ezgi karataş
Ara 14 2017

Selin Sayek Böke: Bütçenin yükü emekçinin kucağında

Meclis Genel Kurulu’nda 2018 için bütçe mesaisi Pazartesi günü başladı. Görüşmeler hafta sonu dahil olmak üzere aralıksız 12 gün sürecek. Savunmaya, Diyanet’e ve örtülü ödeneğe ayrılan oranlarla hararetli tartışmalara sebep olan 2018 bütçesini CHP İzmir milletvekili Selin Sayek Böke ile konuştuk.

Böke, 2018 bütçesinde emekçinin, dar gelirlinin yer almadığını söylüyor. Bütçenin saray rejiminin devamına uygun düzenlediğini söyleyen Böke, büyüme oranlarının ise gerçekçi ve yararlı olmadığını savunuyor. Böke’ye göre 2018 bütçesi işsizliğe çare olmayacak. Aksine vergi ve zamlarla tüm yükü bir kez daha çalışanın sırtına yükleyecek.  

Bütçe konusuna geçmeden önce sıcak gündem olarak hafta başında açıklanan ve tartışma yaratan büyüme rakamlarını sormak istiyorum. TÜİK’in 2017 3. Çeyrek için açıkladığı rekor sayılabilecek yüzde 11,1 oranını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu yılın 3. çeyrek büyüme oranı yüzde 11,1 olarak açıklandı. Ama son söyleyeceğimizi en baştan söyleyelim. Bu büyüme oranı “gerçekliği tartışmalı”, ‘’hormonlu’’ ve ‘’faydasız’’ bir büyüme oranı. Gerçekliği tartışmalı çünkü TÜİK’in açıkladığı yeni büyüme serisi, eski büyüme oranları ile karşılaştırmayı mümkün kılacak verileri sağlamıyor. Makro iktisadi büyüklükler ve işgücü verileriyle uyumlu bir büyüme analizi yapabilmek, büyümenin, iktisadi faaliyetlerde ve refahta artış anlamında bir “gerçekliğe” işaret edip etmediğini bilebilmek mümkün değil. Bu konularda hem bizim, hem de birçok iktisatçının yaptığı çağrıların sonuçsuz bırakılması da şüphe yaratıyor.  

Hormonlu çünkü; kaynağı Kredi Garanti Fonu (KGF), vergi indirimi, kamu özel işbirliği garantileri gibi teşvikler ve artan borçlanma. Bu mali destekler ve borç imkânları ortadan kalktığı zaman büyümenin sürdürülebilir olması imkânı yok.

Faydasız çünkü; Türkiye’nin işsizlik, eşitsizlik ve sanayisizlik sorununu çözmüyor. Büyümenin sektörel dağılımı inşaat ve hizmetler sektörü temelli olduğuna işaret ediyor.

Öte yanan, çeyreklik bakıldığında ekonomide yavaşlama eğilimi var.  Çeyrekten çeyreğe bakıldığında, 2017’nin 2.çeyreğinde yüzde 2,2 olan büyümenin, üçüncü çeyrekte yüzde 1,2’ye indiğini görüyoruz. Bu performans Türkiye’yi G 20 ülkeleri içinde Endonezya, Çin, Güney Kore ve Hindistan’ın ardından beşinci sıraya koyuyor. Üstelik 2016 yılı üçüncü çeyrekte yaşanan küçülmeyi bir kenara bırakırsak, bu performans 2009 yılından beri yaşanan en zayıf üçüncü çeyrek performansı.

Siz en zayıf dediniz ama büyüme verileri iktidarı memnun ediyor. Peki, bu büyüme sokağa nasıl yansıyor?  

Bugün milyonlar net 1.404 TL’lik asgari ücretle yaşamaya çalışırken, açlık sınırı bu ülkede 1.567 TL. Geçen yılın Kasım ayında yüzde 7 olan yıllık TÜFE, bu yıl yüzde 13’e dayanmış durumda. Açlık sınırının altında ya da işsiz milyonlardan söz ediyoruz.

Diyoruz ki madem büyüme yüzde 11,1, o zaman bu büyümeden, bu refah artışından emekçiye pay verin. Tam şu günlerde 2018 yılı asgari ücreti belirlenirken, emekçinin hem enflasyondan kaynaklanan kaybını hem de bu büyüme ve önceki döneme ait açıkladığınız büyümelerin payını asgari ücrete ekleyin.

Selin Sayek Böke

2018 bütçe görüşmeleri Pazartesi günü TBMM Genel Kurulu’nda başladı. Siz yeni yılın bütçesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

2018 bütçesiyle ilgili detaylı analizlerin daha en başında “ekonomide bir kayıp yıl daha” tespiti yapmak ne yazık ki yanlış olmaz. AKP iktidarının, 2018 bütçesinde tercihini bir kez daha emekçiler başta olmak üzere üretici güçler aleyhine rant sermayesini güçlendirmeye devam etmekten yana kullandığı, bütçenin hem gelir, hem de harcama tarafında kendini gösteriyor.

2018 bütçesinde,  iyi ücret,  güvenceli iş yok, yeterince istihdam yok. Yani emekçi yok. Üretim alt yapısını güçlendirmeye, üretimi özendirmeye yönelik doğru politikalar yok. Yani katma değer yaratan üretici yok. Hak temelli, sosyal adaleti sağlamaya yönelik sosyal politikalar yok. Yani dar gelirli yok, yoksul yok, emekli yok. Eşitlikçi bir vergi politikası yok. Yani dar ve orta gelirli sınıf yok.

Ama ne var? Rant sermayesi var, Saray rejiminin devamına uygun bir kaynak dağılımı var. 2018 bütçesinin, “var olan düzenin devamını sağlamaktan, hatta ekonominin daha da derin sıkıntılarla karşılaşmasından başka bir vaadi olmadığını” açıkça söyleyebiliyoruz.

Rejimin uzun zamandır olduğu gibi 2018 yılı için de, ekonomik büyümeyi ülkede yaşanan sorunları çözmek için ve ülkenin kalkınması için araç olarak gören değil, kendi içinde bir amaç olarak gören bir yaklaşımı var. Oysa çözüm bekleyen o kadar çok sorun var ki. Ekonomik ve sosyal eşitsizlikler günden güne artıyor.

Büyüme, istihdamı ihtiyaç duyulan düzeyde arttırmıyor. Sürdürülebilir olmadığı için borçlanma kısır döngüsünü kıramayan bir büyüme devam ediyor. Ekonominin yapısal sorunları cari açık ve dış kaynağa bağımlılığı artırıyor, ekonomik kırılganlıkları derinleştiriyor. Ve bu sorunların hepsi 2018 bütçesinde iktidar tarafından göz ardı ediliyor.

Bu bütçede eşitsizliği daha da arttıracak, istihdam piyasalarındaki sorunları daha da derinleştirecek tükenmiş bir modelin perçinlenmesi var, “devlet kapitalizminin” derinleşmesi var...

Ayrıca bütçede kadına ekonomik özgürlük yok, bu bütçede eğitime yatırım yok, bu bütçede aktif işgücü piyasası politikaları yok.

Bu bütçe ekonomik kalkınma modelini değiştiren değil var olanı devam ettiren bir bütçe. Var olan kalkınma modeli de “işsizlik yaratan bir büyüme” anlamına geliyor. Yani Saray Rejimi’nin ekonomik modeline dayanan 2018 bütçesi, hem işsizliğe çare olmayarak, hem de vergi ve zamlarla tüm yükü bir kez daha çalışanın sırtına yüklemiş oluyor.

Selin Sayek Böke

Bütçe açığını kapatmak için, yılbaşından itibaren vergi, harç ve cezaların yüzde 15 artırılacağı bilgisi var. Ancak vatandaş üzerine yüklenen vergilerden ve zamlardan epey yoruldu. Peki, vatandaş bu yükle nasıl başa çıkacak?

Şu anda görüşülen 2018 bütçesi, “borçlanarak günü kurtarmanın” bütçesi. 2018 bütçesinde AKP’nin tüketim kaynaklı ve borca dayalı modelinin devamlılığı her anlamda belirgin.

Tüketim odaklı politikaların yerini üretim kapasitesini geliştirici politikaların almadığı bu bütçede yine bir nefeslik kredi garanti fonu (KGF) var, yine OHAL var, yine rantçı inşaat var. Yani üretme kapasitesini arttıracak kapsayıcı kurumlar, eğitim, bilim ve teknoloji bu bütçede yok.

Türkiye ekonomisi AKP iktidarının ekonomik anlayışıyla borçluluğu yıllar içerisinde artan bir ekonomi. Toplam borçların milli gelire oranı 2001 başında yüzde 144 iken 2017’nin ikinci çeyreğinde yüzde 212’ye ulaştı. Borçla büyüyen bir düzenin sürdürülebilir olmayacağı, özellikle borçla, üretkenliğe değil ranta yatırım yapan ekonomilerin sorunlarla karşılaştığı ve karşılaşacağı açık.

Bütçenin gelir tarafı da rant sermayesinin çıkarlarının dar ve orta gelirli milyonların ihtiyaçlarının önüne konduğunu belirgin bir biçimde ortaya koyuyor.

Bütçenin yükü yine emekçinin kucağında. Örneğin, bütçe gelirlerinin yüzde 86’sı vergilerden, bu vergilerin de sadece yüzde 30’u kazanca göre belirlenen dolaysız vergilerden toplanıyor. Oysa OECD ülkelerinde dolaysı vergilerin toplam vergiler içindeki payı yüzde 66. Üstelik Türkiye’de dolaysız vergilerin de önemli bir bölümü toplam istihdamın yaklaşık yüzde 65’in oluşturan ücretli çalışanlardan toplanıyor. Hem tüketimdeki dolaylı vergilerle, hem de gelirden elde edilen dolaysız vergilerin de büyük oranda ödeyicisi olan emekçiler, 2018’de de bir kez daha bütçe yükünü sırtlayan temel sınıf oluyor.

2018 bütçe ödeneklerinde savunma kalemindeki artış dikkat çekiyor. Milli Savunma, İçişleri Bakanlıkları ile Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinde ciddi artış var. 672 milyar liralık ödeneğin 88 milyarı savunmaya ayrıldı.  Bu artışın sebebi nedir?

OHAL ve maceracı dış politikanın devamlılığı bütçede açıkça görünüyor. Milli Savunma Bakanlığı’nın bütçesi ve Jandarma Genel Komutanlığı bütçesi yüzde 40’ların üzerinde artırılmış durumda.

Bu veriler OHAL’in devam edeceği, maceracı dış politikanın yarattığı güvenlik risklerinin vatandaşa hem sosyal hem ekonomik olarak yüklendiğini ortaya koyuyor.

Selin Sayek Böke

Bu söylediklerinizle birlikte iktidarın toplumsal hayatı dinselleştirme hamlelerinin izini bütçede de görüyoruz. Geçtiğimiz sene bütçesini ilk 7 ayda tüketen Diyanet’e bu 2018 bütçesinden de dev bir ödenek ayrıldı.

Diyanete ayrılan bütçeyle ilgili de hemen bir başka kalemi analiz etmek yetiyor. 2018 bütçesinde iktidar, bir kez daha bilgi, birikim ve eğitim gibi bir derdi olmadığını da gösteriyor.

2018’de de bütçeden eğitime ayrılan pay geriliyor; MEB bütçesinin merkezi bütçeden alacağı pay yüzde 12,1 ile bir önceki yıldan 1 puan daha düşük. Ayrıca eğitim bütçesinin milli gelire oranı OECD ortalamasının da çok altında. OECD ortalaması yüzde 6 iken 2018 bütçesinde bu oran yüzde 2,7.

Bütçedeki tartışmalarındaki önemli başlıklardan bir diğeri ise örtülü ödenekler. AKP iktidarından bu yana sürekli artış gösteren örtülü ödenek tartışmalarına dair ne söylemek istersiniz?

AKP iktidarından önceki 12 yıllık dönemde örtülü ödenek harcaması, toplam 442 milyon lirayken, 2003-2017 arasındaki 14 yılda bu miktar 12 milyar liraya ulaştı. Bu kalem artık bir kara deliğe dönüşmüş durumda.

Örtülü ödenek bir anayasal mekanizma olsa bile, hesap verilmeyen ve olağanüstü durumlarda kullanılması gereken bir aracın böyle büyük miktarda, sürekli bir harcamaya dönüşmesinin doğru olmadığı açıktır.

Selin Sayek Böke