Kutay Ersöz
Ağu 02 2019

Beşiktaş’ın sorunu aynı: Kaptan Burak Yılmaz

Burak Yılmaz yedi aydır Beşiktaş’ta ama camia bir buçuk senedir Burak Yılmaz’ı tartışıyor. Hatta belki de daha fazladır…

2018’e damga vuran ‘gelsin mi gelmesin mi’ konu başlığının çok öncesinde de Burak Yılmaz, Beşiktaş tribünlerinin pek sevmediği futbolculardandı. Golcü oyuncu, 2006-07 sezonunda siyah-beyazlı formayı giyerken kimya tutmamıştı ama esas sonrasında, ezeli rakiplerin forması altında başarılı maçlar çıkardığında Dolmabahçe’de hiç sevilmedi, hatta bir öfke doğurdu.

Biriken öfkeye rağmen Burak Yılmaz, 34 yaşında yeniden Beşiktaş’a transfer edildi. Beşiktaş tribünleri o günlerde adeta ikiye bölündü. Oyuncuyu ısrarla isteyen yoktu ama bir yanda “Gelirse sahip çıkarız” diyenler vardı, bir yanda da kesinlikle istemeyenler…

Burak gollerini atınca, ona sıcak yaklaşanlar haklı çıktıklarını düşündüler. Transfere veto verenlerin bir kısmı da çekimser oyu vermeye başlamıştı. Burak’a karşı olmaya devam edenler ise en azından süreci kabullenme noktasına gelmişti. Hiç olmazsa ana gündem maddesi artık Burak değildi.

Tam sular duruluyor derken Beşiktaş yönetimi radikal bir karar daha aldı ve Burak Yılmaz’ı takım kaptanlığına getirdi. Esasında takım kaptanlığı kavramı, tüm futbol dünyasında yeniden değerlendirilmelidir. Kaptanlık, geçmiş zamanlarda mühim bir mevkiiydi. Kulübü temsil etmenin dışında, mesai harcanması gereken bir görevdi. Takımın karakteri, kaptanının karakterinden şekil alabilirdi. Kaptan, sadece sahada değil saha dışında da oyuncu grubunu yönlendiren kişiydi.

Artık devir değişti. Profesyonelliğin zirve yaptığı, bireyselliğin değer kazandığı futbol dünyasında takım kaptanının görevi maç öncesi seremoniye katılmaya ve tartışmaları pozisyonlarda hakemle konuşmaya indirgendi. Yine de sembolik değeri güçlü bir şekilde duruyor. Pazubent takım içindeki en önemli ödül. Kaptanlar manevi anlamda kulübün en değerli oyuncusu olarak tarihe sunuluyor.

Bu noktada Burak Yılmaz’ın takım kaptanı olmasına ihtiyaç var mıydı? Burak, yaşı ve kariyeri nedeniyle Türk futbolcu sınıfında saygı gören bir isim. O nedenle takım üzerinde bir liderliği ve saygınlığı olabilir. Bu nedenle kaptanlık bandının ona verilmesi düşünülebilir. Fakat zaten o saygınlığı elde etmiş Burak’ın, camia nazarında bir görsel kabule ihtiyacı var mıydı?

Diğer yandan Beşiktaş’ta geçen sezonun kaptanları ilk 11’de devamlılık sağlayamadı. Tolga Zengin yok gibiydi. Oğuzhan Özyakup Kasım ayından sonra hiçbir maça ilk 11’de başlamadı. Necip Uysal ise sezon boyunca sadece 11 maça ilk 11’de çıktı. Haliyle kaptanlık listesinin güncellenmesi doğaldı. Yine de en doğru isim Burak Yılmaz mıydı?

Burak, takımdaki her oyuncu gibi kaptanlık yapma hakkını elinde bulunduruyor. Ona yönelik bir aforoz veya feragat dayatması olmamalı. Hatta belki de kaptanlık konusunda takımın en maharetli ismi olabilir. Konunun değerlendirmesini teknik heyet ve yönetim yapmıştır. Fakat bu kararın camia içinde rahatsızlık uyandıracağı kesin. Öyleyse böyle bir karara gerek var mıydı? Birkaç maça en önde çıkmanın getirdiği faydalar, sezonu etkileyecek bir krizin zararlarından daha mı değerlidir? Üstelik açıkçası Burak Yılmaz’ın da takım içindeki saygınlığı dışında, doğru bir kaptan figürü olmadığını söyleyebiliriz. Özellikle saha içindeki fevri tavırları, onu bir kaptanın olması gereken sakinlikten ve olgunluktan uzaklaştırıyor.

Zaten Beşiktaş yönetiminin kararı, değerlendirmeler ışında aldığından da emin değiliz. Daha çok tribündeki, basındaki ve camia içindeki muhaliflere bir ‘ders verme’, hatta onları kızdırma maksadıyla alındığını düşünülebilir. Yanılabiliriz ama Fikret Orman yönetiminin bu tip kararları ve açıklamalarına sıkça rastladığını için aksini düşünmekte zorlanıyoruz.

Bu köşede sık sık taraftarların kulüpler ve kulüplerde görev yapan profesyoneller üzerinde kurduğu tahakkümü eleştirdik. Son dönemdeki çılgınlık nedeniyle, oyuncu değiştiren teknik adamdan tedavi yapan doktora kadar herkes acımasızca eleştiriliyor ve onların işini bilmediği iddia ediliyor. Transferlere, tercihlere, idari kararlara taraftarlar çok rahatça müdahil oluyor.

Fakat Beşiktaş taraftarı ile Burak Yılmaz arasındaki ilişki benzer bir örnek değil. Taraftarlar, Burak’a futbolculuğundan dolayı karşı çıkmıyor, onu mesleğiyle değerlendirmiyor. Doğru veya yanlış ama onun kulüp değerlerine uygun olmadığını düşünüyorlar. Zaten bir kulüp yapısında taraftarların devreye gireceği nokta da burasıdır. Kulüp değerlerini, tarihini, yapısını korumak onların birinci ve asli görevidir. Tribün, bir nevi denetim mekanizmasıdır. Zaman zaman idareciler kulübün menfaati doğrultusunda taraftarların istemedeği kararları alabilirler. Bu riskli kararlar, çatışmalara zemin hazırlar ama iyi bir kriz yönetimiyle sorunlar hallolabilir. Geçen sezon Burak’ın transferinin ardından Şenol Güneş bunu başarmış, çok istediği Burak’tan verim alarak tribünden gelecek tepkileri azaltmıştı.

Peki ya kaptanlık? Özellikle Orhan Ak krizi ile bir gerilim yaşanırken yeni bir kriz doğurmak doğru muydu? Bunun cevabını sezon başladıktan sonra göreceğiz. Fakat hem Orman yönetimi hem de Abdullah Avcı kendilerine çözmek zorunda oldukları yeni bir kriz ürettiler, mesailerini arttırdılar.

Sezon başladıktan sonra yaşanacakları merakla bekliyoruz ama asıl merak ettiğimiz daha başka. Acaba dört sezondur takımın başında olan Şenol Güneş, yeni sezonda da devam etseydi, ısrarla istediği Burak Yılmaz’ı takım kaptanlığına getirir miydi? Dolmabahçe’de oynatamadığı Oğuzhan’ı A Milli Takım kadrosuna alan tecrübeli teknik adam, belki de Burak için başka bir yöntem düşünürdü. Ve belki de öyle düşünebildiği için bugün Beşiktaş’ın başında değil!


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.