Tiny Url
http://tinyurl.com/y8nrxxmb
Ergun Babahan
Kas 07 2018

Salih Müslim: Rusya, Suriye rejimini kollamaktan vazgeçmelidir

PYD Eski EşBaşkanı ve TEVDEM Dış İlişkiler Sorumlusu Salih Müslim, Ahval’in sorularını yanıtladı. Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye saldırıları hakkında “Bir Afrin daha yaşanmaz, koşullar değişti” diyen Müslim; Rusya’nın Suriye’de ‘rejimi kurtarmak’tan vazgeçmesi gerektiğini söyledi.

Salih Müslim; iddiaların aksine Kürtlerin Suriye’de ‘belirsiz’ bir pozisyonda olmadığını, aksine en net çizgiye sahip olduklarını dile getirdi.

Suriye ile yaptıkları görüşmelerin ise kesilmediğini ama ara verildiğini belirten Salih Müslim, Suriye rejiminin 2011 koşullarına dönmek istediğini, bunun kendileri için kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Suriye’de savaş sürüyor. Ama özellikle dünya basınında, Suriye Kürtlerinin pozisyonunun hala belirsiz olduğuna dair yorumlar yapılıyor. Hatta Suriye’deki Kürt güçlerinin ABD ile Rusya arasında sıkıştığı söyleniyor. Siz bu ‘belirsizliği’ nasıl yorumluyorsunuz?

Ortadoğu’da olup bitenler bölgenin yeniden yapılanma çatışmasıdır. Başlangıçta hesaplar yapılırken Kürtlere yer verilmemişti ancak yaşanan çatışma ve savaş içerisinde Kürtlerin örgütlü ve 3.çizgi temelinde yürüttüğü mücadelesi yeni bir aktör olarak sahneye çıkmasını sağladı.

Mevcut durumda bölgede mevcut güçler arasında perspektif ve pozisyon olarak en net, en belirgin pozisyona sahip güç konumundayız. Belli bir hedef doğrultusunda amacı net olup belli düzeyde sorunları analiz edip, bu sorunlara çözüm üreten ve proje sahibi olan tek gücüz. Bu somut projeler doğrultusunda mücadele yürüten, değişim sağlayan ve pratik anlamda sonuç ortaya çıkaran güç konumundayız. Bu anlamda çok belirginiz, çok somutuz. Siyasal olarak da böyleyiz.

Ortaya çıkardığımız bu sonuçların genel siyasal dengeler üzerinde de çok ciddi etkide bulunduğunu ifade edebiliriz. Esas belirsizlik diğer güçlerde yaşanan bir durumdur. Herkes sorundan bahsediyor, sorun olduğunu ifade ediyor fakat bu sorun nasıl çözülecek, bu konuda nasıl bir proje ile yaklaşmak istedikleri tam net değildir. Bu anlamda esasen karşımızdaki güçlerde bir belirsizlik yaşanıyor.

Diğer yönüyle biz kendi özgücümüze dayalı mücadele yürüten son derece iradeli bir gücüz. Elbette bu ortamda birçok güç var. Biz de bu ortam içerisinde politika yapan, duruş sağlamaya çalışan bir gücüz. Yani ortada bir sıkışıklık durumu yoktur ya da iki güç arasında kalma biçiminde bir durum da söz konusu değildir. Kendi özgücümüzle, irademizle mücadele yürüten pozisyon belirleyen, siyasal olarak net bir duruşa sahibiz ve şimdiye kadar ortaya çıkan sonuçlar da dikkate alındığında pozisyon olarak da çok net konuma sahip bir güç olduğumuz görülecektir.

Rusya’nın, Suriye’de daha inisiyatifli olmaya başlaması dengeleri de değiştirdi. Özellikle son dönemde, Türkiye’nin saldırılarına göz yumması Suriye Kürtlerini rejime doğru itme hamlesi olarak da değerlendiriliyor. Sizin, yakın gelecekte Rusya ile daha yakın ilişkiler kurmak gibi bir projeniz var mı?

Rusya elbette bölgede esas ve Suriye’de de etkisi olan büyük bir güç. Fakat sorunlara yaklaşımında, hem sorunları ele alma hem de çözüm geliştirme noktasında yetersiz kalıyor. Rusya sadece rejimi kollamamalıdır. Sadece ‘rejimi nasıl ayakta tutabilirim, nasıl meşruiyetini tekrardan geliştirebilirim’ diye düşünmemelidir. Suriye sorunludur, özellikle özgürlük sorunu, demokrasi sorunu, halklar sorunu vardır ve Rusya bu sorunların hepsini görmelidir.

Bir şekilde Suriye’nin bu sorunlarının hepsi çözülmelidir. Demokratik bir sistem gelişmelidir. Ve Rusya bu sorunların çözümünde etkin rol oynamalıdır. Yani sadece rejimi ayakta tutma, rejimi koruma, yaşanan bu sorunları görmeme ve bu sorunların çözümünde objektif bir rol oynamama siyaseten de Rusya’yı zor bir duruma koyar. Bu durumun etkisi, Rusya’nın Suriye’deki durumuna ve oynayacağı rol üzerine çok etki yapar. Bu yüzden Rusya daha objektif olmalı ve sorunların çözümüne odaklanmalı, rahatsızlıkları görmeli ve çözüm geliştirme noktasında yaklaşım göstermelidir. İnanıyoruz ki eğer Rusya bu çerçevede bakış açısını değiştirir, rol sahibi olup rolünü oynarsa çözümde de etkili bir rolün sahibi olur.

Geçtiğimiz aylarda Suriye rejimiyle görüşmeler gerçekleştirdiniz. Ama kamuoyuna yansıyan önemli bir gelişme yaşanmadı. Görüşmeler neden durdu ya da kesildi? Tekrar bir diyalog ihtimali var mıdır?

Suriye ile yaptığımız görüşmelere ara verilmiştir ancak bu görüşmeler kesilmiş değildir. Suriye’de yaşanan sorunun çözümü için diyaloga her zaman hazırız. Ancak rejim 107. Kanun çerçevesinde sadece Yerel Yönetimler Kanunu’nda bazı değişiklikler yapmak suretiyle 2011 den önceki statüsüne geri dönmeye çalışıyor. Bizim talebimiz yeni bir anayasanın ve Suriye’de yaşayan halklar arasında ayrım gözetmeksizin demokratik bir anayasanın oluşturulmasıdır. Suriye'nin yıkılmasına neden olan tek tip rejimin değişmesi gerekmektedir, bu da küçük değişimlerle olmaz, köklü reformlarla olabilir.

2011 öncesi gibi bir Suriye kurulamaz. Ancak buna rağmen rejimin, bundan sonra nasıl bir Suriye oluşacağına ilişkin bir projesi de yoktur. Biz de diyoruz ki gelin Suriye’nin geleceğini beraber inşa edelim.

Bütün bunlar olurken, Türkiye sizi bir ‘tehdit’ olarak görmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Kobanê ve Gıre Sıpi’ye yönelik topçu atışları yaşandı. Bazı kayıplar da verdiniz. Bu saldırıları nasıl yorumluyorsunuz, yanıtınız ne olacak?

Kobanê, Gıre Sıpi (Tel Abyad) ve bütün Rojava’ya saldırılar, bir nevi uluslararası koalisyona karşı şantajdır. Birçok yönden Türkiye veya AKP iktidarı bundan yarar sağlayacağını düşünüyor.

Türkiye bir yandan iç sorunlarının üstünü örtmek için, diğer yandan İdlip’te girdiği çıkmazdan kurtulmak için, yine Suriye’deki siyasi çözüm yollarını kapatmak için bu saldırıları yapıyor. Bu oldukça tehlikeli bir yaklaşımdır, çözüm getirmez ve Türkiye halklarının geleceğini tehlikeye koyar. Türkiye halkları AKP’nin bu macerasına ‘hayır’ demelidir.

Bu saldırılar özellikle Kürt cenahında ‘Yeni bir Afrin mi’ sorusunu da düşündürtüyor. Siz ne diyorsunuz?

Yeni bir Afrin beklemiyoruz çünkü şartlar ve koşullar farklıdır ancak AKP yönetiminin her türden dengeli olmayan yaklaşımları gelişebilir bunu da uzak bir ihtimal olarak görmüyoruz.

Bu saldırıların IŞİD’e yaradığına ve IŞİD’in güçlendiğine dair de yorumlar var. Keza Demokratik Suriye Güçleri (DSG) de, saldırılar nedeniyle IŞİD operasyonlarını durdurdu. IŞİD’in hala bir potansiyeli var mı Suriye’de?

Evet, IŞİD halen potansiyel bir tehlike olarak durmaktadır. Çünkü onu yaratan etkenler, yaratanlar ve kullananlar hala vardır. Sonunu getirmek için onu besleyen ve kullananları durdurmak gerekiyor.

IŞİD kendiliğinden oluşmadı, onu kendi projelerinde kullananlar tarafından yaratıldı. Dünyanın her köşesinden getirip eğittiler, silah, araç-gereçler verdiler, propagandasını çeşitli yollardan yaptılar. Türkiye’nin IŞİD ile olan ilişkileri belgelidir, herkesçe biliniyor. Herkes bu organik ilişkilerden bahsediyor, yalnızca biz söylemiyoruz.

Şu anda diğer yerlerde yani rejimin ve Rusya’nın hâkim olduğu yerlerde hala yoğun olarak varlar ve buralardan bizim olduğumuz yerlere sızıyorlar. En çok Anbar vilayetinde yoğunlaşmış durumdalar. Ve oralardan zaman zaman geçiyorlar.

DSG özgürleştirdiği alanları oranın yerli halkına teslim ediyor bu nedenle özgürleştirdiği alanlarda IŞİD bulunmuyor. Ancak bazen bu alanlarda Türkiye’nin yarattığı küçük çaplı uyuyan hücrelere de rastlanıyor.

Demokratik Suriye Güçleri’nin IŞİD’e karşı verdiği savaşı bütün dünya biliyor. Ancak özellikle son operasyonlarda büyük kayıplar da verdiğinizi duyuyoruz. Doğru mudur bu duyumlar?

DSG; IŞİD e karşı olsun, diğer çeteci gruplara karşı olsun tüm dünyaya kendisini ispatlamış ve ağır bedeller ödeyerek insanlık için önemli sonuçlar ortaya çıkarmış bir güçtür. Büyük bir deneyime sahiptir. Yine aynı şekilde IŞİD ilk defa, DSG’ye karşı yenilgiyi yaşamıştır. Kobanê’de IŞİD’in yenilebileceğini ilk gösteren DSG’nin çekirdeğini oluşturan güçtür. Bu gerçekliği herkesin bilmesi gerekiyor. Savaş ortamlarında bazen kayıp verilebilinir, bazen taktik gereği geri çekilmeler de olabilir fakat DSG Derazor bölgesinde önüne koymuş olduğu hedefe doğru bilinçli ve çok planlı bir şekilde amaçladığı tarzda mücadelesini sürdürmektedir. Bu mücadeleyi de başarılı bir şekilde sonuçlandıracağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Tabii DAİŞ de bazen mevsim koşullarından yararlanıp saldırılarda bulunabiliyor, bu saldırılar sonucunda bazen kayıplar da olabiliyor, ama bu kayıpları aşırı bir şekilde abartmak niyetle alakalı bir şeydir, doğru değildir abartılı yaklaşımlardır.   

Bu savaşı isteyen ve başlatan biz değiliz. Biz kendi topraklarımızda özgür ve demokratik bir şekilde yaşamak istiyoruz ve bunun mücadelesini veriyoruz. Karşı taraf ise, bizi yok etmeye veya onursuz yaşamaya zorluyor. Bunun için bu kadar IŞİD gibi, diğer cihatçı gruplar gibi oluşumlar yaratıp onları desteklemektedirler. Bu ancak bütün Türkiye halklarının yıkımıyla sonuçlanır ve bütün bölgeyi tehlikeye atar. Bu gidişi durdurmak gerekiyor. Açık söylemek gerekirse, Ortadoğu’da Kürt sorunu çözülmezse bölgede barış ve istikrar sağlanamaz. Kürt sorunu Ortadoğu’nun ve hatta dünyanın kangren olmuş bir sorunudur.

Ermeniler 100 küsur yıl önce öz güçlerine dayanmadılar, o dönemin çelişkilerinden yararlanmak istediler ve trajik bir şekilde ulus-devletin kurbanı oldular. Barzani ise stratejik dostlarını ve düşmanlarını tanıyamadı, hedefi de verili koşullarda gerçekçi değildi.

Bizim ayrıcalığımız kendi özgücümüze dayanmamızdır. Stratejik dostlarımızı ve düşmanlarımızı iyi tanıyoruz, projemiz gerçekçidir. Halkların kardeşliği ve ortak bir yaşam istiyoruz. Bütün Suriye halklarının demokratik haklarını elde etmesini ve beraber yaşamayı istiyoruz. Bu da herkesin özendiği bir şeydir. Sanırım bu proje Ortadoğu krizinden çıkış için en makul projedir.