Şub 23 2018

Sovyet denizaltısının batırdığı Struma'da hayatını kaybeden 768 Yahudi anılıyor

Nazi soykırımından kaçmak için Köstence limanından Struma gemisine doluşup kaçmak isteyen Yahudiler, bundan tam 76 yıl önce Karadeniz'de Sovyet denizaltısı tarafından geminin batırılmasıyla hayatını kaybetti.

Tarihe 'Struma faciası' olarak geçen olay hemen her yıl düzenlenen törenlerle anılıyor. 

Her şey, Hitler'in Yahudileri toplama kamplarına alıp katletmesiyle başladı. Benzer bir akıbete uğramak istemeyen bazı Yahudiler, ellerindeki son paraları da verip Struma ile Romanya'nın Köstence limanından kaçmaya karar verdi. 

Hedefleri ise o dönem İngiliz yönetimi altında bulunan Filistin'e ulaşmaktı. 

 

struma

 

Hitler'in Yahudileri yok etme kampanyası sadece Almanya'yı değil, çok sayıda Avrupa ülkesini de kasıp kavuruyordu. Romanya hükümeti de, Yahudi karşıtı yasalar çıkartıp Nazi katliamları gerçekleştiriyordu.

Ancak Romanya bu yasaları Polonya'dan esinlenerek yürürlüğe koymuştu. 1941 yılında, dört binden fazla Yahudi, Yaş kentinde öldürüldü ve aynı akıbetle karşılaşmak istemeyen Yahudiler bir gemi ile Filistin'e gitmenin yollarını araştırmaya başladı. 

 

struma

 

Canlarını kurtarmak isteyen çok sayıda Yahudi, gemi ile ilgili planları duyunca elindeki avucundaki son parayı da vererek gemiye binmeye çalıştı. En fazla 200 kişilik kapasitesi olan Panama bandırala, 1867 yapımı Struma'ya 800'e yakın yolcu bindi. 

Ahırları olan ve eski bir gemi olan Struma'nın Romanya'daki gazetelere verilen ilanlarında ise, gerçek çarpıtılmış, gemi yeni ve sağlam olarak duyurulmuştur. Yahudilere, son ana kadar 'daha iyi bir gemiye geçileceği' yalanı söylendi ve 800 kişi bu şekilde denize açılmaya mecbur edildi.

Filistin'e varma ümidiyle yola çıkan bu ahşap gemiye binenler İstanbul Boğazı'ndan geçip Filistin'e ulaşacaklarını düşünüyordu. 

 

struma

 

Yıkık dökük olan gemi, deniz ortasında arızalanınca, Yahudiler ellerindeki son değerleri eşyaları da satarak gemiyi tamir ettirmeyi başardılar. Ancak ikinci arızalanma, İstanbul'da yaşandı ve gemi Sarayburnu açıklarına çekildi. 

Uluslararası toplumun baskıları nedeniyle gemi, tam dokuz hafta sürece zorunlu bekleyişine de başlamış oldu. 

Almanya, yolcuların Türkiye'de karaya çıkarılmaması için Türkiye'yi uyarmış, buna bahane olarak da 'salgın hastalık' riskini göstermiştir. 

Yahudilerden oluşan gemi mürettebatının talihsizliği devam ediyordu. Filistin'i yöneten İngiltere de Struma'nın Filistin'e varışını istemeyen koalisyona katılmıştı. Artan Yahudi sayısının Filistin'de yeni Yahudi göçlerini tetikleyeceğini, bunun da yönetimini zora sokacağını düşünen İngiltere de geminin haftalarca limanda bekletilmesine göz yumdu hatta Türkiye'ye baskı uyguladı. 

O dönem Almanya ile müttefik olan Romanya da geminin yeniden ülkeye dönmesini kabul etmeyeceğini açıkladı. Böylece, Yahudiler için sonu ölümle bitecek umutsuz bir bekleyiş başladı.

 

 

 

struma

 

Türkiye ise, savaşın tarafı olmamak için yaşananlara sessiz kalıyor herhangi bir adım atmıyordu. Zira, savaşan tarafların ortak tek noktası Yahudi karşıtlığıydı. 

Yahudi cemaati ise karantina altındaki gemiye gıda ve giyecek yardımında bulunuyordu. Ahırdan bozma kamaralarda, 1942'nin çetin geçen kışında kalan Yahudilere yapılanlar tarihe büyük bir ayıp olarak not edildi. Hastalanan Yahudilere sağlık hizmeti de sunulmamıştır.

Kızılay dahil bazı kuruluşlar da yolculara ve mürettebata temel insani yardım malzemesi sağlasa da, Struma'nın ayrılmasına izin verilmiyordu. Gemidekilere her gün düzenli olarak 300 kilo ekmek, 100 kilo galeta, 100 kilo tuzlu uskumru balığı, 50 tane limon, 10 sandık portakal, 50 kilo şeker, 100 kilo havuç, 50 kilo helva, 1600 adet yumurta, 250 kilo patates, 3 kilo tuz, 50 kilo hurma, 50 kilo incir, 50 kilo salam, 10 şişe kanyak, 2 kilo ıhlamur, 200 paket sigara, 50 kilo fındık ve 50 kilo beyaz peynir veriliyordu.

Gemiden ayrılabilenlerin sayısı ise çok az olmuştur. Kanama geçiren hamile bir kadın, bir petrol firmasının Romanya müdürü olan Martin Segal ve ailesi şanslı olanlardandı. Zira, Vehçi Koç ailenin ayrılması için girişimlerde bulunmuştur.

Gemiden kaçmaya çalışanlarsa yakalandı ve yeniden gemiye bindirildi. 

Daha sonra gemi, Sarayburnu'ndan Karadeniz'e çekildi. O sırada yolcuların, 'Yaşasın Türkiye, bizi kurtarın' sloganlarına kulak tıkandı. 

Karadeniz açıklarına çekilen gemi Şile açıklarına getirildi. 

24 Şubat sabahı, büyük bir patlama ile batan gemi, 103' ü çocuk olmak üzere 768 kişiye mezar oldu. Kurtulmayı başaran iki kişiden birisi David Stoliar isimli bir yolcu ve diğeri ise geminin ikinci kaptanı Ivanof Diko oldu. Bu yolcular, ölmek üzereyken Türk kurtarma kayıkları tarafından bulunmuş ve kıyıya çekilmiştir. 

SC-213 kodlu Soyyet denizaltısının zabıtlarında, o güne dair resmi bilgiler yer almaktadır ve Struma'yı SSCB'nin batırdığı kayıt altına alınmıştır. Askeri arşivlerde de geminin nasıl batırıldığı net olarak anlatılmakta:

"Sc-213 denizaltısı ... 24.2.1942 sabahı korumasız vaziyetteki düşman gemisi Struma'ya rastladı ... Gemi 1118 metreden başarıyla torpidolandı ve batırıldı ... Genç subaylar ... Gemi Komutanı ve astsubaylar ... ve torpidoyu ateşleyen Kızıl Filo denizcileri ... cesaret örneği sergilemişlerdir."

Bugün İstanbul Valiliği tarafından düzenlenen törende ise hayatını kaybeden 768 kişi anıldı. 

Törene, İstanbul Valisi Vasip Şahin, Hahambaşı Vekili Rav İsak Perez, Türk Yahudi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh, Dışişleri Bakanlığı Araştırma ve Güvenlik İşleri Genel Müdürü Aylin Taşhan ile Yahudi cemaati temsilcileri ve davetliler katıldı. 

Törende konuşan Şahin, Struma kurbanları için “Hayattan erken koparılan, sevdikleri tarafından toprağa verilemeyen mağdurların aziz hatırasını saygıyla anıyorum” dedi.