Usta sanatçı Reha Özcan: Medya eliyle cehaletin gözü açıldı

Son olarak Shameless uyarlaması Bizim Hikaye dizisiyle ekranlarda izleyiciyle buluşan usta oyuncu Reha Özcan, aynı zamanda Terk, Ruki ve İmparatorluk Kuranlar yahut Şümürz oyunlarıyla da tiyatro severlerle buluşmaya devam ediyordu. Yurtiçi ve yurtdışında sayısız ödül alan usta sanatçı, Ahval’e samimi ve özel açıklamalarda bulundu.

Son dönemde artan çocuk istismarına karşı tepki gösteren usta oyuncu, medyanın sorumluluklarını yerine getirmediğini, yetkililerin ise gerekli özeni göstermediğinin altını çizdi. Özcan, “Medya eliyle cehaletin gözü açıldı ve cehalet istediği gibi yürüyüp gidiyor” dedi.

Bizim Hikaye dizisi final yaptı. Bu hikayenin başlaması sizde nasıl bir duygu yaratmıştı, bitişi nasıl bir duygu uyandırdı. Bizimle paylaşır mısınız?

Öncelikle şunu belirtmek isterim ben çok iyi bir Shameless hayranıyım. Bizim Hikaye’de onun uyarlamasıydı. Özellikle William H. Macy’i hayranıyım. Onun oynadığı Frank karakterini oynadım. Aslında bu senaryo bana dizi başlamadan üç yıl önce de gelmişti. İlk geldiğinde bu diziyi Türkiye’de yapamazsınız, yapsanız dahi saçma sapan bir şey olur diye kabul etmemiştim.

O dönemlerde de Haluk Bilginer’in diziyi kabul ettiğini öğrendim.Ondan sonra “aslında bu role farklı taraflardan bakılabilir” diye düşünmüşmeye başladım. Oyuncu özgür alanlarını çoğaltabilirse bir sürü şey yapabilir senaryo metninde…

Aslında birinin kabul edişi üzerinden  bunu düşünmeye başladım. Fakat bir şeyler oldu ve proje hayata geçmedi. Bir süre sonra tekrar harekete geçildi o sıralarda Adı Efsane dizisinde olduğum için yakın arkadaşım olan  Musa Uzunlar’ı önerdim. Daha sonra yine ertelendi proje. Bir süre sonra Adı Efsane dizisi bitti ve ben yurtdışına çıkacakken Merve Girgin aradı. Reha Abi Shameless Frank karakterine var mısın dedi? Ben de varım dedim ve kabul ettim. Serüven böylece başlamış oldu.

İlk geldiğinde kabul etmemiştiniz, sonra ise kabul ettiniz rolü… O süreçte ne değişti?

İlk geldiğinde o rolle ilgili bir şeyler yapabileceğime inanmamıştım. Ama şimdi tam olarak inanıyordum. Oyuncu koçum Ayşegül Hardern’le çalışmaya başladım. Karakteri çıkarmak için antremanlar yaptık. Hem vücut hem de ruhsal anlamda çalışmalar yaparak hazırlandık. Biliyorsunuzdur burası Türkiye, çalıştığımız bir sürü şey çöp oldu. Herkes kurduğu hayale sahip çıktı, hayaline sahip çıkmak güzel bir şey ama bir oyuncunun özgür alanlarını daraltmak pek sağlıklı bir durum değil.

Fotoğraflar: Mustafa Çinkaya

O kadar çalışmanızın adeta boşa gitmesi size neler hissettirdi?

Daha ilk bölüm çekimlerinden hemen sonra “inşallah erken biter” diye içimden dua ettim. Biliyorsunuzki dizinin uyarlanması Twitter’da  çok tepki aldı. Fakat bir gece Twitter’da saat 2 civarında ‘olum Frank’i Reha Özcan oynuyormuş la’ şeklinde bir mesaj gördüm. O beni motive etti. Seyircinin farklılık beklentisi olduğunu anladım ve o farklılığı oynadığım karaktere eklemeye başladım. Daha sonra beni daha özgür bıraktılar. Bu durum rolümün daha çok sevilmesine neden oldu. İzleyiciyle güçlü bir bağ kurmayı başardık.

Dizi bitti neler hissediyorsunuz?

Evet dizi 70. bölümde final yaptı. Başlarken endişelerim oldu ama zamanla onlar kayboldu. Çok özleyeceğimi söyleyebilirim. Emek harcadığınız şeyleri çok özlersiniz. Ben de çok emek harcadım Fikri Elibol’a... Onu çok özleyeceğim.

Size teklif geldiğinde nelere dikkat ediyorsunuz?

Birbirine benzer karakterleri kabul etmiyorum. Her rolün birbirinden farklı olmasına dikkat ediyorum.

Siz dizinin yoğun temposunun yanı sıra üç tiyatro oyununu da sahneliyordunuz. Bu tempoya nasıl dayanıyorsunuz?

Ben bu sene tiyatro yapmayacağım diyordum. Tiyatro yapmam dediğim halim üç oyundan ibaretmiş... (gülüyor)

Yoğun tempoyu seviyorum. Benim için sıradışı bir şey değil bu tempo…

Terk, Ruki ve İmparatorluk Kuranlar yahut Şümürz oyunlarını sahneledim.

Ruki oyunumuzu hem Türkiye’de hem de yurtdışında sahneledik. Anlattığımız şey gerçek olduğu için seyircinin dikkatini çekti.

Fotoğraflar: Mustafa Çinkaya

Yeni projeleriniz var mı?

Ben artık teknolojinin tiyatro dünyasına girmesi gerektiğini düşünüyorum. Oyuncunun gücünü azaltacak değil gücünü pekiştirecek teknolojinin mutlaka gelmesi gerektiğini düşünüyorum. O yüzden de görsel efektler üzerine araştırmalar ve yerinde incelemelerde bulunuyorum. Teknolojiyi sahnelerimde kullanmayı planlıyorum. Teknoloji ve sanatın içi çe olduğu bir proje hazırlığı içerisindeyim.

Bunun yanında sunuculuk işlerini çok seviyorum. Onu da hayatıma katmak istiyorum. Sunuculuğa yönelik hazırlıklarım var.

Dizi bitti. Oyunlara da sezon arası verdiniz. Neler yapacaksınız, ne tür planlarınız var?

Önce İngiltere’ye gideceğiz, Londra’dan Prag’a geçeceğiz… Daha sonra İskoçya’ya geçeceğiz… Çeşitli festivallere katılacağız ailemle birlikte… Hem tatil yapacağız hem de çeşitli kültürel faaliyetleri takip etmeyi planlıyorum.

Suskunlar dizisi için “sosyal sorumluluk projesi gibiydi” demiştiniz. Orada hapishanede taciz ve tecavüze uğrayan çocuklara göz yuman bir cezaevi müdürünü oynadınız. Suskunlar şu aralar ekranlarda değil ama maalesef minnacık çocuklarımız hala yaşıyor taciz ve tacavüzü... Bu konuda sanatçı olarak neler söylersiniz?

Bu toplumda tacize uğramayan bir tek kişi yoktur. Ben en az 3-4 kere tacize uğradım.  Sadece erkek tacizine değil kadınların da tacizine uğradım. Bu ülkede bunun ne kadarı ahlaki, ne kadarı ahlaki değil, bunun ne kadarı sapıklığa giriyor ne kadarı girmiyor. Bu tamamen o toplumun normlarına bağlı… Bizim genel olarak bir tedaviye ihtiyacımız var. Yahu kardeşim bundan daha büyük bir sorun var mı? Çocuğa tecavüz ediyor insanlar…

Senin başka şeylerle ilgilenmeye hakkın yok sen hala çocuğa tecavüz ediyorsun, sen ilkel komünel bir yapıya sahipsin. Bunları tedavi etmeden hiçbir şey yapamazsın… Sanatını geliştiremezsin! Kendinle hesaplaşmadan hiçbir şey yapamazsın! Yasa yapıcılar ve yasayı koruyanlar bu soruna el atmadıktan sonra bu sorun çözülemez. İdam isteniyor, bunu doğru bulmuyorum. İdam bu sorunu halının altına süpürmektir. Bu sorunu kökten çözmemiz gerekiyor.

Bu çocuk tacizine sebep olan şey sizce nedir?

Bu durumu çözmemiz için öncelikle dinden ayırmamız gerekiyor. Din adamları çıkıp 9 yaşındaki kız çocuğunun evlendirilme yaşı geldiğini söylemesine izin vermeyeceksin. Daha çocuk yaşta olan çocukların evlendirilebilir şeklindeki açıklamaları bu toplumda çocuk istismarını meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Yazık! Bu tür açıklamayı yapan insanları tiksindirici buluyorum. Çocuklara o gözle bakılması midemi bulandırıyor.

Peki burada medyanın rolünü nasıl yorumluyorluyorsunuz?

Uzun zamandır gazete okumuyorum. Gazetelerin beni aydınlatması, ufkumu açması gerekirken saçma sapan bir şekilde yayın yapmayı tercih ediyorlar. Anadolu’nun bazı kahvehanelerinde  yapılan siyasi analizler, politik sohbetler medyadan daha derinlikli ve kaliteli… Oralarda konuşulanlar Meclis’te bile konuşulmuyor.

Medyanın çocuk istismarıyla ilgili aydınlatıcı bir yerde durması gerekirken saçma sapan içeriklerle vakit öldürüyor. Maalesef yetkililer ve medya eliyle cehaletin gözü açıldı ve cehalet istediği gibi yürüyüp gidiyor. Aynı şekilde akli düşünceyi seçenler ya savunma mekanizması olarak ya geri çekildiler ya da göç ettiler. Bu ülkede düşünen, aydın olan bir sürü bireyi cezaevinde… Suçlarının ne olduğunu bile bilmiyoruz..

Tekrar sorduğun soruya gelirsem… Ben Suskunlar’ın senaryosu geldiğinde menajerime dedimki, bu rolü ben oynarım.  Çünkü bazı roller oyuncusunu seçer… 12 Eylül faşizminde Sait karakteriyle ben bir hafta yaşadım. O adamı çok iyi tanıyorum. Ondan dolayı o rolü oynamayı çok istiyordum ve o rol bana verildi.

Sait karakteri tacize, tecavüze gözünü kapatan bir karakterdi değil mi?

Evet. İşkenceye, tacize ve tecavüze gözünü kapatan bir adam… Korkak ve karaktersizin tekiydi…

Son dönemlerde çokça tartışılmaya başlandı. Sanatçının siyasete karışmasının doğru olmadığını savunanlar var. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Sanatçının siyasetle alakası olmamalı,gündelik politikalarla alakası olmamalı… Siyaset üstü olmalı… Muhalefeti de hükümetçisi de… Sanatçının tüm bunların üzerinde durup filozofyalardan, felsefelerden faydalanarak halka yeni şeyler sunması gerekmektedir. Gündelik politikalar içinde boğulmamalı...

Son olarak şunu sormak istiyorum. Kültür Bakanı olsaydınız ilk ne yapardınız?

(Gülüyor) İstifa ederdim… Onlar benim işim değil. İki seçenek var; ya pratisyensindir ya da akademisyen… Ben pratisyen olmayı seçiyorum. Akademisyenlere uyuz olurum hiç pratikleri olmadığı için… Ben eylem adamayım eylemci yönetecek adam değilim. Hiçbir kültür bakanı benim kadar festival gezmemiştir, müze, resim sergisi gezmemiştir… Ben anca fikir verebilirim. Şimdiye kadar da benim fikrime ihtiyaç duyanı görmedim. (Gülüyor)

© Ahval Türkçe