Sessiz sedasız bir şampiyonluk: Ünsal Arık

Almanya doğumlu milli boksör, Ünsal Arık… Türkiye’yi temsil ediyor. Geçen haftalarda sessiz sedasız Avrupa şampiyonluğunu kazanmış, toplam 10. kemerini almıştı.

Arık ile Berlin’de hem şampiyonluğundan, hem kendisinden hem de ülkeden konuşuyoruz… Sohbetin bir yerinde, “Maçlarıma bakarsan çok darbe alırım. Çok da kapanırım. Ama vurunca çok sert vururum…” dedi.

Yalnızca katıldığı maçlar değil, hayatı da, anlattığı kadarıyla biraz öyleydi Ünsal’ın; sonunda ayağa kalkıyor. Ayağa kalkıyor ve elini uzatıyor, kendi hayatına…

Bir klişe soru ile başlayalım, kimdir Ünsal Arık?

Milli boksörüm. Almanya’da doğdum ve büyüdüm. Annem babam da buraya herkes gibi işçi olarak gelmiş. İkisi aynı fabrikada tanışıp, aşık olup evlenmişler… Sonra da Ünsal Arık olmuş.

Nasıl başladınız boksa?

Ben boksa şaka olarak başladım. İlk defa 27 yasında eldiven taktım. Hocalarım bana şunu dedi: Sende boks yeteneği sıfır. Ama Allah bir sağ kroşe vermiş, bunu kullanacaksın. Kroşelerin çok güçlü diyorlardı. Maçlarıma bakarsanız çok darbe yerim, çok da kapanırım. Ama vurunca hep sert vururum. Yani işi öyle götürmeye çalışıyoruz…

Geçenlerde bir şampiyonluk aldıınız…

Evet. Geçen haftalarda Avrupa şampiyonu olduk. Bayrağımızı yine en yukarda dalgalandırdık. Toplam 10. Kemerimi aldım. Tabii bu çok da haber olmadı… Şimdi hazır seçim yakınken, yine tşörtümü giyip millete hatırlatayım, bu mirası kime borçluyuz göstereyim dedim şampiyonluk maçımla.

Büyük başarılar elde ettiniz. Yeterince destek görüyor musunuz?

Açıkcası pek çok kişi “Çok iyisin, sakın mücadeleyi bırakma.” Diyor. Ancak sponsora ihtiyacım olduğunu söylediğimde, “aman, bizden uzak dur. Ama biz de Atatürkçüyüz bunu bil” diyorlar. 219 tane ameliyet geçirmiş, yine de yaşamaktan vazgeçmeyen yürekli bir abimiz var, Turan Abi. Bana emekli parasını çıkarıp verdi. İşte o destekle de şampiyon olduk.

“Turan Abi” yanımızda. Hemen o alıyor sözü:

Şimdiye kadar burada pek ülkeye yararlı olamadık. Bari Ünsal’a destek olarak faydalı olabileyim, diye düşündüm… Neyim varsa masanın üzerine bıraktım. O da zaten yanıltmadı, şampiyonluğu aldı. Sonuçta mücadele aynı: iyi yapılan her şey ülkeye katkıdır.

C:\Users\acer\Downloads\2018-05-28-22-55-56-505.jpg

“Turan Abi”ve Ünsal Arık

Atatürk’ü putlaştırıyor musunuz?

Ben Atatürk’e saygı duyuyorum. Ben bugün bir ülkeyi temsil edebiliyor ve bu bayrağı dalgalandırabiliyorsam, bunu ona borçluyum. Ben buna saygı duymak zorundayım. Saygı duymak putlaştırmak demek değildir.

Neden bu kadar çok tepki alıyorsunuz?

Ben burada doğdum ve büyüdüm ama ben Türkiye’yi temsil etmeyi tercih ettim. Erdoğan hakkında kötü konuşmak, Erdoğancılar için vatanını kötülemek ve Türkiye’yi kötülemek demek. Bu iftira Müslümanlık düşmanlığına kadar gidiyor.

Türkiye’de ilk boksör olarak Anıtkabir’de bir törenle kemerini bırakan sporcu benim. Bunu Ulusal kanal canlı gösterdi. Aziz Sancar’dan sonra kemerimi müzeye bırakacağım zaman, Komutan, “Kusura bakma yukarıdan telefon geldi. Senin kemerini müzeye alamayacağız” dediler.

O telefonun nereden geldiğini de, kemerimin neden alınmadığını da biliyorduk zaten. Beni ayakta tutan şey hedeflerim. Bunun için de mücadele edeceğim her zaman. Bir gün beni böyle ansınlar isterim.

C:\Users\acer\Downloads\IMG-20180526-WA0002.jpg

 

Sadece Türk’ler de değil, Alman’lar da korkuyor. Çok politik olduğumu düşünerek uzak durmaya çalışıyorlar. Onlar da Türkiye ile problem yaşamak istemiyor çünkü.

Geçenlerde bir programda “Erdoğancılar bizi basar” diyerek beni iptal etmişler. Benim problemim sivri dilim. Bir programda “Almanya’yı sevmeyenler Almanya’dan gitsin.” Dedim. Bir insanın sevmediği bir yerde yaşaması biraz iki yüzlülük bence. Benden nefret ediyorlar doğruyu söylediğim için. Almanlar ise gördükleri yerde fotoğraf çekiliyor. Ama Erdoğan’a karşı olduğum için değil, Almanya’ya saygı duyduğum için. Yaşadığın ülkeye saygı duymak yalakalık değildir.

Almanya’da örnek de gösteriliyorsunuz…

Bazı okullar beni arayıp hayatım hakkında ders yapıyorlar. Ben sokaktan geldim. Almanya’ya sonsuz bir saygı duyuyorum fakat kendi ülkemi temsil ediyorum. “Her şeye rağmen” bundan vazgeçmiyorum. Vatan Haini lafını duymak güzel bir şey değil.

İlk zamanlar bunları atlatmak çok zordu, kendimi eve kilitlediğim günler oldu.

Sonra kız arkadaşım şöyle bir şey dedi: “Sabırlı ol. Sen güzel bir şeyin mücadelesini veriyorsun.” Bu böyle bir iş.

Erdoğancılar da ülkesini seven insanlar. Ama ben kendi dünyamı terk ederek, kafamı dışarı çıkarmayı denedim. Dünyayı izledim. İnsan kitap okuyunca ya da dünyayı gezince başka türlü bakmaya başlıyor.

Nasıl bakıyorsunuz Dünyaya?

Benim hayatımı Afrika’da yaşadığım bir şey değiştirdi. Camiide namaz kılıyoruz maçtan önce. Yanımda iki hristiyan var, onlar da kendi usulleri ile ibadet ediyor. Ben şaşırarak tepki gösterdim. Bunlar ne arıyor benim yanımda, dedim. Meğerse Kilisede yer kalmamış, Hıristiyanlar da bizim tarafa gelmiş.

Afrikalının yanına giderek, bu nasıl olur burası camii, dedim.  Bana, “bizim derdimiz ekmek su, böyle şeylerle uğraşacak halimiz pek yok.” dedi. Bu olaydan sonra düşüncelerim değişmeye başladı. Sonra önemli olanın, insan olmak olduğunu anlıyorsunuz… Oradaki deneyimden sonra Türklük ve Müslümanlıktan önce “insan olmaya karar verdim…

Peki ya dünya görüşünüz?

Irkçı Türk’e de Kürt’e de karşıyım. Ben Almanya’da yaşadım, ırkçılığın ne olduğunu biliyorum. Kimin nerden geldiği, hangi dine mensup olduğu ile hiç ilgilenmiyorum. Beni insan olması ilgilendiriyor. Bazen tepkilerimden dolayı biraz pişman olabiliyorum. Aniden sinirlenebiliyorum. İnsanlar da beni Kürt düşmanı gibi görüyor böyle olunca…

Ben Kürt düşmanı değilim. Herkes kendi kültürünü özgürce yaşamalı. Artık çocuklarımız aynı problemi yaşamasınlar istiyorum. Örnek olmalıyız. İki tarafta hata yaptı. Ama artık barışmalıyız. Çocuklarımızı kinle, nefretle büyütürsek ileride birbirlerine tabiî ki düşman olurlar…

Ben bu anlamda kendi hatalarımı gördüm, bir Kürt’ten de bunu bekliyorum. Kimse şehit vermesin. Hiçbir anne ağlamasın. Hiçbir kurşun bir canlıyı öldürmesin… Bugün problem yasayanlar, her şey değişince eminim davul zurna ile dönecek ülkeye. Çünkü aslında herkes biliyor; biz bir şey yapmadık. Ben Türk olarak, diğeri Kürt olarak sıkıntı yaşıyor. Tek suçumuz muhalif olmak.

Pek çok sporcu var sizin gibi muhalif. Ortak dertleriniz de var. Neden hiç birlikte görmüyoruz?

Ben sivri dilliyim. Basın da bazen beni “faşist bir Türk” olarak gösteriyor, kimisini de “faşist bir Kürt” olarak gösteriyor. Ama örneğin Deniz Naki, “Ünsal bu adımın hoşuma gitmedi” dese, bakarım, “evet yanlış” diyebilirim. Geri adım atarım. “Sen de bir adım geri at, hadi şimdi birlikte yürüyelim” derim. O da benim gibi barış istiyor. Önemlisi barıştır.

Görüşleriniz belki başka, ama dertler kısmen ortak. Belki bir gün yan yana olduğunuz bir röportaj yaparız…

Tabii ki. Sonunda mutlaka sarılmış oluruz. Farklı düşündüğü için spor yaptırmadılar ülkesinde. Aynı yerde birleşiyoruz. Yalnız benim meydan okuduğum boksör, onun iyi arkadaşlarından biri…

Siyasete katılmayı düşündünüz mü hiç?

Siyasete girmek için çok düşünürdüm sanırım. O çok başka bir iş… Fakat biri Spor Bakanı olmayı teklif etseydi, sanırım hiç düşünmeden yapardım. Bunun için iyi bir isim sayılırım. Fakat şu an Türkiye’de bunları yapabilmek için, sporcu olarak önce doping yapmak lazım sanırım…

Seçimler de yaklaştı, sonuçlara dair öngörünüz var mı?

Gelecek Cumhurbaşkanının işi çok zor. 16 yıllık pisliği temizleyecekler… Gül bahçesi beklememeliyiz hemen. Benim desteğim Muharrem İnce’ye…

Tabii şu anki Cumhurbaşkanımızın koltuğu bırakması için suçu ve hatası çok. Yargılanacaklar…

Muharrem İnce kazanacak diyorsunuz, ya tam tersi olursa?

Tam tersi olursa, hepimizin başı sağ olsun.