Tiny Url
http://tinyurl.com/y8zpkmlf
Kutay Ersöz
Oca 11 2019

Trabzonspor, Trabzon’a karşı!

Trabzonspor, ülkenin en başarılı futbol kulüplerinden biri. Senelerdir şampiyon olamaması bu gerçeği değiştirmez. Zamanında başardıkları, Türkiye futbolunda önemli bir kırılmaya yol açtı. Fakat belki de Trabzonspor, en büyük hatasını da o dönemin ardından yaptı ve kimliğini değiştirdi.

Bordo-Mavililer, 1970-80’lerde gelen şampiyonluklardan sonra İstanbul medyasının etkisine kapılıp “dördüncü büyük” sıfatını benimsedi. Oysa Türkiye’deki ‘büyük kulüp’ kavramı farklı bir noktayı işaret eder. Sadece futboldaki şampiyonlukları değil; amatör şubeleri, toplumsal hayatı, hatta imparatorluktan cumhuriyete geçişteki rolleri dahi anlatır. 

Bir statükodan bile bahsedilebilir. Oligarşiyi yıkan Trabzonspor dördüncü büyük de değildi, dört büyükten biri de... Çok daha ötesiydi. Devrimciydi ve o meşhur sözdeki gibi her devrim gibi kendi çocuklarını yedi.

Trabzonspor’un büyük sıfatına uygun davranma isteği, başarının temellerini yok etti. Trabzonspor’a dair yapılan çoğu analizde yer aldığı gibi; şehrin çocuklarıyla baş kaldıran, ‘yerlinin yerlisi’ düsturu ile hareket eden kulüp, ‘büyük’ olduktan sonra büyük oyuncuları şehre getirmeyi amaçladı. Bunu başardı da. 

1990’larla beraber, şehre yıldızlar akın etti. Kimisi başarılı oldu, kimisi isteneni veremedi. Fakat Trabzonspor yaklaşık 35 senedir şampiyonluk sevincini yaşayamadı. Şehrin çocukları da bu sürede forma giydi. Hatta belki de son 20 yılda nüfusuna oranla Süper Lig’e en çok futbolcu çıkaran şehir Trabzon’dur. Fakat Anadolu’nun dört bir yanında her takımda 61 numaralı formalı futbolcuları izlerken, Trabzonspor umudu en çok Avrupa’da, Afrika’da, Amerika’da aradı. Zira camianın sabırda sıkıntısı, şatafata hevesi vardı.

Seneler gelip geçerken, ekonomik problemler önce görmezden gelindi. Ardından (Muharrem Usta döneminde) “şampiyonluk gelirse ekonomi çözülür” denildi ve sportif başarı için bir kez daha maliyetli futbolculara gidildi. Burak Yılmaz, Jose Sosa gibi transferler bu dönemde yapıldı. Borç giderek katlandı ama başarı gelmedi. 

Başkan Usta duruma dayanamadı. Görev değişimi kaçınılmazdı. Nisan ayında yapılan olağanüstü kongrede Ahmet Ağaoğlu başkan seçildi.

Ağaoğlu ismi, ister istemez bazı beklentiler yarattı. Trabzon’dan çıkıp İstanbul’da okuyan, daha sonra kendi işini kuran, ülkenin zenginleri arasında yer alan, şık giyinen, golf sporuna ilgi duyan yeni başkanın, kulübe sıcak para akıtacağı düşünülmüştü. Fakat tam aksi oldu. Yaz transfer dönemini nispeten sönük geçiren ‘Fırtına’, teknik direktörlük koltuğuna da tüm eleştirilere rağmen tecrübesi kısıtlı ama kulübü yakından bilen Ünal Karaman’ı getirdi. 

Ardından gençlik hamlesi başladı. Yusuf Yazıcı ve Abdülkadir Ömür zaten önceki sezondan kadrodaydı. Sezon içinde de Batuhan Artarslan, Uğurcan Erdinç, Hüseyin Türkmen, Abdülkadir Parmak gibi oyuncular süre aldı.

Bu gelişmeyi önemsiyoruz. Türkiye futboluna geniş açıdan bakan herkesi de heyecanlandırıyordur. Ağaoğlu yönetimi, bu yolda devam edeceklerini –şimdilik- kanıtladı. Sezon içinde Onur Kıvrak ve Burak Yılmaz gibi şöhretli, başarılı, popüler ama aynı zamanda kulübe maddi külfeti olan, üstelik ara sıra sorun çıkaran iki oyuncuyu kadro dışı bırakma cesaretini gösterdiler. 

Teknik direktör Karaman, giden yıldızlarının yerlerini gençlerle doldurdu. Fakat taraftarlar, devre arasında hem boşalan bölgelere hem de eksiklik hissedilen yerlere takviye yapılacağını tahmin etti.

Üstelik takım ilk yarıyı ikinci sırada bitirince şampiyonluk şarkıları da mırıldanılmaya başlandı. Taraftar mevcut kadronun şampiyonluk için yeterli olmayacağını, o yüzden fırsat ayağa gelmişken transfer yapılması gerektiğini düşünüyor. 

Yerel basının da bu konuda talepleri olduğunu okuyoruz. Ayrıca başkan Ağaoğlu’na camianın ileri gelenlerinden baskı geldiği biliniyor. Takım ikinci sıraya kadar tırmanmışken, diğer ‘büyüklerin’ hali ortadayken, şampiyonluk şansı bu kadar yükselmişken kamuoyu transfer istiyor. Hatta transfer de değil; transferler. Şöhretli, yıldız, pahalı futbolcular... Daha önce gelenlerin benzerlerinden...

Ağaoğlu yönetimi bu baskıya ne kadar dayanır belli olmaz ama şimdilik çok iyi direndiler. Transfer yapmak bir yana, Antalya kampına gençlerden kurulu bir kadroyla gittiler. 29 oyuncunun 20 tanesi altyapıdan. O 20 oyuncunun da büyük bir çoğunluğu Trabzon doğumlu. Tabii kadroda bazı eksikler var. 

Asya Kupası’na giden Amiri ve Hosseini ile sakat olan Olcay ve Onazi kampta yok. Belki onlar olsaydı bazı gençler Trabzon’da kalacaktı. Fakat öyle bir durumda da 20 oyuncunun sayısı 15’e inerdi. Belki en kötü 10 olurdu. 10 genç! Kötü mü?

Trabzonspor şu an çok önemli bir yol ayrımında. Ağaoğlu yönetimi ve Ünal Karaman hangi yolu seçeceklerini gösterdiler. Bir kesim onların tercihlerini değiştirmek için uğraşacaktır. Karar alındıktan ve yola sapıldıktan sonra tökezlemeleri beklenecek ve ilk kazanın ardından yapılan ‘yanlış’ vurgulanacaktır. Fakat Trabzonspor şu an doğrusunu yapıyor. 

Türk futbolunun geneline yayılması gereken üretim çabası, Trabzon’da filizleniyor. Boşuna da orada olmuyor zaten. Belki de ülkenin en verimli futbol topraklarından bahsediyoruz. Trabzonspor eski kimliğine uygun bir şekilde yeniden bir ‘devrim’e neden olabilir. Yeter ki rakiplerinden çok, şehrin alışkanlıklarını yenebilsin.

Not: Antalya kampında altyapıdan 16 oyuncu götüren Bursaspor Teknik Direktörü Samet Aybaba’yı da unutmamalı ve tebrik etmeliyiz…

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.