Kas 14 2017

Sur’da yıkım sonrası yağma

DİYARBAKIR- Diyarbakır’ın tarihi Sur İlçesi sokağa çıkma yasakları ve çatışmaların ardından bu kez de Kentsel Dönüşüm adı atlında yıkılıyor. Tescilli yapıların dahi yıkıldığı ilçede, tarihi yapılara ait sütün başlığı, kaideler, işlemeli taşlar gibi tarihi malzemeler kayıp. İddialara göre bu taşlar batı illerinde ev, otel ve eğlence merkezlerine satılıyor. Kent dinamikleri, yasak ve kentsel dönüşüm ile Sur’un rant alanına döndüğünü ve herkesin pay kapma yarışına girerek, tarihi yağmaladığını söylüyor.

Türkiye’de 2016 yılına damga vuran sokağa çıkma yasakları ve şehir savaşı bölgede sosyal, kültürel ve ekonomik tahribatlara neden oldu. Diyarbakır’ın tarihi yerleşim yerlerinin başında gelen Sur, bu sürecin etkilerini derin olarak yaşayan ilçelerden biri. Yerel halkın ‘savaş’ hükümet yetkililerinin ısrarla ‘çatışma’ dediği bu süreçte yaşananlar telafisi mümkün olmayan tahribatlarla birlikte derin yaralar açtı. Dünyanın önde gelen insan hakları kuruluşlarından Uluslararası Af Örgütü Sur’da 28 Kasım 2015 tarihinde Dört Ayaklı Minare’de Diyarbakır Barosu Başkanı Tarih Elçi’nin öldürülmesinden sonra ilan edilen sokağa çıkma yasağı boyunca 79’u çocuk olmak üzere, 321 sivilin hayatını kaybettiğini duyurdu. Aynı raporda, yaklaşık 40 bin kişinin yerinden edildiği belirtildi. Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre; bu sürede yapılan operasyonlarda, aralarında 2 yüzbaşı ve teğmenin de bulunduğu 53 asker ile 17 polis ve 1 korucu olmak üzere toplam 71 güvenlik görevlisi hayatını kaybetti.

Sur1
FOTOĞRAFLAR: SERTAÇ KAYAR

7 bin yıllık tarihi Diyarbakır kalesini çevreleyen ve ilçeye ismini veren surlar; Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun ve geniş savunma duvarı olma özelliğine sahiptir. Yasaklardan önce 15 mahallenin toplam nüfusu 49.711’diydi. Kürtler, Domlar, Süryaniler, Ermeniler, Keldaniler ve Türklerden oluşan çok kimlikli ve kültürlü ilçede yaşayanların ortak noktası; büyük oranda kente 1990-1999 yılları arasında göçle gelmiş olmalarıdır. Ayrıca 2011 yılında Suriye’de başlayan savaştan kaçan Arap, Kürt ve Ezidiler de ilçenin nüfusuna katıldı. Sur’da 454’i sivil yapı, 148’i anıtsal yapı niteliğinde olmak üzere toplamda 602 tescilli yapı bulunuyor. Suriçi bölgesi, 1988 yılında Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun kararı ile “Kentsel Sit Alanı” olarak ilan edildi. 2015 yılında Dünya Miras Komitesi’nin 39’uncu toplantısında, ‘Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı’ Dünya Mirası olarak tescillendi.

Sur2

6 Eylül 2015 ile 30 Kasım 2015 tarihleri arasında Sur’da 15 mahalle ve 1 caddede toplamda 4 kez 8 gün sokağa çıkma yasağı ilan edildi. İlk yasak 6 Eylül 2015’te başladı ertesi gün sona erdi. Daha sonra 28 Kasım 2015’te gelen yasak birçok olaya gebe oldu. İki gün süren yasağın ardından yaşanan çatışmalarda Sur’daki birçok tarihi yapa zarar gördü. Yasağın kaldırılmasının ardından Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi yaşanan tahribata dikkat çekmek için Dörtayaklı Minare önünde açıklama yaptığı sırada uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Tahir Elçi’nin öldürülmesi bölgede faili meçnul cinayetlerin başlangıcı olarak yorumlandı. Aynı gün Sur’da yine yasak ilan edildi ve 30 Kasım’da kaldırıldı.

sur3

Ardından gelen 5. yasak 2 Aralık 2015’te yaşandı ve 8 gün sürdü. İlçe sakinleri tekrar abluka ilan edileceği düşüncesi ile evlerini terk etmeye başladı. İlçe sakinleri öngörülerinde haklı çıktı ve 11 Aralık 2015 tarihin en uzun sokağa çıkma yasağının miladı oldu. İlan edilen 6. sokağa çıkma yasağı Suriçi’nin bugün itibariyle 6 mahallede halen devam ediyor. Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala, yaptığı açıklamada Sur’daki bütün evlere girildiğini ve operasyonel faaliyetlerin 9 Mart 2016 Çarşamba günü sona erdiğini belirterek, arama tarama faaliyetlerinin ve sokağa çıkma yasağının bir süre daha devam edeceğini duyurdu. Sonrasında da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en seçkin birliği olan ‘Bordo Bereli’ olarak bilinen Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesinde 4 taburdan oluşan yaklaşık 150 kişilik birim gönderildi. Adeta seferberlik ilan edilen ilçede günlerce süren çatışmalar yaşandı.

Sur4

Operasyonun ardından TMMOB Şehir Plancıları Odası, eski uydu görüntüleri ile yasak sonrası görüntüleri karşılaştırarak bir bilanço çıkardı. Uydu görüntüsü ile yapılan karşılaştırmada bölgede toplamda 1312 adet yapının yıkıldığı tespit edildi. Yıkımın olduğu bölgenin alan büyüklüğü 11,6 hektardı. 595 tescilli yapıdan 89’unun tamamen yıkıldı. Yıkılan bu yapıların içerisinde 56 Adet Tescilli Sivil Mimarlık Örneği, 68 Adet de Çevresel Değerli Yapı bulunuyor. Diyarbakır Valiliği ile bazı sivil toplum kuruluşlarının yaptığı görüşmelerde verdiği bilgilere göre yasaklı bölgede geri kalan yapıların %45 inin daha yıkım tehdidi altında olduğu bilgisi paylaşıldı. Buna göre yıkım riski altında bulunan bölgede 3187 adet yapı daha bulunuyor. Geri kalan 3187 yapının 624 adetinin daha yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.

Sur5

Sur, genellikle 1990’lı yıllarda köyleri yakılan, boşaltılan yurttaşlar için bir barınaktı. Irak ve Suriye’deki savaştan kaçanların da barınağı durumundaydı. Yasaklarla birlikte söz konusu aileler ikinci bir göçü yaşadı. Yasağın en çok olduğu 6 mahallede ikamet eden nüfusun 25 bininden 23 bini yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldı. Göç eden ailelerin ilk tercihleri yine Suriçi’nde bulunan ve nispeten daha güvenli ve yasağın ilan edilmediği mahalleler iken, tercihler büyük ölçüde ekonomik kaygılara bağlı olarak şekillendi. Sur halkının tercih ettiği diğer yerler Bağlar, Şehitlik Semtleri, 500 evler, AFD evleri ve civar köyler oldu. Yasakların diğer mahallelerde de ilan edilmesinin ardından Sur genelinde 40 bini aşkın kişi göç etmek zorunda kaldı.

Operasyonların sona ermesinin hemen ardından 21 Mart 2016 yılında Bakanlar Kurulu’nca Suriçi’nde bulunan 7714 parselden 6292 parsel için, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. Maddesi’ne göre, acele kamulaştırma kararı alındı. Bu kararla, Suriçi’nde bulunan parsellerin yüzde 82’si kamulaştırılacak, geriye kalan yüzde 18’lik kısmın büyük bölümü ise TOKİ (Toplu Konut İdaresi) ile Maliye Hazinesi mülkiyetinde bulunan parseller olduğu için Suriçi’nin tamamı kamu mülkiyetine geçmiş olacaktı. Ayrıca Sur’a 12 karakol yapımı ve dar sokakların yıkılarak genişletilmesi de kurul onayından geçti.

Yasağın ardından acelece başlanılan yeni yapılar büyük tartışmalara neden oldu. Yeni yapılar ile ilgili projeye kent dinamikleri ısrarla dahil edilmedi. TMMOB’un yaptığı başvurular da sonuçsuz kaldı. Kısa sürede yükselen ilk yapılar Sur’un tarihi dokusundan uzak, altı beton üstü kaplama villa tarzı evler olduğu ortaya çıktı. Zaman zaman yapılan "Sur baştan aşağı yenilenecek" açıklamaları dışında, 1 Nisan'da referandum mitingi için Diyarbakır'a gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan "Toplam 2 bin Diyarbakır evi yapıp turizmin hizmetine sunacağız" dedi. Yapımı süren 44 evin inşaatından bazı fotoğraflar basına yansıyınca bu evlerin Diyarbakır mimariyle ilgisi olmadığını söyleyen meslek odaları kendilerine danışılmamasına tepki gösterdi.

sur6

Sokağa çıkma yasağının ardından ikinci büyük yıkım yasağın olmadığı ve 2009 yılında kentsel dönüşüm kapsamına alınan ancak halkın ve kent dinamiklerinin tepkisi üzerine Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi projeden çekildi ve yıkım durduruldu. Aradan yıllar geçtikten sonra sokağa çıkma yasağının ardından kamulaştırılan mahalleler Olağanüstü Hal’in (OHAL) de etkisiyle Sur’un Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde Mayıs 2017’de tekrar yıkım başladı. Şuana kadar 450’e yakın yapının yıkıldığı iki mahallede onbinlerce insan yerinden edildi. Evlerini satmak istemeyen mahalle sakinleri dava açtı, ancak hukuki süreç henüz devam ederken aileler göçe zorlandı. Önce elektrik ve sular kesildi, ardından altyapı tamamen bozularak göçe zorlanan mahalle sakinleri, henüz eşyalarını dahi çıkaramamışken polis eşliğinde yıkım başladı.

Yıkımın sürdüğü mahallelerde çıkmak istemeyen birçok ailenin evi yıkıldı. Alipaşa Mahallesi’nde bulunan evleri yıkılan Ak ailesi, bunlardan biri. Evlerinin enkazı üzerine çadır kuran Mehmet Ak ile ailesi “Çaresiz kaldık” diyor. “Yer yok, para yok nereye gideyim?” diye soran Ak “Evlerin kirası 900 TL’dir, ben her ay bu parayı nereden bulayım? Çadırı bile Suriyeli ailelerden 250 TL’ye aldım. Kendi mahallemizde mülteci olduk. Evlerin karşılığında çok az bir miktar para veriyorlar, kabul etmiyoruz. Artık yetkililer sesimizi duysun. ‘Gidin yardım edeceğiz’ diyorlar ama biliyorum gitsek 1-2 ay yardım eder sonra bırakırlar. Bir metre kar da yağsa gitmiyorum, buradayım” dedi.

Yıkımdan sonra Sur’u ziyaret eden CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu “Dozer ile iş makinalarıyla insanların evini başlarına yıkıyorlar, TOMA’larla da insanların demokratik tepkilerini ortaya koymalarını engelliyorlar. Bununla toplumsal barışı, huzuru sağlayamazsınız. Bu kentin dinamikleri, muhtarlarıyla buluşmadan nerede yapıldığı belli olmayan gizli, saklı olanlarla burayı dönüştüremezsiniz, yazıktır, günahtır. İnsanları kendi evlerinde susuz, elektriksiz bırakmak başka bir zulümdür. Bir mahkeme kararı olmadan zorla bu işlerin yapılması zalimliktir. Buradaki yaşamla alakası olmayan insanların, burada yaşamamış insanların, buraları yıkmaya, dönüştürmeye hakkı yoktur. Burada bir tarihi yok ediyorlar” şeklinde konuştu.

Sur’daki yıkımı durdurmak için kentteki siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve meslek odaları bir araya gelerek Sur’un Yıkımına Hayır Platformu’nu kurdu. Ahval’e konuşan Platform sözcülerinden Talat Çetinkaya, mahallelerde süren yıkım ve yaşananlarla ilgili bilgi verdi. Diyarbakır’ın ilk mahallelerinden biri olan Alipaşa’nın %95’i ve Lalebey’in %5’nin tamamen yıkıldığını belirten Çetinkaya, “Hazırladıkları proje etap etap bölünmüş. Bu birinci etaptır. İkinci etap Lalebey’in geri kalanıdır. Her ne kadar bedeller biçilmemiş ve hak sahiplerinin hesabına yatırılmamışsa bile bunun her an başlayabileceğini düşünüyoruz. Çünkü öyle bir plan var. 900’e yakın bir konut var. Orada da çok sayıda kişi göç etmek zorunda kalacak. Bu bir kriz halidir” dedi.

Sur7

Sur’da demografik yapının bozularak, ailelerin parçalanacağını ifade eden Çetinkaya, tarihi yapılar gözetmeksizin yıkımın yaşandığını söyledi. Çetinkaya şöyle devam etti: “Her ne kadar yıkan ekip, valilik ve hükümet yetkilileri ‘biz tarihe zarar vermiyoruz’ deseler de bunun koca bir yalan olduğu ortadadır. O mahallelerin her santimetresi bir tarihtir. Onların tarih diye nitelendirdiği şey daha önce tescillenen yapılar ki onlara bile dikkat etmiyorlar ve onları da yıktılar. Tescillenmemiş yapılar dahil olmak üzere hepsi tarihidir. Sokak dokusu onlara göre tarihi değil. Ciddi anlamda tarihi yapılar ve tarihi dokular yıkıldı, bunlar belgelidir. Şuan için durduramıyoruz ama bunu geleceğe saklıyoruz. Suç duyurusunda da bulunduk tüm uygulamaları ulusal ve uluslararası kamuoyuna da sunduk. Bu hakikat ortaya çıkacak bir gün. Bunları yapanlar yargılanacaktır.”

Yıkım ile tarihin yağmalandığını söyleyen Çetinkaya, kabartmalı taşlar, sütunlar gibi birçok yapı parçasının toplu olarak satıldığını kaydetti. Çetinkaya, “Gözle görülecek bir şekilde tarihi yapılara ait parçalar bir yere yığılıyor. Sonraki gün gidince o taşları traktör ve kamyonlara yükleyip götürüyorlar. Nereye götürüldüğü bilmiyoruz. Traktör başına 600-700 TL aldıkları söyleniyor. O taşların satıldığı, özel villalar, evler ve otellerin yapımında kullanıldığı söyleniyor. Bu taşlar nereye götürülüyor? Yerel taşeronlara peşkeş çekiliyor ve o tarihi taşlar satılıyor, yağmalanıyor. Sur şuan tam yağma ve talan alanına dönüştürüldü. Herkes aç kurtlar gibi saldırıyor ve pay kapma telaşı var.”

Ahval’e konuşan Mimarlar Odası Diyarbakır Şubesi Başkanı Şerefhan Aydın da yasaklı mahalleler ile ilgili bilgi vererek, başvurulara rağmen yasaklı mahallelerde inceleme yapmalarına izin verilmediğini söyledi. Sur’daki büyük yıkımın gizlendiğini kaydeden Aydın, “Biz buna savaş diyoruz ama yetkililer ısrarla bunu kabul etmiyor ve çatışma diyor. Kendi kentini helikopter ve tankla bombalarsan bunu çatışma olarak geçiştiremezsin. Tankla, topla dövülerek binlerce yıllık tarihi yapılar yıkıldı. Sur kentsel sit alanıdır ve istediğin çalışmayı yapamazsın ama bu yapıldı. Tarihi yapılar restore edilsin dedik ama hiçbiri yapılmadı. Şuan 40 kadar yeni yapı inşa edildi. Bu yapılar kesinlikle Diyarbakır’ın tarihi evlerine ve dokusuna uygun değildir. Özellikle sokak dokusunun korunmadığını tespit ettik ve raporla hazırladık. Restore edilen yapılar ve şuan yapılanlar arasında dağlar kadar fark var. Avlu standardı var ama daraltmışlar, sadece avlu var havası yaratmışlar. Bazalt taşlarını sadece kaplama yapmışlar.”

Tarihi yapılara ait malzemelerin durumuna dikkat çeken Aydın şunları söyledi: “Sur bir bütün olarak yok edildi. Birçok iddia kulağımıza geldi. Onlarca sütün başlığı, kaideler, işlemeli taşların molozla birlikte döküldüğünü gördük. Bununla ilgili suç duyurusunda da bulunduk. Alipaşa ve Lalebey’de gözle görülür şekilde bu yapılıyor. Batıdan gelen yıkım ekipleri tarafından orası şuan talan ediliyor. Bazı bölgelerde yapı taşları toplanmış ya satılıyor yada çalınıyor. Yıkım ekiplerinin bu işte parmağı olduğunu biliyoruz. Parayla alınamayacak taşlar, cüzi bedellerle satılıyor.”

Sur8

Sur’da bulunan Surp Giragos Ermeni Kilisesi başlayan operasyonlarla birlikte kapatılmıştı. Kapatıldıktan bu yana kiliseye ve çevresine giriş yasak. Uzun süre kiliseye girmelerine izin verilmeyen kilise yetkilileri birçok eşyanın çalındığı duyurdu. Surp Giragos Ermeni Kilisesi Vakfı Başkanı Ergün Ayık, yapının Ermeni cemaatinin Ortadoğu’daki en büyük kilisesi olduğunu ancak hırsızların tehdit ettiğini ifade etti. Kendilerinin dahi rahatlıkla giremediği kilisede her gün eşyalarının çalındığını belirten Ayık, kilisenin bulunduğu alanın halen yasaklı bölge olması nedeniyle son durumu görmek için en az 10 yerden izin almak zorunda kaldıklarını vurguladı. Ayık şöyle devam etti: “Operasyonlar bittikten ve kilise ağır hasar gördükten sonra su tulumbası ve elektrik panosu dahil kiliseden birçok malzeme çalındı.”

HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp de Sur’da yıkılan evlerin, tarihi dokuların taşlarının nereye götürüldüğünün bilinmediğini söyledi. Yiğitalp konu ile ilgili meclise önerge vererek tarihi taşları sordu. Yiğitalp, “Böyle taşlar korumaya alınır, nereye götürüldüğü tutanak altına alınır ve yeri, zamanı, kimler aldığı mutlaka bilinirdi. Ama böyle bir şey yok. En ağır iş makineleriyle yıkılıyor ve oradaki tarihi eserlerin nereye gittiği bilinmiyor. Şunu söylemek lazım: O tarihi eserler nerde? Sormak istiyoruz; nereye götürdünüz, nasıl muhafaza ettiniz? Nasıl çıkardınız, çıkarırken tarihi dokusuna uygun bir yöntem uyguladınız mı? Bunu soruyoruz, herhalde bunun muhatapları bunun açıklamasını yapacaklardır” şeklinde konuştu.