Devlet Sur’da yapılaşmayı ticarete döktü: Evler 1 milyona varan fiyatlarla satılıyor

Diyarbakır denilince Sur, Sur denilince Diyarbakır gelir akıllara. Yıkımlardan önce Sur; kentin en yoğun ticaret merkezi ve tescilli tarihi yapılarıyla yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı ve uğrak mekânıydı.

Çözüm sürecinde bölgede susan silahlar, oluşan barış atmosferiyle bu ilgi daha da artmıştı ancak 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri sonrası önce çözüm sürecinin bitirilmesinin ardından başlayan çatışmalarda, Surlular kadar semtin tarihi yapıları da olumsuz etkilendi.

Bundan üç yıl önce yaşanan çatışmalardan sonra 22 bin Surlu evini terk etmek zorunda kaldı, yerinden oldu. Tescilli tarihi yapıların bulunduğu Sur’un altı mahallesi Cevatpaşa, Savaş, Hasırlı, Cemal Yılmaz, Fatihpaşa ve Dabanoğlu dört yıldan beri yasaklı. Altı mahalleye çıkan tüm sokaklar şimdi altı metre beton bariyerlerle çevrili. Bu bariyerlerin içinde ne olup bittiğini pek kimse bilmiyor. Ancak, bir yükseltiye çıkıp uzaktan yasaklı bölgeyi seyredebiliyorsunuz. 

Çatışmalar sonrası hazırlanan raporlara göre, tescilli 89 yapı ve tescile değer 247 yapının da olduğu 3 bin 569 tarihi yapı yıkılmış durumda. Dört yıl boyunca yıkılan yapıların yerine ise ancak yüzde 20’si yapılmış.

Sur’un mahallelerindeki yapışık ve yanana olan evler yerle bir edildi. Tarihi Sur ile adeta özdeşleşen daracık sokaklardan şimdi eser yok. Bu boş alanların bazılarında villa tarzında kimi evler yapılıyor. Diyarbakırlıların “ucube” dediği bu evlere kimin oturacağı da hem merak hem de tartışma konusu.

 

 

Sur’da evleri yıkılan mağdurlar karamsar ve umutsuz. Birçoğu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapı bedeli olarak bankaya yatırılan paraya dokunmamışlar. TOKİ’nin önerdiği yıkım karşılığında evi de reddetmişler. 

Sur’da evi olup yıkılanlardan biri de gazeteci Ramazan Yavuz. Sohbetimizde Sur’a 1972’de taşındığını anlatıyor. Artık yok olan evini, “Havuzlu, eyvanı olan bazalt taşlarından yapılı tarihi bir evdi” diye tanımlıyor.

Sur’da çatışmalar öncesinde evinin bulunduğu sokakta ne barikat ne de hendek olduğunu dile getiren gazeteci Yavuz, “Evde en son annem ve ablam kalıyordu. Annem orada büyüdüğü için çıkmıyordu. 11 Aralık 2015’te terk etmek zorunda kaldılar. Çatışmalar bittikten sonra eşyalarınızı alın dediler. Ama eşya kalmamıştı. Eli boş döndüler. Evimiz tarihi yapı olduğu için yıkılacağını düşünmedik. Otelin çatısından baktık, ev diye bir şey kalmamış” diyerek o günleri anlatıyor. 

Yıkılan ev karşılığında yapı bedeli için bankaya 150 bin TL yatırılmış. “Parayı çekmedik” diyor ve ardından olup bitenlere tepkisini şu sözlerle anlatıyor:

“Bana sormadan evimi elimden alıyorlar, kendi belirlediği miktar üzerinden gelin anlaşalım diyorlar. Böyle bir ticaret var mı? Devlet burada ticaret yapıyor. Yeşil alan yapsalardı çıkar amaçlı değildir derdim. Evimin yerine yeni yaptığı yapıları yüksek meblağlarla satışa çıkarıyor. Amaç, Sur’daki mülk sahibine evine geri teslim etmek değil, ticaret yapmaktır. Devletin görevi vatandaşı korumaktır. Benden habersiz evimi yıkıyorsa ve kendine göre fiyat koyuyorsa art niyet ararım. Dört yıldır bekliyoruz, ne olacağını bilmiyoruz. Bizi arayıp soran da yok.” 

Kentteki birçok sivil toplum örgütü yeni inşa edilen yapıların geleneksel Diyarbakır mimarisine aykırı olduğunu, betonarme yapılara dış cephe bazalt giydirme yapıldığını belirtiyor. Yasağın dördüncü yılında Sur sakinleri, geri dönme umutlarını tamamen kaybettiklerini ve hem sosyal hem de ekonomik yönden ciddi sorunlar yaşadıklarını ifade ediyorlar. Apartman hayatına geçiş hepsini zorlamış. Surdaki komşuluk ilişkileri ve dayanışma kültürüne olan hepsinin ortak özlemi.

Sur’da evi yıkılanlardan kahvehane işletmeciliği yapan ve Sur İlçesi’ne bağlı Savaş Mahallesi’nin eski muhtarı Lokman Bakır anlatıyor: 

“Yasaklı bölgede evim yıkıldı. Kat mülkiyeti olmadığı için 37 bin TL yatırdılar bankaya. Kabul etmedim ve paraya dokunmadım. Oysa 2015’te 55 bin TL’ye alıcısı vardı. Yıkılan evimin karşılığında TOKİ den ev önerdiler. Zaten geri ödemesini yapamam. Evimin metrekaresine 460 TL bedel biçiyorlar. Ama metrekaresini 2 bin TL’den satıyorlar. Ticaret yapıyorlar. Kimsenin Sur mağdurlarını düşündüğü yok. Evimi istediğimi söyledim. Ben Sur’da doğdum, Sur’da büyüdüm. Dişiyle tırnağıyla Sur’da yapan artık orada oturamayacak. Benim gibi orta direk burada ev alamıyorsa diğerleri hiç alamaz. Sur’un demografik ve siyasal yapısı değişecektir. Metrekareye göre evimi istiyorum. Yuvamı yıktılar, bizi perişan ettiler.”

 

Bakır ile sohbetimizin ardından Sur mağduru bir yurttaş araya giriyor ve şöyle konuşuyor:

“Bize, istersek TOKİ'den ya da Sur'daki evlerden verebileceklerini söylediler. Ama evime biçilen değer 80 bin lira. Kabul etmedim, evimin gerçek değerini istiyorum. O parayla herhangi bir yerden ev alamam.” 

Adını vermek istemiyor Sur mağduru. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına inandığını söyleyerek, “Tüm güzel yerleri zenginlere peşkeş çekecekler. Bariyerlerin arkasında kalan alanda, yıkılan sokaklarımız vardı, evlerimiz vardı. Benim hayatım, çocukluğum, her şeyimdi orası. Benim geçmişim o betonların arkasında kaldı” diye üzüntüsünü ifade ediyor.

Hüseyin Erkan 1990’larda Sur’a yerleştiklerini, yıkılan evlerine cüzi miktarda bir bedel biçildiğini anlatarak şöyle konuşuyor:

“Parayı almadık. Başka yerden ev alacak gücümüz de yok. Babam hamallık yapıyor.  Madem evimizi yıkıyorlar, karşılığında ev istiyoruz. Bekliyoruz, ne olacağını bilmiyoruz. Sur bir muamma.”

 

Mimarlar Odası Başkanı Şerefhan Aydın’a Sur’daki son durumu soruyoruz. Aydın, Sur’da üç boyutlu mağduriyet yaşandığına dikkat çekerek, şunları söylüyor:

“Rızası olmadan yasal dayanak oluşturarak acele kamulaştırmayla el konuldu. İnsanlar kaçmak zorunda kaldığı için tüm eşyaları, anıları yaşanmışlıkları orada kaldı. Onlara ulaşamadı. Bir diğeri, rıza alınmadan yıkım gerçekleştirildi. Sonra yeni mağduriyetler çıktı.”

Aydın mağduriyetin boyutlarına şu detaylarla dikkat çekiyor:

“Maddi boyutuyla baktığımızda evin içindeki eşyalar ayrı bir kalemdir.  Evin kendisi yapının bedeli ayrıdır. Arazi bedeli de ayrıdır.  Bunlar sembolik olarak ödendi. Sembolik olarak kira verdiler. Zaman zaman da aksadı. Zaten kira da artık verilmiyor. Normal olağan bir yerde yapıyı yıkarsan birim fiyatları üzerinden ücretlendirilmesi gerekir. Ama ne yaptılar, Sur’daki yapıları çok yıpranmış gösterdiler. Yüzde 90 yıpranma payı göstererek ciddi bir mağduriyet yaşandı. 89 tescilli tarihi yapı yıkıldı.

Tamamına çok düşük bedel verildi. Yıktıkları bir eve en fazla 150 bin TL bedel verilirken,  400-500 bin TL’den satışa çıkarıyorlar. Burada ciddi bir rant dönüyor. Devletin paraya ihtiyacı olduğu artık nereden para sağlayabiliyorsa değerlendirmeye çalışıyor. Sur’da bunu gördük. Devlet de halkın alamayacağını biliyor. Sermayesi olan alacaktır. Beyaz yakalılar alacaktır. Sur içi politik göçlerle oluşan bir bölgeydi. Tamamı yoksul ve politik bir nüfustu. Orada artık politik Kürt nüfusu olmayacak sermaye sahibi beyaz yakalı dediğimiz kentin elit kesimi yaşayacaktır. Erdoğan da Sur’a dönük hayalim var demişti. Şu anda hayalini gerçekleştiriyor.” 

Şerefhan Aydın, 1945’te Hitler’in Varşova’yı bombalarken yüzlerce tarihi yapının yıkıldığını ama yok edilmediğini Hitlerin bile kalıntıları yok etmediğini hatırlatıyor. Aydın, “Polonya halkı Varşova’yı yeniden fotoğraf karelerindeki görüntüler ve anlatılarla yeniden ayağa kaldırdı. Ama Sur’da ne yapıldı? Tüm yapı kalıntıları Dicle nehrine döküldü” diyerek yaşanın Nazi zulmünü aştığını vurguluyor.

 

 

Şerefhan Aydın devam ediyor:

“Tescilli yapıların yıkılamaz. Ancak 89’u çoktan yıkıldığı için Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu şimdi ‘tescilini kaldırdık’ diyor. Sanki yapılar buharlaştı. Oysa kendilerinin onayı ile Çevre Şehircilik, DSİ, Karayolları ve Emniyet’in işbirliğiyle tescilli yapılar yıkıldı. 89 yapı için tek tek inceleme yapıyoruz. Bazılarının kalıntıları kalmış. Bazıları tamamen yok edilmiş. Bunlar hakkında tüm kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Tescilli yapı demek insanlığın ortak mirası demektir.” 

31 Mart seçimlerinde seçilen ve belediyeyi kayyımdan alan Sur Belediye Başkanı Filiz Buluttekin’e başkanı olduğu altı mahalleyle ilgili tasarrufu olup olmadığını soruyorum. Buluttekin, yasaklı olan Sur mahallelerinde neler olup bittiğini öğrenmek için sivil toplum örgütleriyle bir komisyon oluşturduklarını, ancak yazışmalara halen cevap alamadıklarını söylüyor:

“Her gün 15-20 kişi kapalı alanlarda neler oluyor, nasıl bir yapılaşma inşa ediliyor, neden halktan gizleniyor gibi sorularla Sur Belediyesi’ne başvuruyor. Şu anda Sur’da çalışmaların yüzde 20’si tamamlanmış. Halen bir belirsizlik var. Halk umutsuz. Çünkü bir muamma ile karşı karşıyayız. Sur’da bir milyon bedelle satışa çıkarılan binalar olduğu iddia ediliyor. Tamamen devletin rant alanına dönüştürüldü ve ben belediye başkanı olduğum ilçede oraları görmek için surların üzerine çıkmak zorunda kaldım.” 

 

Bir belediye başkanı olarak, yasaklı mahallelere girememenin nasıl bir duygu olduğu sorusuna ise, şu yanıtı veriyor:

“Belediye başka olarak girememem hukuka, mantığa, ahlaka da uymuyor. Şu anda bilinmez bir şeye evrilmesi ve kapalı tutulması insanın canını acıtıyor. Bunun tarifi yok.”

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.