Mustafa Kılıç
Mar 30 2018

"Sanat korkakların işi değildir, hele tiyatro hiç değildir"

47. sanat yılına 94 tiyatro oyunu, 40’tan fazla sinema filmi ve dizi projelerinde yer alan usta sanatçı Orhan Aydın’la söyleşi yaptık bu hafta...

Aydın’la 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’ünde Kadıköy’de özgür sanat için yaptıkları eylemden, yaşadığı baskılara varana kadar birçok konuya değindik.

Aydın, hakkında açılmış 21 dava olduğunu belirtti. Bu dönemdeki baskının aynısını 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde de yaşadığını dile getiren Aydın, en azından o dönemin cuntacılarının tavırlarının daha net olduğunu belirti. Aydın, sanatçı arkadaşlarının sessiz kalmasına ise ‘’Sanat korkakların işi değildir’’ diyerek tepki gösterdi.

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde Kadıköy’de eylem yaptınız. Eylem hakkında biraz konuşalım istiyorum. Neden eylem yaptınız?

Tiyatro insanlık tarihinin en eski ve en saygın mesleğidir. Hiçbir süreçte, savaşlarda, faşist diktatörlüklerin bile var olduğu ülkelerde... Şili’den, Arjantin’e, İtalya’dan, Almanya’ya benim ülkeme varana kadar Ortadoğu’daki bütün savaşlarda, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda, insanlığın yok edemediği tek sanatsal alan tiyatrodur.

İnsan var oldukça da varlığını sürdürecek. Dolayısıyla 21. yüzyılda bu ülkenin başında her şeyi yasaklayan, sansürleyen bir siyasi anlayış varken tiyatrocuların mutlaka sokağa çıkması gerekiyordu ve 27 Mart’ta yapılan eylem bunun göstergesiydi.

Bu eylem her yıl yapılıyor ama o gün yağmura inat daha bir coşkulu geçti. Yaptığımız bu eylemin ulusal basında yer almaması ise oldukça ilginçti.

Bir tek CNN TÜRK haber olarak verdi ama Fransız, İngiliz, Alman televizyonları eylemimizi daha yakından takip etti. Çünkü dünya Türkiye’deki sanata yönelik sansür ve yasakları çok iyi biliyor.

Hiçbir güç, hiçbir faşist diktatör insanlık var olduğu müddetçe tiyatroyu ya da hiçbir sanat alanını bitiremez. Bağırışımız ve haykırışımız tamamen özgürlükle ilgili...

Siz bir sanatçı olarak nelerle karşı karşıya kalıyorsunuz?

Hakkımda açılmış 21’e yakın dava var. Sürekli ceza alıyorum. Para cezaları ödüyorum. Davaların birçoğu hakaret üzerine, kaldı ki ben kimseye küfretmiyorum sadece düşüncelerimi dile getiriyorum… Adaletsizliğin, eşitsizliğin olmadığını söylüyorum, işçi ve emekçi haklarının gasp edilmesini, eğitim sisteminin, sağlık sisteminin paçasından çekilmesini ve ülkenin din simsarlarına teslim edilmesini eleştiriyorum.

Sanattaki düşmanlığı belgeleyerek bunu Fransızca, İngilizce, Almanca gibi birçok dilde yazarak dünyaya duyuruyorum. Ülkemdeki çocuk tecavüzlerinden, kadın düşmanlığına, istismarlardan, Cumartesi Annelerine, hakları gasp edilen öğrenci gençlerden, içinde bulunduğumuz bu aşağılık gerici kaosa karşı reaksiyon gösterilmesi gerektiğine inanıyorum. Bir yurttaş olarak bunu en yüksek sesle söylemeye çabalıyorum.

orhan aydın

 

Yaşam süreciniz boyunca buna benzer baskıyı daha önce hiç yaşadınız mı?

Bu dönemdeki gibi baskıları daha öncede gördük, 12 Mart ve 12 Eylül sürecinde yaşadım bunları... O dönemlerde askeri faşist diktatörlerin tavrı daha netti. Cuntacının biri gelip tiyatroların kapılarını mühürlüyordu.

Şimdi tersini yapıyor, ‘ötekileştirerek’ düşman ilan etmeye çalışıyor ve bunu en yüksek sesle ülkenin tepesindeki adam söylüyor. Bir adam ‘’Tükürürüm böyle sanatın içerisine’’ dedi, aynı adamın anlayışının izdüşümü başka bir adam Mehmet Aksoy’un heykeline ‘’ucube’’ dedi.

Daha sonra Harbiye Muhsin Ertuğrul ve Atatürk Kültür Merkezi’nin başına gelenler ortada... Bu yapılanlara karşı susmak erdemsizliktir. En yüksek sesle haykıracaksın ki insanlık neler olduğunun farkına varsın.

Geçtiğimiz günlerde de mahkeme koridorlarındaydınız, mahkemeleriniz vardı sanırım... Davalar sonuçlandı mı?

Evet. Doğum günümde iki duruşmam vardı. Davanın biri Rıza Sarraf’la ilgiliydi... Ona hırsız, sahtekar, dolandırıcı dediğim için – bunu sadece ben söylemiyorum dünya söylüyor-  dava açılmıştı. Geçen yıl bana 3 dava açmıştı birinde 4 bin lira tazminat ödedim.

Aynı Rıza Sarraf’a ne olduysa birden ABD’deki süreçle bağlantılı olarak vatan haini ilan dediler. Bundan dolayı son duruşmaya avukatları bile gelmedi ve dava düştü.

Diğer dava ise Sümeyye Erdoğan’la ilgiliydi. O davadan da  4 bin lira ceza yedim. Önümüzdeki ay ise Cübbeli ile ilgili bir davam var. O din simsarı  9 yaşındaki kız çocuklarıyla evlenilebilir fetvası verdi. Bütün kadın tecavüzcülerinin, çocuk istismarının sebebi bu din simsarcılarıdır.

Onlarla ilgili yazdığım yazılarla ilgili de yargılanıyorum. Bu davayı kazanacağımı düşünüyorum, aksi olursa en yüksek sesle bağırırım. Kimsenin mahkeme koridorlarını Ensar Vakfına, tecavüzcülerin mekanına çevirmeye hakkı yok.

orhan aydın

 

Biraz önce bahsettiniz. Açıklamalarınızı İngilizce, Fransızca, Almanca gibi birçok dilde yayınladığınızı söylediniz. Fakat ülkemizde bu ‘kendi ülkesini dışarıya şikayet ediyor’ şeklinde algılanıyor. Siz bu tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kim ne derse desin ben bir dünyalıyım. Bu dilleri biliyorum ve bu dillerde kendimi ifade etmek durumundayım. Ülkede milletvekilliği ya da bakanlık yapan birçok insanın kendi dillerini bile konuşamamalarıdır bunları söylemelerinin nedeni...

Kendi  dillerini bile... AKP milletvekilleri Kürdüm diyor ama Kürtçe konuşamıyor... Bu milletvekilleri, bakanlar iki kelime İngilizce bilmiyor.

Şu aralar tuhaf açıklamalar var. Asansör muhabbeti, kadına şiddete şükür edilmeli, 9 yaşındaki çocuğun evlenilmesi gibi akla zarar fetvalar var. Bu adamlar neden bel üstüne çıkamıyorlar?

Bu açıklamaların hepsi din simsarlarının işidir. Bu yaşananlar ülkenin nasıl din simsarlarına teslim edildiğini göstermektedir. Maalesef bu anlayış, bu ülkede iktidar...

Bunların hepsi dört kadınla evlenilebilir fetvasının arkasından gelen bir durumdur. 93 yıllık cumhuriyet tarihinin, son 6 yılda işlenen kadın cinayetleri, cinsel ve dinsel istismarlar hiç bir dönemde bu kadar yaşanmadı. Bunların sorumlusu din simsarlarıdır.

47. sanat yılınızdasınız ve 94 oyun sahnelemişsiniz. Geriye dönüp baktığınızda keşkeleriniz oldu mu?

Hayır hiç olmadı. Ben zaten toplumsal gerçekçi tiyatronun peşindeydim ve bunlarla ilgili ürettim hep. Bu yüzdende başım hiç dertten kurtulmadı.  Açık söylemek gerekirse zaman zaman sosyalistlerle de kavgam oldu, iç içe olmama rağmen sosyal demokratlarla da kavgam oldu.

Özellikle de iktidar oldukları dönemlerde bile en temel eleştirileri bizler yaptık. Çünkü sanat alanlarını kurumsallaştıramadılar. Mesela CHP’nin kuruluşu ve logosunda bulunan altı okun hangisi yaşıyor.

Yaşayan bir ilkesi var mı? Kim yok etti bunları... Bu ilkeleri Recep Tayyip Erdoğan mı yok etti? Bundan dolayı gerçekçi olmak lazım. Onları da eleştiriyorum çoğu zaman...

Cumhuriyet’in temeli kültürdür diyen bir adamın partisi köy enstitülerini, halkevlerini kapattı. Dolayısıyla keşkem yok, hiç olmadı...
Ama kendisine yazar, şair, tiyatrocu, müzisyen, heykel traşcı diyenler keşke teslim olmasaydılar, susmasalardı ve birlikte sokakları şenlik yerlerine çevirebilseydik. Hayattaki tek keşkem  bu diyebilirim.

40 küsur sinema filminde yer almışsınız. Bunların içerisinde Bilge Olgaç ile birlikte çalıştığınız Kurşun Adres Sormaz var,  Reis Çelik ile yaptığınız Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan‘ın yargı sürecini anlatan Hoşçakal Yarın var. Ve birçok dizi projesinde yer aldınız. Şimdilerde ise sizi TV’de görmek neredeyse imkansız... Bu durum sizi nasıl etkiliyor?

Aslına bakarsan şu anki hiçbir dizi projesinde yer almak istemiyorum. Hepsi propagandaya dönmüş vaziyette. Ben bunlardan sıyrılarak tiyatro yapıyorum. Yazı yazıyorum, panellere katılıyorum. Gidebildiğim ve çağrıldığım her yere gitmeye çalışıyorum.

Benim en büyük silahım tiyatro... Yeni yaptığım bir oyun var ismi ‘İtaatsizler’ 1968’in baharında başlayan 2013 haziran direnişinde son bulan bir akıl belleği oyunu... Evet bir takım üretim kanalları kapanmış olabilir ama sinema projelerinde ve tiyatroda üretime devam ediyorum.

orhan aydın

 

Direkt alanınız değil ama  sanat ortak payda olduğu için soracağım. MESAM’a Orhan Gencebay sonrası Arif Sağ başkanlık etti lakin Gencebay bundan rahatsız oldu. Hükümette MESAM’a kayyum atadı. Kayyum olarak ise Yavuz Bingöl getirildi. Yavuz Bingöl tepkilerden sonra kabul etmedi ve Coşkun Sabah başkan oldu. Siz süreci takip edebildiniz mi? Bu yaşananları nasıl yorumladınız?

O konuyla ilgili yaptığım bir değerlendirmeden dolayı da dava açıldı. Benimle birlikte 40 yurttaşın Twitter adresine erişim engeli talep edilmiş, mahkeme de bunu kabul etmiş. Bende bunun üzerine şu tweeti attım; ‘’Sanatçıymış, itibarı varmış, zedeleniyormuş, aralarında benim de olduğum 40 yurttaş için dava açmış, saray soytarısı, yandaş, çanakçı, yalaka, omurgasız diyormuşuz... Erişim engeli istemiş, mahkeme de onaylamış! Bu dönem bitecek... Ya sonra küçük adam... Ya sonra?’’

Sanat denilince akla İstanbul başta olmak üzere büyük iller geliyor. Anadolu’nun birçok şehrinde maalesef sanat adına bir şey yapılmıyor. Kültür salonlarında düğünler yapılıyor. Sanatın sıfır olduğu kentlerimiz var. Kürt coğrafyası başta olmak üzere... Sanatın bir ihtiyaç olduğunu nasıl anlatmalıyız?

Sözünü ettiğiniz gerçeklik... Kürt coğrafyasında, bütün HDP’li belediyelerde kayyum var... Diyarbakır başta olmak üzere... İzmir ege bölgesinde nasıl İstanbul gibi bir kültür sanat merkeziyse Diyarbakır’da öyleydi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin kültür salonu vardı ve opera yapıyordu arkadaşlarımız. Öykü, oyun, resim, heykel atölyeleri yapılıyordu. Oralara kayyum olarak atananların ilk işleri kültür sanat alanlarını budamak oldu. Diyarbakır’da yaptıkları ilk iş o oldu. İlk sanat alanları kapatıldı.

AKP’li belediyeler ise parasıyla bile bize salon vermiyorlar. Yerel yönetimler hem Karadeniz halkıyla hem de Kürt coğrafyasıyla iletişimimizi kesmiş durumdalar... Son beş yıldır üniversitelere de giremiyoruz, salonları yüzümüze kapalı...

Buradan sosyal demokrat CHP’li belediyelere bu anlamda teşekkür ediyorum, önümüzü açıyorlar bir tek onlar bize salon veriyorlar...

Bu böyle diye teslim olmak zorunda değiliz, salonların verilmediği il ve ilçelerde düğün salonlarını tiyatro salonlarına çeviriyorum. Sahnemi kamyonla taşıyorum, ışığımı kendim kuruyorum. Baskılara rağmen salonum doluyor, bir oyun yerine üç oyun oynuyorum... Rezil olanlar bize salon vermeyenler oluyor...

Tiyatro lükse mi giriyor? Biletler asgari ücrete bakıldığında oldukça pahalı gibi duruyor. Bununla ilgili neler yapılabilir?

Fikri Sağlar, Kültür Bakanı olduğu dönemde bu konuda bir çalışma yapmıştık. Ülkedeki sanat alanının tamamı için bir destek fonu talep ettik ve gerçekleştirdik. Tiyatroya gelip bilet alan seyircinin verdiği bir KDV oranı var -pırlantada bile olmayan oran- bunu devletin oluşturacağı bir fon ile fiyatları düşürdük.

Bunu on yıl gerçekleştirebildik. Fakat son on yıldır artık destek yok. Camilerin elektrik ve  suyu bedavayken tiyatrolardan ise fabrikalardan daha pahalı bir ücret alınıyor.

Yani burayı lüks tüketim alanları olarak görüyor ve öyle davranıyorlar. Bunu değiştirmenin yolu örgütlenmekten, ortaya çıkmaktan geçer... Ortaya çıkmazsan teslim olursun...

orhan aydın

 

Türkiye’ye baktığınızda bir ışık görüyor musunuz?

Sırf umut olsun diye söylemiyorum. Bu coğrafya Şeyh Bedrettin’in, Dadaloğu’nun, Karacaoğlan’ın, Pir Sultan Abdal’ın, Yılmaz Güney’in, Ahmed-i Xani’in, Yaşar Kemal’in, Nazım Hikmet’in coğrafyasıdır. Kolay kolay gericiliğe teslim olmaz.

Kendi tanımlarıyla söyleyeyim, Sultan Süleyman’a kalmadı ki bunlara kalsın... Vicdan ve erdem ayağa kalktığı zaman her şey değişir...

Küresel sermaye ve gerici zihniyet işbirliği içerisindeler, birlikte batacaklar.

Bir konuşmanızda ‘’Türkiye’yi sanat kurtaracak’’ demiştiniz. Bunu biraz açar mısınız?

Dünyanın her yerinde böyledir. Sanat yaşama  sevincidir her şeyden önce... Sokağa çıktığınızda sokakta çalınan müzik gibi, bir dansçının duruşu gibi... Sinemada gördüğün görüntü gibi, televizyonda izlediğin ve hoşuna giden sanatsal iki görüntü gibi...

Herhangi bir yerde gördüğün bir resim gibi...

Umuttur bunlar...

Umut sevinçtir...

Sanat iyileştirir...

Sanat cesarettir...

Sanat korkakların işi değildir, hele tiyatro hiç değildir.