Oca 24 2018

25 yıl geçti, Uğur Mumcu suikastı hala aydınlanmadı

Gazeteci, araştırmacı ve yazar Uğur Mumcu, ölümünün 25’inci yılında anılıyor. 24 Ocak 1993’te Ankara’daki evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu suikasta kurban giderek hayatını kaybeden Mumcu, daha öğrenciyken 26 Ağustos 1962'de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "Türk Sosyalizmi" başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülü'nü layık görülmüş, bu toprakların yetiştirdiği nadide kişilerden birisiydi.

Suikastın üzerinden 25 yıl geçmesine ve adli zaman aşımına 5 yıl gibi kısa süre kalmasına karşın Mumcu Suikastı, hâlâ aydınlanmadı.

UMUT (Uğur Mumcu Uzun Takip) Operasyonu'nu başından bu yana takip eden Adnan Gerger, BBC için kaleme aldığı yazısında yetkililerin operasyona fiyakalı bir isim vermek yerine bu suikastı aydınlatma cesaretini göstermeleri gerekirdi, diyor.

Operasyon çerçevesinde yakalanan insanlardan kimisi masum olduğunu söylerken, kimisi de poliste-savcılıkta ikrarda bulunarak Pişmanlık Yasası'ndan faydalanmak istedi.

Birçoğu ise tutuklandı, yargılandı, serbest kaldı. Ancak Gerger, tetikçilerin bir kısmının yakalanmış olmasının suikastın aydınlandığı anlamına gelmediğini hatırlatıyor.

Çeyrek asırdır ortada kalan soruları soracak yetkili dahi bulunmazken, adli süreç de devam ediyor. Kamuoyu, bu sürecin başlangıcında ve hemen sonrasında da neler yaşandığı bütünüyle bilmiyor.

Hedef şaşırtmak için ortaya atılan iddiaların hiçbirisi ne elle tutuldu, ne gözle görüldü.

Gerger, Mumcu'nun katillerinin yakalandığının resmi olarak açıklandığı UMUT Operasyonu'nun başlamasından tam 3 ay sonra, bu operasyonun nasıl fiyasko olduğunu ortaya çıkardığında kimsenin kendisine inanmak istemediğini hatırlatıyor..

Bilgileri dönemin Ankara Emniyet Müdürü rahmetli Kemal İskender'den aldığını ifade eden Gerger, dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve Emniyet Genel Müdürü Turan Genç bu haberini teyit ettiklerini söylüyor.

UMUT Operasyonu'nun "fiyasko" olduğu, katil diye yakalandığı resmen açıklanan iki zanlının yer göstermede yanıldıkları, birbirini tanımadıklarından anlaşılırken, daha sonra başka 2 kişi, suikastı gerçekleştirenler olarak yakalanacaktı.

Sonrasında asıl failinin ise yurt dışına kaçtığı ya da kaçırıldığı belirlenecekti ama hiçbir zaman kamuoyu Mumcu Suikastı operasyonunda tatmin edici bir yanıt alamadı.

Gerger, Mumcu suikastının anlaşılması için Türkiye'de 1988 yılından 1999 yılına kadar bir seri suikastlar zincirini hatırlamamız gerektiğine vurgu yapıyor.

Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı bunlardan bazıları.

Cumhuriyet gazetesinin 25 Ocak 1993 tarihli sayısının birinci sayfası

 

Mumcu Suikastı bu cinayetlerin en önemlisi ve en kırılgan olanıydı; Mumcu, ulaştığı belgeleri açıklayabilen, ülkede ve bölgede yaşanan olaylar hakkında analitik bir çözümlemeyle doğru tespitler yapabilen cesur bir gazeteci olarak tanındı.

Türkiye'nin siyasi ve toplumsal yaşam biçimini değiştirmek ve korkunun egemenliğini yaratmak gibi bir hedefi vardı bu suikastlerin.

DGM Cumhuriyet Savcısı Ülkü Çoşkun, "Bu işi devlet yaptırmıştır, siyasi iktidar isterse çözülür" sözlerini kullanmıştı.

‘’Mumcu Suikastının "Pandora kutusu" olarak nitelendirilen ve bu soruşturmanın en çarpıcı gelişmesi olarak kabul edilen; sonradan Adalet Bakanlığı da yapan Mehmet Ağar'ın Emniyet Genel Müdürlüğü'ne atandıktan sonra Mumcu ailesini ziyaretinde Güldal Mumcu'yla görüşmesi sırasında kullandığı bir ifadeydi’’ diyor Gerger.

Ağar, soruşturmanın önünde tuğla tuğla duvar örüldüğünü söylediğinde kendisine "Bir tuğla çekin, gerçekler ortaya çıksın" diyen Güldal Mumcu'ya "Bir tuğla çekersem duvar yıkılır" ile yanıt verilmişti.

Gerger şu soruyu soruyor:

‘’Böylesine tuğlalardan inşa edilmiş duvarlardan devlet olur mu? Devlet böyle bir töhmet altında nasıl kalabilir?’’

İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'in Mumcu Suikastını çözmenin, "devletin namus borcu’’ olduğunu söylemişti.

Ve bir hatırlamada bulunuyor Gerger: bu ülkenin geleceğine güvenle bakılması isteniyorsa, geçmişteki bu suikastların ve kanlı eylemlerin de karanlıkta kalan yönlerinin bir an önce ortaya çıkarılması gerekiyor.

Böyle olmadığı takdirde ‘’o duvar her zaman karşınıza çıkar, o tuğla da…’’