Tiny Url
http://tinyurl.com/y29h4qxn
Ghassan Ibrahim Ahval News ahvalnews
Nis 02 2019

PYD Eşbaşkanı Aisha Hassou: Türkiye Kürtlere karşı soykırım kararı aldı

Ahval'e verdiği söyleşide Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) Eşbaşkanı Aisha Hassou, Suriye Kürtlerine yönelik Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit ettikleri suçlamasını reddetti ve bu suçlamaları Suriye'nin kuzeydoğusunda yeni bölgeleri işgale hazırlanan Türk hükümetinin kullandığı bahaneler olarak değerlendirdi.

Aisha Hassou'ya göre, Türkiye bunu vesile yapıyor zira herhangi bir Kürt siyasi biriminin varlığını kabul etmiyor. Hassou şöyle devam etti: "Türkiye Kürt Soykırımı kararı aldı, zira ilk ve tek düşman olarak onları görüyor, IŞİD'in ya da El Nusra'nın ve El Kaide ideolojisine bağlı onlarca cihatçı fraksiyonun terörünü değil."

Hassou Türkiye'nin Suriye'deki projesini "İdlib, Azez, El-Bab, Afrin ve Cerablus'un işgaliyle kanıtlandığı üzere sömürgeci bir proje" olarak niteledi ve şöyle devam etti:

"Türk tehditleri devam ediyor ve Türkiye bölgeyi işgal etmeye çalışıyor. Türkiye'nin iskân projesinin tehlikesi şu ki, öncelikle dini boyuta ve Selefilerin, tekfircilerin, IŞİD ile El Nusra'ya ve bugün İdlib'de toplaşmış olan diğer cihatçı fraksiyonlara mensup teröristlerin kullanılmasına dayanıyor. Ve tüm bunlar Erdoğan tarafından planlandı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) politikası hem Ortadoğu'ya hem de dünyaya yönelik bir tehdittir."

Hassuou, "Afrin'in sahipleri vardır ve Türk işgalini hiçbir şekilde kabul etmeyecekler" diyerek Türkiye'nin Afrin'i işgalinin reddettiklerini vurguladı. Afrin senaryosunun başka bölgelerde tekrarlanması halinde ise "kendimizi ve topraklarımızı savunmak meşru hakkımız ve bölgedeki halkımıza ve kendi kapasitemize güveniyoruz" dedi.

Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) eş başkanı Aisha Hassou'yla söyleşinin tamamına aşağıda yer veriyoruz:

Şu sıralar genel kongrenize ilişkin yıllık toplantılarınızı yapıyorsunuz, ne bekliyorsunuz ve geleceğe yönelik planlarınız neler?

Örgütümüzün bulunduğu Kuzey ve Doğu Suriye (KDS) Özerk Bölgesinin idari birimleri temelinde yedinci kongrenin karar ve sonuçları uyarınca görevlerimizi yaptık. Beş ay boyunca yoğun bir çalışma gerçekleşti. Bölge ve vilayetler düzeyinde toplantılar düzenledik. Ayrıca Avrupa'da da toplantılar yapıldı.

Toplantıları düzenlemekteki amaçlardan biri, örgütsel yapıdaki boşlukları tamamlamaktı. Gelecek planımız ise parti programı kapsamında çalışarak sekizinci kongreyi toplamak. Dolayısıyla, parti olarak diyebiliriz ki, Suriye içinde ve dışında bir halk tabanımız var. İlgimizin büyük kısmı örgütsel boyuta odaklanıyor, özellikle yedinci kongrenin ardından.

Demokratik Birlik Partisi olarak geçtiğimiz 15 yıl içinde ilk defa kadınlar için özel bir kongre düzenlemeyi başardık. Parti içindeki kadınları örgütlemenin yanı sıra, içinden geçmekte olduğumuz aşamayla uyumlu olacak şekilde örgütsel kampanyamıza yönelik çabalarımızı da artırmaya karar verdik. Parti olarak Suriye arenasındaki varlığımızı ispatlamayı başardık.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) IŞİD'in askeri olarak yenilmesinde belirleyici bir rol oynadı. Savaş bitti mi? Yoksa IŞİD'in Irak ve Suriye'deki uyuyan hücreler yoluyla yeniden canlanmasına dair korkular var mı?

Suriye Demokratik Güçleri (IŞİD'i) yendi. "Kürtler, Araplar, Çerkesler, Ermeniler ve Suriyeliler” gibi bölgedeki tüm halk kesimlerinden oluşan SDG içinde ana gücü oluşturan Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) büyük rol oynadılar. İslam Devleti sadece Suriye ve Irak’ta değil, hem bölgesel hem de küresel düzeyde büyük bir tehlike teşkil ediyordu.

Bütün dünya bu tehditle karşı karşıyaydı, IŞİD askeri ve coğrafi olarak yenilgiye uğradı, ancak hala Suriye ve Irak'ta uyuyan hücreler mevcut ve kurtarılmış alanlarda da birtakım unsurları olabilir. Halen uyuyan hücreler şeklinde örgütleniyorlar, ancak biz, ellerinde tuttukları bölgelerde geniş bir toplumsal bir grup içindeki ideolojik varlıkları bir yana, IŞİD'in bir kez daha canlanabileceği korkusunu taşıyoruz.

IŞİD'e yönelik askeri mücadele bittikten sonra, Suriye'deki ortaklarınız ve uluslararası toplumdaki müttefiklerinizin de yardımıyla IŞİD'in ideolojisine karşı çıkmaya hazır mısınız ve siyasi mücadeleden hiç de önemsiz olmayan bu ideolojik mücadelede ne yapacaksınız?

Siyasi ve ideolojik mücadeleye gelince, elbette bunlar birbirini tamamlıyor, önceden belirtiğim üzere IŞİD Baghuz'da kendi anlayışını yerleştirebildi. Kadınlar ve siviller hayatlarını kurtarmak için Suriye Demokratik Güçleri’ne teslim olduklarında, açık itirazları vardı. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi içinde temsil edilen bölgenin bütün bileşenlerinin IŞİD'e ideolojik olarak karşı çıkması gerekiyor.

IŞİD'in aşırılıkçı ideolojisine karşı çıkmak için, radikal, karanlık anlayışlara karşı aydınlatma, eğitim ve tüm gruplar ve bileşenler arasında hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünü yayarak direnmemiz gerekiyor. IŞİD'in ideolojik saldırıları karşısında, ancak toplumdaki tek taraflı ve karanlık düşüncenin üstesinden gelecek aydınlatıcı ve felsefi bir düşünce ile çalışmalıyız. Bu nedenle, tüm Suriyelilerin uyumlu çabalarına gerek var ve bu karanlık ideoloji karşısında yan yana durmalıyız. Sonuç olarak ideolojik mücadele siyasi mücadelenin bir parçası ve askeri mücadeleden daha önemsiz değil.

Türkiye partinizi kendi ulusal güvenliğini tehdit etmekle suçluyor. Bu suçlamanın nedeni ne? Türkiye sınırında gelecekte rol oynayabilecek güçlü bir askeri kanadınızın olması mı? Yoksa ırksal bir boyutu mu var? Sizin görüşünüz nedir?

Sizin de söylediğiniz gibi bunlar suçlamalar. Erdoğan'ın ve partisinin mazeret üretme çabaları olarak mesnetsiz suçlamalardan ibaret. Türk devleti ile Adalet ve Kalkınma Partisi'nin liderleri arasındaki bir toplantının sızdırılan kayıtlarında, Türkiye’nin askeri müdahalesi için bahane yaratmak planlanırken Hakan Fidan'ın "Suriye'ye bir grup asker gönderip Türkiye'ye ateş açtırır, böylece müdahalemiz için gerekçe yaratabiliriz" dediğini hepimiz hatırlıyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin politikası yıllardır bu ve bütün dünya bu kayıtları dinledi, Türk mahkemeleri de uluslararası kanalların yayınladığı kayıtların doğruluğunu onayladı.

Afrin'de gerçekleşen ihlaller ve demografik değişim de, PYD'nin Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit ettiğine dair asılsız suçlamaların bahanesiydi, oysa PYD Türk sınırına yönelik bir tehdit teşkil etmiyordu.

Biz siyasi bir partiyiz ve siyasi çalışmalar yürütüyoruz, bizim bir askeri kanadımız yok. Sorunuzda bahsettiğiniz askeri kanat, bölgedeki tüm bileşenleri ve farklılıkları temsil eden demokratik Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin bir parçasıdır. Bu güç, çözüm ve barışa yönelik bir güç olduğunu ispatlamış,  bir sonuca varılmaksızın kötüleşen ve karmaşıklaşan Suriye krizinin barışçıl ve alternatif demokratik bir düşünceyle çözüleceğine inanan bir güçtür.

Türkiye buradan bir gerekçe çıkarıyor çünkü herhangi bir Kürt siyasi varlığını kabul etmiyor. Kürtlerin ‘soykırımına’ karar verdi, zira ilk ve tek düşmanı olarak Kürtleri görüyor, IŞİD'in ya da El Nusra'nın ve El Kaide ideolojisine bağlı daha onlarca cihatçı fraksiyonun terörünü değil.

Yakınlarda, Erdoğan'ın Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik Türkiye'yi terk etmeleri gerektiğine dair ifadelerinde bu açığa çıktı: "Kürdistan" diye bir şey yok, öyleyse terk edin. "Güney Kürdistan" ismini anmayıp Kuzey Irak'tan bahsediyor. Sadece Türkiye'de değil Kuzey Kürdistan'da, hatta Kürdistan'ın herhangi bir parçasında Kürtleri görmeye tahammülü yok.

Türkiye birden fazla defa Cenevre, Astana ve Soçi toplantılarında muhalefet delegasyonuna partinizin dâhil edilmemesini istedi. Gelecekte bu toplantılara katılmanız yönünde bir işaret var mı? Bu toplantılardan beklentiniz nedir?

Suriye krizinin sürdüğü yıllar boyunca "Cenevre, Soçi ve Astana" toplantıları çözüme giden yolu açmaktan ziyade Suriye'deki durumu daha kötüleştiren resmi toplantılardan ibaret kaldı. Soçi ve Astana ile diğer bağlantılı toplantıların sonuçları Suriye krizini derinleştiren nedenlerden biri oldu sadece. Hatta diyebiliriz ki, siyasi çözüm için bir ufuk sunmaksızın askerileşmesini sağladı.

Bu nedenle, bizim açımızdan, karar vericileri arasında yer almadığımız hiçbir anlaşmayla bağlı değiliz. Partimizin ve sadece parti değil Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin de bu toplantılardan dışlanmasını talep eden Türkiye'yi kabul etmiyoruz, çünkü Suriye'deki krize gerçek bir çözüm bulunmasını istemiyor. Ve başkanı Erdoğan bizi bu toplantılardan uzak tuttu, sonuçta Cenevre, Soçi ve Astana zirveleri Suriye krizine çözüm getiremedi.

Ancak daha önce de söylediğim gibi, bir siyasi parti olarak demokratik Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin bir parçasıyız ve bölgenin bütün partileri ve bileşenleri bütün Suriye coğrafyasında krizi çözmenin yolu olabilecek bu projeyi benimsedi.

Suriye hakkındaki bütün toplantılarda, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin ve Demokratik Birlik Partisi’nin (PDY) katılımı, Türkiye tarafından veto ediliyor. Bunun nedeni ise bizim Suriye sorununun çözümünde taraf olmayı hak ettiğimizi ispat etmiş bir parti olmamız. Bizim modelimiz Suriye krizini siyasi ve demokratik şekilde çözümleyebilecek bir model. Erdoğan'ın başında olduğu Türk devleti ise krizlerden besleniyor ve Suriye'de çözüm istemiyor, bu nedenle de şimdiye dek bu toplantılarda bizim bulunmamıza engel oldu.

Türk devletinin öne sürdükleri ve değerlendirdiği projeler başarısız oldu çünkü biz, Türkiye'nin her türlü terörizm ve komployla bize karşı savaşmak için benimsediği proje ve planların önünü tıkayan bir baraj gibi durduk. Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, saldırganca davrandığı ve İdlib, Azez El-Bab, Afrin ve Cerablus'un işgaliyle kanıtlandığı şekilde sömürgeci bir iskân projesine giriştiği dönemde bizim başarılı demokratik projemizi kendi ajandasına karşı bir proje olarak gördü.

Partiniz, bütün Suriyelileri temsil etmesi ve kapsaması öngörülen anayasa komitesine katılıyor mu? Türkiye'nin sizi bir siyasi rol üstlenmekten uzaklaştırma girişiminde Birleşmiş Milletler'in tavrı nasıl?

Anayasa komitesinin toplantıları ve oluşumu henüz kapsayıcı değil ve Suriyelilerin tüm spektrumunu temsil etmiyor. Bütün Suriyeli bileşenler için ilk inkübatör olabilmiş Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi mevcut değil, ancak söylediğim gibi Türkiye’nin bizim demokratik projemize karşı vetosu hep masada.

Bu komitede bir Özerk Yönetim yer aldığı sürece siyasi bir parti olarak biz anayasal komitede yer almalıyız diyemeyiz, bu nedenle Birleşmiş Milletler ile Türkiye'nin bizi bu siyasi rolden uzak tutma girişimleri karşısında tavrımız parti olarak bizim ve Özerk Yönetim’in açıklamalarında açıktır.

Suriye rejimi ile Şam'da bir tartışma ve diyalog başlattınız, bir yanıt aldınız mı? Yoksa bunlar 2011 öncesi duruma geri dönmeyi hedefleyen taktik adımlar mıydı?

Suriye rejimiyle görüşmeler konusunda, biz genel olarak Özerk Yönetim’i temsil etmiyoruz, bu nedenle Suriyeliler arasında diyalogu ve sorunun çözümünde askeri yollardan kaçınılmasını destekliyoruz, ancak rejimden ciddi bir tepki ya da mevcut durumun kabulü gelmedi çünkü rejim hep Suriye'de sanki hiçbir şey olmamış gibi en başa dönmek istiyor.

ABD'nin Doğu Suriye'den çekilmesi konusunda çelişkili açıklamalar oldu. Şu anda mesele, sınırlı sayıda Amerikalı ve Avrupalı askerin tutulmasıyla çözümlendi. Bu durumun kalıcı olduğunu düşünüyor musunuz yoksa tam bir çekilme yönünde yeni kararlar duyup görmemiz mümkün mü? Tam bir çekilmenin gerçekleşmesi durumuna yönelik sizin hazırlıklarınız nedir?

ABD Başkanı, Pentagon ve Senato’dan çekilme kararına dair çelişkili açıklamalar geldi, ancak şimdi kuzey ve doğu Suriye’de 400 asker tutmaya karar verdiler. Ancak bizim açımızdan, kuzey ve doğu Suriye'de koalisyon güçlerinin tutulması konusundan bağımsız olarak, Türkiye fırsattan istifade etti ve Suriye'nin kuzeyini işgal etme tehditlerini tekrarlamaya başladı.

Ayrıca, Türkiye güvenli bölge konusunu tartışmak için de fırsattan yararlandı. Türklerin Ruslarla görüşmelerinin ardından, Adana Mutabakatı’nı harekete geçirme tehdidi konusunda ikna edildiler ve Erdoğan da bunu yaptı.

Erdoğan'ın Adana Mutabakatı’nı harekete geçirme talebi Esad rejiminin meşruiyetinin tanınması anlamına gelir. Suriye muhalefetini destekleme iddiasını açığa çıkarır bu. Türkiye Suriye krizi boyunca Esad'ı ve Suriye rejimini devirme sloganını kullandı, Suriyeliler konusunu kullandı ve muhalefeti kendi ajandasının hizmetkârı haline getirdi. Erdoğan Esad'ın meşruiyetini tanır ve onunla Adana Mutabakatı’nı canlandırmak isterken muhalefet ne diyor?

Koalisyon güçlerini tutmak IŞİD'in ideolojik canlanması tehlikesiyle mücadele etmek ve tekrardan örgütlenebilecek uyuyan hücreleri takip etmek için gerekli. Öte yandan, koalisyon güçleri Türk tehditlerine karşı da bir engel olabilir. Bu nedenle, Özerk Yönetim ve bölge halkı olarak çekilme aşamasına yönelik hazırlığımız anlamında, diyoruz ki kendimizi ve topraklarımızı savunmak meşru hakkımızdır ve kendi kapasitemize ve bölgedeki halklarımıza güveniyoruz.

İdlib'in hala terörist grup El Nusra Cephesi'nin elinde olmasına ne diyorsunuz? Rusya ve Amerika'yla eşgüdüm içinde bu bölgenin İslamcılardan temizlenmesinde askeri katkınız olabilir mi?

Bir yanılgı var zira biz siyasi bir partiyiz, Rusya veya Amerika’yla koordinasyon içinde İdlib'de muharebeye katılıp katılmama kararı verecek bir askeri parti değil. Ancak terörist El Nusra grubunun El Kaide’nin Suriye'deki kolu olduğunu ve uluslararası düzeyde İhvan çizgisi ya da IŞİD çizgisinden daha az tehlikeli olmadığını düşünüyoruz. Bunların hepsi birbirini tamamlıyor.

Afrin'in neden kaybedildiği ve Türkiye'nin askeri kontrolüne geçtiği konusunda bir iç değerlendirme yaptınız mı? Aynı senaryoların doğu Suriye'de Türkiye sınırındaki diğer bölgelerde de tekrarlanmasından korkuyor musunuz?

Afrin'de kahramanca bir direniş vardı. Diyebiliriz ki, orada başlatılan savaş başka bir yerde yaşanmadı. Coğrafi büyüklüğü 850 km'yi geçmeyen Afrin'de Türkiye'nin işgalinde bütün askeri ve teknik imkânlar ve çok sayıda savaş uçağı, NATO'nun ikinci büyük gücü, kullanıldı yine de direniş 58 gün sürdü ve en iyi genç erkek ve kadın üyelerimiz orayı savunmak için yaşamlarını feda etti.

Afrin’in kaybının pek çok veçhesi var. Türkiye lojistik, silah ve ekipman ile Afrin sınırında topladığı büyük sayıda cihatçı paralı savaşçı anlamında bütün askeri ve ekonomik güçlerini tüketti. Uluslararası sessizlik de Afrin’in işgalinde büyük rol oynadı. Afrin'i kaybetmiş olsak da, Afrin halkı ikinci aşamada direniyor, Türkiye'nin oyunlarına boyun eğmeyi reddeden halk bugün Şahba kamplarında ya da Afrin'de direniyor. Afrin'in kaybı ve işgali yanlış politikaların sonucu değil, uluslararası bir kararın sonucu ve Türk işgaline yeşil ışığı Rusya yaktı.

Türkiye'nin tehditlerine gelince, hala devam ediyor ve Türkiye bölgeyi işgal etmeye çalışıyor. Türkiye'nin yerleşim projesinin tehlikesi şu ki, öncelikle dini boyuta ve Selefilerin, tekfircilerin, IŞİD ile El Nusra'ya ve bugün İdlib'de toplaşmış olan diğer cihatçı fraksiyonlara mensup teröristlerin kullanılmasına dayanıyor. Ve tüm bunlar Erdoğan tarafından planlandı. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) politikası hem Ortadoğu'ya hem de dünyaya yönelik bir tehdittir.

Esad rejimi ve Türkiye'yle müttefik muhalefet reddederken, sizin talep ettiğiniz Özerk Yönetim kavramı nedir? Suriye'yi bir gün halkının haklarına saygılı âdemi merkeziyetçi bir ülke olarak görmek için umut var mı? Yoksa bu uzun bir yolculuk mu, çözüm nedir?

Özerk Yönetim kavramı, bölgenin bütün bileşenlerinin içinde yer alabildiği âdemi merkeziyetçi bir sistem içinde bölge halkı kendi kendini yönetmesidir. Esad'ın rejimine gelince, hep 2011 öncesine gidiyor. Suriye rejiminin kavramlarında büyük bir yanılgı var. Şimdiye dek, hep baskıya ve ötekinin kabul edilmemesine dayalı yöntemlerini değiştirmek mümkün olmadı, hep tek bileşeni gördü, tek bayrak, tek dil, tek kültür ve tek parti.

Muhalefet ise Türk devletinin elinde bir kuklaya döndü ve sadece onun gündemini uygulamaya çalışıyor. Biz ise her zaman demokratik değişim için ve eninde sonunda bölgenin tüm halklarının haklarının saygı gördüğü, âdemi merkeziyetçi bir Suriye'de demokratik öz yönetim anlayışını yerleştirmek için uğraşacağız.

Barışçıl demokratik çözüm projemiz baskıcı Suriye rejimi ve Türkiye'nin elinde bir araç olan etkisiz muhalefet tarafından kabul görmüyor, çünkü iki taraf da demokratik bir çözüm ve değişim istemiyor, sadece güç ve iktidar peşinde.

Muhalefet genel olarak rejimin öteki yüzü. İlk günden itibaren, muhalefet İhvan ve selefilik çizgisine döndü ve ulusal bir projesi olmaksızın Türkiye'nin bölgedeki gündemini uygulayan bir hizmetkâr haline geldi. Bunun sonunda da bileşenler arasında mezhep ve dini farklılıklar oluştu.

Avrupa ülkelerinin geri almaya yanaşmadığı, hatta bazı ülkelerin yurttaşlıktan çıkarmaya niyetlendiği IŞİD'in yabancı savaşçıları sorununu nasıl çözeceksiniz?

Özerk Yönetim bu bağlamda açık bir beyanatta bulundu ve bunların suçları işledikleri ülkelerde yargılanması için uluslararası bir mahkemenin oluşturulması çağrısı yaptı. Bazı Avrupa ülkelerinde yurttaşlıkların iptali meselesi bu amaca hizmet etmiyor ve bu ülkelerin IŞİD için savaşan ve Suriye'de halkımıza yönelik katliamlar gerçekleştiren yurttaşlarına dair sorumluluklarını ortadan kaldırmıyor. Geri dönüşlerinin reddedilmesi için de yasal seçenekler gerekli, demokratik Özerk Yönetimin önerisi de bu.

SDG IŞİD'i yendikten sonraki ilk aşamada Afrin'i özgürleştirme sözü verdi. Bu mücadele için müsait bir siyasi durum mevcut mu ve bu İdlib denklemiyle bağlantılı mı?

SDG, Halk Koruma Birlikleri ve Kadın Koruma Birlikleri bu soruya Afrin'i koruma sözü vererek cevap verme hakkına sahip.

Türkiye'nin Afrin'deki paralı savaşçılarının vurulduğu bir dizi olay gördük. Bu mücadele için siyasi iklim açısından ve İdlib'le ilişkisine dair şunu söyleyebiliriz: Türkiye, Demokratik Özerk Yönetimi, Demokratik Birlik Partisiyle bağlantılandırmak istiyor, oysa biz onun sadece bir parçasıyız. Başlangıçta belirttiğim gibi, askeri sorulara SDG, Halk Koruma Birlikleri ve Kadın Koruma Birlikleri cevap verebilir.

Ancak Afrin'in sahipleri var ve onlar Türk işgalini hiçbir şekilde kabul etmeyecekler; Afrin diğer bölgelere benzemez, İskenderun'la aynı senaryo gerçekleşmeyecek. Eğer İskenderun’u işgal eden Türkiye, Afrin için de aynı şekilde düşünüyorsa büyük yanılgı içindedir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.