meseledir. AKP, bugün sadece Türkiye’deki Kürtlerle uğraşmıyor. Bugün AKP, dünyanın neresinde olursa olsun, hatta kendi ülkelerindeki komşu Kürtlerin kazanımlarına da karşı çıkan bir pozisyon içerisinde. Bu da Türkiye’yi elbette her anlamda sıkıntıya sokan bir mesele.

Bugün ekonomisi ve siyaseti çökmüş, insanların her anlamda mağduriyet yaşadığı bir Türkiye var. Bu yaşanılan ya da yaratılan iklim elbette ki savaş iklimiyle bire bir bağlantılı. İnsanların ekmeğinden alıp, işinden alıp savaş ekonomisine yatırım yapan bir Türkiye’nin bugün Türkiye’yi içerisine sokmuş olduğu durum bizler tarafından kabul edilmiyor.

Afrin’e giriş ya da oradaki savaş meselesinin orada yaşayan Kürtlerin elde ettiği kazanımlara yönelik olduğunu biliyoruz. Bugün AKP hükümeti, Kürt halkının her türlü kazanımına karşı çıkan bir pozisyonda.

Çünkü bugün karşımızda yanına MHP’yi, milliyetçi bir cepheyi alan bir AKP var. Bugün karşımızda Kürt halkının sorunlarına çare olmayan bir AKP var.  Dolayısıyla Afrin’deki yaşanılan girişimden sonra çok sayıda sivil insanın yaşamını kaybettiğini de biliyoruz.

Birleşmiş Milletlerin ateşkes kararına hiçbir şekilde uymayan AKP hükümeti uçuruma doğru gidiyor. Bu mesele daha çok su kaldıracak. Yani öyle hemen bitti- bitiyor, girdik-giriyoruz demenin bir anlamı yok. Çünkü orada insanlar direniyor.

Bugün Afrin köylerinden merkeze gitmiş binlerce insan var. Bu insanlar Afrin’i sahipleniyor. Orada büyük bir direniş var. O kadar insanın olduğu yere savaş uçaklarıyla bombaları atmak Türkiye’nin yarınları açısından da olumsuz.  

Bununla birlikte tüm dünya ülkelerinin de Afrin halkıyla birlikte olması gerekiyor. Burada Kürtler yalnız bırakılmamalı, elde edilen kazanımlar mutlaka korunmalı ve Türkiye de bu anlamda bir an önce bu yanlıştan dönmeli. Yoksa gidişat gerçekten iyi değil. AKP açısından da iyi değil, Türkiye açısından da iyi değil, Türkiye’nin yarınları açısından da iyi değil.

Ülkeye her gün cenazelerin geldiği bir ortamda, her kapıya cenazelerin gittiği bir ortamda AKP bir taraftan onu yapıp bir taraftan da seçim ittifakıyla birlikte yeni bir seçime hazırlanıyor. Bu kabul edilebilir bir siyaset değil.

Cumhurbaşkanının “Zamanı gelince Afrin’e gideceğim” açıklamaları için ne söylemek istersiniz?

Burada bir ikiyüzlülük var. Kendi çocukları askere bile gitmezken, yoksul halkın çocuklarını Afrin’e göndermek ve oradan gelecek olan tabutlar üzerinden siyaset yapmak çok ahlaksız bir durum.

Sayın Cumhurbaşkanı “Gerekirse ben de giderim” diyor ama henüz kendi ülkesinde bile tek başına gezecek durumda değil. Onlarca koruma ve güvenlik önlemiyle hareket eden, kendi seçilmiş olduğu ilde bile tek başına gezemeyen bir Cumhurbaşkanı Afrin’e gitmeyi nasıl göze alıyor kendisine sormak lazım.

Bunlar siyaseten söylenen şeyler, pratikte anlamı olan şeyler değil. Bir daha vurguluyorum bu yanlıştan bir an önce dönülmesi lazım.

Son olarak çözüm sürecini konuşmak istiyorum. Eş başkanlığa seçilmenizin ardından Kürt sorununa ilişkin “diyalog” çağrısında bulundunuz ama hükümet cephesinden  “çözüm yok” açıklaması geldi. Çözüm sürecinin önemli aktörlerinden biri olarak bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki süreç için bir haritanız var mı?

2013 yılında başlayan ve 2015 yılına kadar devam eden bir çözüm süreci vardı. Bu süreçte Türkiye’de huzur vardı. İnsanlar umutluydu ve bu ülkede artık hiç kimsenin ölmeyeceğine dair bir beklenti içerisindeydi. Bizler açısından önemli olan oydu.  Yani iki yıl boyunca bu ülkeye tabutların gelmemesi en büyük kazanımımız oldu.

O süreçteki atmosferle bugünün aynı olmadığını elbette biliyorum. Ancak hiçbir zaman çözümsüzlükten yana tavır sergilemedik. Sürekli çözüm olsun, diyalog olsun diye ısrar ettik.

Eş başkanlığa geldiğim gün yapmış olduğum çağrımıza, Başbakan’dan “Çözüm mözüm yok kardeşim” yanıtı geldi.

İki gün önce yine “Çözüm yok” diye ifade edildi. Elbette ki biz çözümü sadece AKP’den beklemiyoruz. Nasıl ki barışı AKP ile yapmayacağımızı ifade ediyorsak çözümü de AKP’den beklemiyoruz.

Biz çözümü Türkiye halklarıyla birlikte yapacağız. Çözüm sürecinin tekrar başlayıp başlamayacağını bizim göstereceğimiz tavırların netleştireceğine inanıyorum. Biz eğer Türkiye toplumunu barışa ve çözüme hazırlayabilirsek işte o zaman çözüm zaten gelmiş demektir. Çözüm sadece siyasi iktidar tarafından oturup bir şeylerin altına imza atmak değildir. Evet, bunu 2015 yılında yapmaya çalıştık, denedik.  Fakat AKP’nin samimiyetsizliği karşısında ne yazık ki çözüm süreci bitti.

Bundan sonraki çözüm süreci Türkiye toplumu ile yapılacak mutabakatlarla ortaya çıkacaktır. Müzakerenin, diyalogun önemli olduğunu elbette ifade ediyoruz. Tabi ki siyasi irade ile diyalog önemlidir. Gündeminde çözüm olmayan bir iradenin ya da bir iktidarın yaşama şansı elbette yoktur.

Bunu söyleyen AKP hükümetinin başbakanı seçim sandıklarından nasıl oy alacaklarını zaten görecek. Bu onun göstergesi olacak. Biz toplumsal mutabakatımızı Türkiye halkları ile birlikte gerçekleştireceğiz. Çözümü de müzakereyi de Türkiye halkları ile birlikte yapacağız ve kazanacağız.